30 Mart 2012 Cuma

Bu Yazıyı Aleviler Okusun:Seçmeli Ders Aldatmacası

             Muhterem Cemaat ; biliyorsunuz ki  TBMM gündeminde bir milli eğitim sistemi değişikliği var. Bu değişiklikte bahsi geçen bir sürü çarpıklık ve alakasız maddeye ramen ben bu yazıda bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Efendim  "4+4+4 olacak" dediler, "biz kesintisiz eğitimi 12 yıla çıkarıyoruz" dediler, milletin gözünü önce bir boyadılar. Sonra baktılar ki milletten homurtular yükseliyor, önce TMBB komisyonundaki adeta "Gladyatör" savaşlarını andıran,tanımlamak için "REZALET" kelimesinin bile hayli yetersiz kaldığı düzeysizliği, orta çağ zihniyetini örtbas etmek için canla başla suni gündemler oluşturdular sonra baktılar ki yine olmadı ortalıkta 20 milyar dolar ihalesiz rant söylentileri, kızların uzaktan eğitimle okullardan alınması, erkeklerin çocuk işçi olarak kullanılmasının önünün açılması falan ayyuka çıktı ne yapsak ne yapsak dediler bu sefer uzaktan eğitim olayına bi ayar verdiler ama yine olmadı insanlar yine huzursuzluklarını dile getiriyor yurdun her yerinde 4+4+4 yasasına karşı eylemler düzenleniyor, bu sefer polis zoruyla bu eylemleri düzenleyen ve katılanlara en orantısız ve kontrolsüzünden şiddet ve orman kanunlarını bile yaya bırakacak şekilde hukuksuzca saldırdılar.Ama yine olmadı bu sefer insanlar daha çok haykırmaya,bu yanlışı heryerde dile getirmeye devam ettiler her ne kadar medya bu olayları mümkün olduğu kadar görmemeye,duymamaya ve küçümsemeye çalışsa da yeterli olmuyordu.Bu sefer ne yapalım ne yapalım derken yine en bilindik en etkili taktiklerini uygulamaya karar verdiler "Din Sömürüsü" evet. Biliyorlar ki bu kör cahil milletin sırtına çıkıp sabahtan akşama kadar kırbaçlamanın ve gık dememesinin tek bir yolu var kurdukları cümleler içerisinde "din, iman, kuran, allah, muhammed, başörtüsü" gibi sözcükleri yerleştirip "eşşeğin" keyfine varmak... Zorunlu din dersini kaldıracakları yerde üzerine başka dersler getiriyorlar.Bu bakanlığın ismi milli eğitim mi yoksa dini eğitim mi ?
           MHP'nin de desteğini alarak hemen tasarının arasına "Seçmeli Kuran Dersi, Hz.Muhammed'in Hayatı" dersleri gibi kel alaka maddeler ekleyerek toplumun büyük bir kesiminin sesini "DİN" kalkanının arkasına saklanarak kesmeyi hedeflediler. Zaten bu iktidarın temel politikası budur. Gelmek istediğim nokta da burasıdır. "Seçmeli Kur'an Dersi" demek çok büyük bir aldatmacadır.Herkes şunu bilmelidir ki 35-40 kişilik sınıf mevcudlarında 8-10 yaşındaki öğrenciler arkadaşlarının bir kısmı Ben Kuran dersi almıyorum, Ben Hz.Muhammed'in Hayatı dersini almıyorum  veya alıyorum diye birbirinden ayırılamaz. Bu seçmeli dersler öğrenciler tek tek ayrılarak değil, sınıf sınıf ayrılarak verilir. Örneğin 5-A sınıfı seçmeli ders olarak Kuran alır. Yani 5-A sınıfından 3 kişi "ben bu dersi almıyorum" diyemez.Yasal olarak deme hakkı tanınsa bile diyemez.Hem o topluluğa uyumsuzluk, dışlanma korkusu ve ya öğretmen baskısı gibi birçok etken işin içine girdiğinde o çocuğun bahsi geçen dersleri almama,reddetme gibi bir şansı zaten otomatikman ortadan kalkar.
          Şimdi gelelim ikinci kısıma; "Eee ne olmuş yani Kuran dersi alsa ne olur, Hz Muhammed'in hayatını öğrense ne olur!? " Hiç birşey olma elbette.Bilgiden zarar gelmez fakat bu ülkede "sünni müslüman" olmayan milyonlarca insan var.Alevisi var,lazı var kürdü,çerkezi,ermenisi,süryanisi bir sürü etnik kökeni ve dini inancı farklı kimse var.Siz bu insanların çocuklarını böyle bir okul baskısı,sınıf baskısı,hoca baskısı ve emrivakisi altında sünni müslümanlığını dikte etmeye çalışır ,onları asimile etmeyi hedeflerseniz( BOP gereği) elinize sadece kin ve nefret tohumları ekilmiş genç beyinler geçer.Birbirinden nefret etmeye başlar içten içe düşman edersiniz o çocukları. " AA Eren sen kuran dersi almıyor musun? aa Ali sen muhammedin dersine neden gelmiyorsun? yoksa sen müslüman değil misin? yoksa sen GAVUR musun?" soruları bu çocukların muhatap olacağı ilk sorulardır.Devamındaki dışlanma ve kavgayı siz düşünün!!!
            Siz bir taraftan Alevi insanların yakılmasına göz yumacaksınız, onları seçim meydanlarında aşağılayacak, ötekileştirecek, hakaretamiz hitaplar içerisinde bulunacaksınız, onların ibadet ettikleri yerleri devlet olarak tanımayacaksınız, ondan sonra onların çocuklarına "dindar nesil yetiştireceğim" söylemi altında zorla kendi mezhebinizi dikte etmeye çalışacaksınız ve sonra bu ülkede barış ve huzur ortamından bahsedeceksiniz.
             İnsan oğlu uzaya çıktı fakat biz hala bu köhnemiş fikirlerle,sakat beyinlerle mücadele etmek durumunda kalıyoruz.Bilim üretmek şöyle dursun genç beyinlerimizin hurafelerle,adına din denilen ama altında binbir türlü Atatürk ve Laik cumhuriyet düşmanlıkları zırvalarıyla doldurulmaması adına mücadele vermek zorunda kalıyoruz (ki burada gerçek din ve gerçek dindar insanları kesinlikle ayrı tutuyorum.burada bahsettiğim dini alet ederek beyin yıkanmasıdır). Elbette insanların dinlerini özgürce yaşamasında kimsenin engel olmaya hakkı yoktur ama bir tarafa kepçeyle verir gibi görünürken diğer tarafın gözünü çıkarıyorsanız işte sizin samimiyetsizliğiniz burada kendini belli eder ve amacınızın aslında çok çok farklı olduğu ortaya çıkar.
 
@OffluHoca      

28 Mart 2012 Çarşamba

1993-2012 Türkiye: Yangın yeri

UNUTMAYACAĞIZ

1993-2012 Türkiye: Yangın yeri


2 Temmuz 1993’te, Sivas’ta, Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak için şehirde bulunan 35 aydın ve sanatçı yakılarak katledildi.

Madımak Oteli durup dururken çıkan bir yangınla kül olmadı. Madımak Oteli’ndekiler, saatlerce süren “Müslüman Türkiye”, “Sivas allahsızlara mezar olacak” haykırışlarıyla beraber yakıldı. Ölenler farklı inanç, mezhep ve etnik kökenden olsalar da; o gün orada Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılarak özgür düşüncenin sesini yükselttikleri için öldürüldüler. Göstericilere “Allahım bu senin ateşin” nidalarıyla benzin bidonu uzatılmasını televizyonlar canlı yayınladı.

Sivas’ta katliam da, hukuksuzluk da, zaman aşımı da göz göre göre ve devlet eliyle geldi. Sekiz saat boyunca süren olaylar sırasında jandarma ve polis oradaydı, müdahalede bulunmadı. Dönemin gazete ve köşe yazarlarının, öncesinde hedef gösterip sonrasında katliamın sorumluluğunu yakılanlara yıktığı manşetleri/başlıkları da, Başbakan Tansu Çiller’in “Halktan kimseye zarar gelmedi” sözü de, Refah Partili Adalet Bakanı’nın katliam sanıklarını hapishanede ziyaret edişi de unutulmadı. Dava başından sonuna uzun bir skandaldan ibaretti. Polis kayıtlarında linç güruhunun 15 bin kişiyi bulduğu tespit edilmişken, onca kamera kaydına rağmen 124 kişi yargılandı, yalnızca 47 kişi ceza aldı. 19 yıl boyunca yakalanamayan davanın baş sanığı Sivas’ta öldü; diğerleri sigortalı memur olarak çalıştı, askerlik yaptı, evlendi, çocuğunu nüfus müdürlüğüne kaydettirdi, sınır dışına çıktı ancak bir türlü “yakalanamadılar.”
Sivas Katliamı’nın yaşanması da, yirmi yıla yakın zamandır örtbas edilip davanın zamanaşımına uğratılması da bir kaza ya da tesadüf değildir. Sivas’ı ortaya çıkartan zihniyet, bugün sadece temsilen değil, bizzat iktidardadır. Öyle ki, dava sırasında sanıkların avukatlığını yapanlar bugün iktidar partisi milletvekilleri olmuş, Sivas Katliamı davasında zamanaşımını engelleyecek düzenleme ise Meclis’te iktidar partisinin oyları sayesinde reddedilmiştir. Sivas Katliamı, radikal bir grubun bir anlık öfke histerisinin değil; her türlü muhalif ve özgür düşüncenin karşısına sistematik biçimde Türk-İslam sentezci söylemiyle dikilen ayrımcı ve dışlayıcı devlet politikalarının sonucudur. Yanık bedeni Sivas 93’ün simgelerinden olmuş Metin Altıok’tan lanetli bir kehanet gibi bize kalan “tekinsizim size göre / ibret için yakılması gereken” dizeleri, bu düşmanlıkla yüzleşmek zorunda kalmış hemen herkesin haykırışıdır.

Sivas Katliamı, doğrudan özgür düşünceyi hedef alan bir saldırıdır. Hiç gizlemediği inançsızlığı yaşananların sonrasında dahi katliama gerekçeymiş gibi gösterilen Aziz Nesin’in ve orada hayatını kaybeden tüm aydınların fikri miraslarını Sivas cehenneminden ayrı anamayacağımız gibi, Sivas Katliamını da bu aydınlardan ayrı anamayız.

Nice Sivas'ların yaşandığı bir ülkede Başbakan halen “Ateist nesiller mi yetiştirelim?” sözleriyle ateistleri, siyaseten işine geldiği her fırsatta da sünni müslümanlık dışındaki inançları hedef gösterebiliyorsa; Sivas Katliamı davasının zamanaşımına uğratılması, yeni Sivas'lara davetiyedir. Bu hedef gösterme karşısında yapılacak en anlamlı şey, dincilerin yaktığını dindar nesillerin unutturmasını engellemektir.

Sivas Katliamı Davasının zamanaşımına uğratılması, devlet eliyle gelen katliamın yine devlet eliyle ört bas edilmesi demektir. Sivas Katliamı sorumlularının cezalandırılmaması; siyasi görüşleri, inançları ya da inançsızlıklarını sebep göstererek insanları yakan bir zihniyetin devlet tarafından korunması ve böylelikle cesaretlendirilmesi demektir. Ateist/ agnostik/özgür düşünceliler olarak bizler; yeni Sivas’ların bir daha yaşanmaması için, özgürce söz söyleme güvencemizin olması gerektiğini savunuyoruz. Bu güvencenin sağlanması adına; açık bir nefret suçu olan Sivas Katliamı’nın “insanlığa karşı işlenen suçlar” kapsamında tutularak, sorumlularının cezalandırılmasını istiyoruz.


*Bu metin; 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yakarak, bugünse davayı zamanaşımına uğratarak bizi susturmaya çalışanlara karşı; “Özgür düşünce engellenemez” demek ve Sivas Katliamı Davası’nın takipçisi olan herkesle dayanışmak için aşağıda ismi geçen blog, web sitesi ve sayfaları tarafından kaleme alınmıştır.

AteistFilmler
Ateist/Agnostik Video Sayfası
Dinlerden Özgürlük
Düşünsel Evrim
FelisAgnosticus
GarajımdakiEjder
GreenerNautilus
HümanistHomosapiens
MustafaTürksavaş
Out for Beyond
TuranDursunsitesi
VedaKubbesi

Suriye'ye Askeri Müdahale Türkiye İçin İntihar Olur


   ABD’li yazar ve tarihçi Griffin Tarpley Press TV ile yaptığı özel röportajda, Türkiye’nin İslami ve laik iki parti arasında bölündüğünü ancak Türkiye’nin aynı zamanda yüzde 25 olan bir Kürt nüfusa sahip olduğunu belirterek, eğer NATO Suriye’ye saldırırsa Kürtler'in isyan çıkaracağı ve isyanın Türkiye’ye yayılacağı ve Türkiye’nin isyancıların hedefi haline gelebileceği iddiasında bulundu.

Bazı eleştirmenlerin, ABD’nin işgalinden sonra Irak Kürdistan bölgesinin özerkliği ve şuan Suriye’de olanlarla arasında paralellikler olduğunu söylediğine dikkat çekilerek, “Bunun, bölgede ABD yanlısı bir Kürt devleti desteklemek amacıyla Batı’nın planının ikinci adımı olabileceğini söyleyebilir misiniz?” sorusuna yönelik Tarpley, eğer Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de Kürt varlığı varsa daha sonra da Türkiye’deki Kürtlerin çekim kutbu olacağını dile getirdi.

 
-“ABD, TÜRKİYE VE SURİYE’Yİ KARŞI KARŞIYA GETİRİYOR”-

Griffin Tarpley, Suriye yönetiminin ayaklanmayı temelde bastırdığını ve bunun ABD için yenilgi anlamına geldiğini iddia ederek, Obama yönetiminin bu yenilgiyi gidermek için Türkiye ve Suriye’yi karşı karşıya getirdiğini öne sürdü.

Tarpley ayrıca, Suriye Ulusal Konseyi güçleri, gözlemciler ve Özgür Suriye Ordusu’nun dünyada bir histeri yaratmaya çalışmak için, öldürülen kişi sayısını şişirecekleri ve bunun Türkler'i harekete geçireceği yorumunu yaparak şöyle devam etti:

“Bu Türkiye için ulusal bir intihardır. Atatürk bunu biliyordu. Kürt-Türk liderler Atatürk’ü küçümsüyor. Eğer onun bilgeliğini takip etselerdi bu durumda olmayacaklardı ve geri adım atmaları gerekiyor.”


habererk