cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2012 Pazar

Misyon Bitti : Taraf




Ahmet Altan, kurucusu ve altı yıldır Genel Yayın Yönetmeni olduğu “yeşil başlıklı” gazeteden “mali sıkıntılar” yüzünden istifa etmiş...

Elbette; ekibi de onu izlemiş!

Bugüne kadar işsiz kalan her meslektaşım için üzüldüm.

Ama bu sefer; hayır!

Çünkü teknik kadroda, haber servislerinde ve yazı işlerinde çalışan gerçek emekçiler hariç, Taraf’ı kuran ve yöneten “misyonerleri” hiçbir zaman “meslektaşım” olarak görmedim, göremedim!

Onlar için üzülmüyorum; çünkü bu arkadaşların yeni yerlerde yeni misyonlar üstlenmeyi başaracaklarını ve gemilerini yüzdüreceklerini adım gibi biliyorum!

***


Önce çok basit bir soru soralım: Ahmet Altan’ın ve yardımcısı Yasemin Çongar’ın yönettiği Taraf, altı yılda ne yaptı?

1) Misyoner gazetecilik kavramını kurumsallaştırdı.

2) Temel misyonunu Atatürk devrim ve ilkeleriyle savaşmak olarak belirledi ve bunu başarıyla hayata geçirdi.

3) Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkan tüm kişi ve kurumların üzerine pervasızca gitti. Örneğin bir muhabirine bavul içinde gelen belgeleri, sorgulamaksızın yayınlamaktan çekinmedi ve Balyoz Soruşturması’nın açılmasını sağladı. Bu konudaki ısrarlı yayınıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesini çökertti. Yüzlerce subayın sahte dijital belgeler yüzünden mahkûm edilmesini sağladı.

4) Mahkemede yargılanıp hakkındaki hüküm kesinleşinceye kadar masum sayılması gereken insanlar hakkında peşin hükümle yargısız infaz yaptı. Ergenekon ve Balyoz sanıkları hakkında linç kampanyaları başlatmaktan geri durmadı.

5) TSK’ya yönelik yayınlarını her ne kadar “anti-militarist bir duruş” olarak açıklamaya çalışsa da aynı tavrı TSK’nın iktidarla iyi ilişkiler kuran yeni yönetimine karşı sürdürmedi.

6) Bir gazetenin en önemli gücünün, finansmanının şeffaf olmasından kaynaklandığını unutup; nasıl finanse edildiğini bugüne kadar açıklayamadı. Cemaat matbaasında basıldı, yandaş medyanın dağıtım şirketi tarafından dağıtıldı.

7) Sözüm ona din ve inanç özgürlüğü, anayasa değişikliği, demokratikleşme, yargı paketleri konusunda gözünü kırpmadan desteklediği iktidarla zaman zaman “kavga ediyormuş” gibi yaptı ama nedense bu kavgaların hep “iktidar ile cemaatin arasının açıldığı günlere denk gelmesi”, akıllara bu gazetenin de aslında bir cemaat gazetesi olduğu kuşkusunu düşürdü!

8) Atatürkçü kesimlere, yurtseverlere esirgemediği eleştirilerini bir kez olsun, dini siyasete ve ticarete alet edenlerle, sömürgeci yabancı güçlere yöneltemedi.

9) WikiLeaks belgelerinin Türkiye’deki yayın hakkını aldı ama belgelerin Türkiye ile ilgili bölümlerinin sadece bir bölümünü yayınladı. En kritik iddiaların yer aldığı bölümlerin üzerine yattı.

10) Sözüm ona özgürlük maskesini yüzünden hiç çıkarmadı ama en küçük aykırı sese bile tahammül edemedi. Bu nedenle birçok çalışanıyla ve yazarıyla yollarını ayırmaktan çekinmedi.

***


Bugün gelinen noktada, Altan ailesinin en kavgacı üyesi Ahmet Altan’ın “Taraf”la üstlendiği “TSK’yı ve Atatürkçü kurumları yıpratma misyonu” bitti.

Misyon bitince ve hele hele Ahmet Altan son dönemlerde iktidara karşı sert yazılara başlayınca; bu gazeteyi finanse eden birileri (!) desteklerini çekme kararı aldı.

Sonuçta, misyon bitti, para gitti, Ahmet Altan’a ve arkadaşlarına yol göründü.

***


Genç gazeteciler ile gazeteci adaylarının Taraf örneğinden alacakları ders basit:

Kendilerinin peçete gibi kullanılmasına izin verenler, gün gelince buruşturulup çöpe atılacaklarını da bilmelidir!

mustafa mutlu

kaynak:gazetevatan

28 Mart 2012 Çarşamba

Cemaatler Arası Kuran Meali Savaşı




Mealini söyle, sana cemaatini söyleyeyim. Durum bu hale geldi. Cemaatler arasında meal savaşı var. İşte ilginç tablo.
Newsweek Türkiye dergisi yine ilginç bir habere imza attı. Cemaatler arası meal savaşı başlıklı haberde hangi cemaatin hangi meali okuduğu ve meal çevrilerinde yapılan hatalar ayrıntılarıyla anlatılıyor.

İstanbul Fatih’te bir apartmanın zemin katı. Kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün mescidi burası. Cübbeli Ahmet, kürsüde kendine has üslubuyla vaaz ederken cemaatin iyi tanıdığı bir ismi sert sözlerle eleştiriyor. Bu kişinin düşüncelerinin “sapkın ve tehlikeli olduğunu” belirtip insanları uyarıyor.

Kavganın nedeni bir meal

Her hafta dozajı artan kavganın ardında AKABE Grubu’nun lideri Mustafa İslamoğlu’nun yazdığı bir Kur’an meali var.

İsmailağa cemaatinin veliaht lideri Cübbeli, İslamoğlu’nun “Hayat Kitabı Kur’an/Gerekçeli Meal” kitabıyla “İslam ve Müslümanlar’a büyük zarar verdiğini söylerken, tarikat mensupları onun melun (Allah tarafından lanetlenmiş) olduğunu savunuyor. Bu üslupta olmasa da İslamoğlu gibi meal yazarlarına ilahiyatçıların tepkisi de büyük.

Mealini söyle, cemaatini söyleyeyim!

Aslında meal tartışmaları 1970’lerden beri yapılıyor fakat bugün farklı ve daha sarsıcı bir kavga söz konusu. İlahiyatçılara göre Türkiye’de her cemaat kendine has bir meal oluşturmaya başladı.

İslam bilginlerine göre İslam’ın ilk kaynağı tartışmasız Kur’an-ı Kerim. Ardından sünnet, icma ve kıyas geliyor. Meal, Kur’an’ın birebir Türkçe açıklaması anlamına geliyor. Ancak Türkçe meal, Kur’an olarak kabul edilmiyor. Müfessirler, mealin hiçbir zaman Kur’an yerine geçmeyeceğinde hemfikir. Kur’an ilk ve en önemli kaynak olduğu için onunla ilgili her çalışma İslam dünyasında büyük yankı buluyor.

50 yılda 115 meal

Kesin olmayan bilgilere göre Türkiye’de son 50 yılda 115 farklı kişi, 115 farklı meal kaleme aldı ve piyasaya sürdü.

65 dilde ise 2 bin 672 adet basılmış Kur’ân-ı Kerim tercümesi var. Sırasıyla Farsça, Türkçe ve Urduca tercümeler, tespiti yapılan tercümelerin yaklaşık yüzde 95’ini oluşturuyor. Bu oran Türkçe meal çalışmalarının ne kadar yaygın olduğunu ortaya koyuyor.

Hangi meal ne kadar sattı?

Uzun süredir piyasada olan Elmalılı Hamdi Yazır ve Ömer Nasuhi Bilmen’in mealleri, birer milyondan fazla sattı. Yarım milyonu deviren meallerin sayısı da azımsanamaz. İşaret Yayınları’nın bir yetkilisi, Muhammed Esed’in “Kur'an Mesajı” mealinin 500 binden çok sattığını söylüyor.

Yaşar Nuri Öztürk’ün “Kur’an-ı Kerim Meali (Türkçe çeviri)” kitabı 150 baskı yaptı. Bu da 500 bin civarında bir satışa tekabül ediyor. Prof. Suat Yıldırım ve Prof. Süleyman Ateş’in mealleri de çok satanlardan. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından çıkarılan “Kur’an-ı Kerim Meali” ve yine Diyanet tarafından bastırılan Prof. Dr. Halil Altuntaş ile Dr. Muzaffer Şahin imzalı aynı adlı eser de çok satanların başında.

Tahminen Türkiye’de yılda 650 - 700 bin adet meal okuyucuyla buluşuyor. Cep, orta, büyük boyları bulunan bu meallerin fiyatlarının 25 ila 100 lira arasında değiştiğini söylersek işin ticari boyutu ortaya çıkmış olur. Bunun yanında, her cemaat ve dinî hareketin kendine ait bir meale sahip olma isteği de piyasada çok sayıda farklı mealin bulunmasında önemli bir faktör.

Hangi grup hangi meali okuyor?

Fethullah Gülen Grubu: Prof. Suat Yıldırım’ın “Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali” ile Ali Ünal'ın “Allah Kelamı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali.”

Süleymancılar: Kur’an-ı Arapçası’ndan okuyorlar. Meal olaraksa Hasan Basri Çantay ve Elmalılı Hamdi Yazar’ınkiler gibi klasikleri tercih ediyorlar.

İsmailağa Tarikatı: Son yıllara kadar Hasan Tahsin Feyizli’nin “Feyzul Furkan”ını okurlardı. Ancak şimdi kendi tarikatlarında öne çıkan kişilerin oluşturduğu bir komisyonun yazdığı “Ruhu-l Furkan” isimli meali okuyorlar. Hem tarikatın lideri Mahmut Ustaosmanoğlu hem de veliahtı Cübbeli Ahmet, bu meali alıp okumaları gerektiğini tavsiye ediyor.

Erenköy Cemaati ya da Altınolukçular: Prof. Hamdi Döndüren’in “Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali.”

Milli Görüşçüler: Necmettin Erbakan’la birlikte Saadet Partisi Başkanı Prof. Numan Kurtulmuş’un temsil ettiği bu hareket Kur’an öğrenmeyi, meal ve tefsir takip etmeyi teşvik ediyor. Mahmut Toptaş, Ali Bulaç ve İhsan Eliaçık’ın meallerini okuyorlar.

Nesil Grubu: Nurcu hareketin önemli kollarından. Said Nursi’nin Risale-i Nur’u onlar için başucu kitabı ve aynı zamanda Kur’an tefsiri. Yine de mealsiz değiller. İhsan Atasoy, Ümit Şimşek, Mehmet Paksu ve Cemal Uşsal tarafından kaleme alınan “Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali”ni dikkate alıyorlar.

Menzil Tarikatı: Adıyaman merkezli grubun müritleri daha çok şeyhlerinin ağzından çıkan sözü dikkate alıyor. Onlar da tıpkı Süleymancılar gibi klasikleri tercih ediyor.

İskenderpaşa Tarikatı: Prof. Esat Çoşan’ın vefatından sonra zayıflayan ve Hakyol olarak da bilinen grubun okuduğu meal, Feyizli’nin “Feyzul Furkan”ı.

AKABE Grubu: Hilal TV kurulduktan sonra popülaritesi arttı. 2008’in ortalarına kadar kendi mealleri yoktu. Daha sonra liderleri İslamoğlu’nun yazdığı, “Hayat Kitabı” müritlerin başucu meali oldu.

Bağımsızlar: Sayıları giderek artıyor. Her meselenin tartışılmasından yanalar. Bağımsız ve eleştirel gözle bakan entelektüellerin kaleme aldığı eserleri okuyorlar. Ali Bulaç, İhsan Eliaçık, Doç. Mustafa Öztürk ve Ahmet Tekin’inkiler gibi.

Akademisyenler: Herhangi bir cemaat ve tarikat üyesiyseler önce bunların dikkate aldığı mealleri okuyorlar. Değillerse genelde Türkiye Diyanet Vakfı meali ile Muhammed Esed’in “Kur’an Mesajı’nı” takip ediyorlar.

Sosyete: Kastımız, İslami sonradan öğrenmeye yönelenler. Sayıları çok değil. Genelde Yaşar Nuri Öztürk, Süleyman Ateş ve Elmalılı Hamdi Yazır’ı tercih ediyorlar.

Pek çok meal hatalarla dolu

İlahiyatçılara göre, Muhammed Esed’in mealinin çok kötü bir kopyası olarak değerlendirilen İslamoğlu’nun meali gibi piyasadaki pek çok meal hatalarla dolu. Örneğin “takva” sözcüğü İslami literatüre göre “korunmak” demek. Üstelik bu tabir Kur’an-ı Kerim’de 274 yerde geçiyor. Ancak birçok mealde, takva tabiri “korkmak, çekinmek ve sakınmak” anlamında kullanılmış. İlahiyatçı yazar Ahmet Tekin, “Takva eğer korku manasında ele alınırsa İslam eşittir korku dini olur” diyor. Tekin’e göre, Diyanet’in mealinde bile 380 grup hata var. Kendisi de bir meal yazarı olan Doç. Mustafa Öztürk başka bir örnek veriyor. Ona göre Necim süresi 7. ve 9. ayetleri Cebrail ile Peygamber arasındaki iletişimi anlatıyor. Ancak birçok meal yazarı Cebrail yerine Allah’ın Muhammed ile görüştüğünü yazıyor. “Ayette, ‘O en yüksek ufukta idi’ olarak anlatılan kişi Cebrail’dir” diyor Öztürk.

İlahiyatçı yazar Ali Eren, Türkiye’de mealcilik yapanların vahim hataları nedeniyle İslam’ın en temel esaslarının bile tartışmalı hale geldiğini savunuyor. “Kimisi Kur’an’da başörtüsü yok’, kimisi var diyor. Kimi meal yazarları, ‘Kur’an’da kurban yoktur’ derken, bunun aksini savunan çok kişi mevcut” diyen Eren, Prof. Öztürk ile Prof. Ateş’in meallerine atıfta bulunuyor. Her iki yazarın meallerinde “Kur’an’da başörtüsü yoktur” manası çıkıyor. Konuyla ilgili konuştuğumuz Ateş, Kur’an’da kadınlara yabancı erkeklerin bulunduğu ortamda ziynetlerini örtmelerinin emredildiğini, bunun da bir örtüyle gerdanlarını örtmek şeklinde olduğu düşüncesinde ısrarlı. Mealdeki hatalara en bariz örnek olarak Abese Suresi’nin 1. ile 6. ayetlerindeki ifadeler gösteriliyor. Burada Peygamber, Mekke’nin ileri gelenleriyle görüşme halindeyken âmâ bir vatandaş gelip bir şey sormak istiyor. Ancak Peygamber o âmâ vatandaşı dinlemeyip yüzünü ekşiterek sırtını dönüyor. Mustafa İslamoğlu ile Ali Ünal’ın meallerinde âmâya sırtını dönen kişinin peygamber değil zengin Mekkeli müşrikler olduğu ileri sürülüyor. Oysa Mustafa Öztürk ve Ahmet Tekin’e göre bu yanlış; Allah, Peygamber’in şahsında engelli insanlara yanlış tutum takınacak insanları uyarıyor. Kaldı ki sonraki ayetlerde Peygamber, Allah tarafından uyarılıyor.

İlahiyat Profesörü Hayri Kırbaşoğlu, “meallerdeki zorlama çeviriler, gereksiz-uygunsuz ifadeler, yanlış hükümler ve yetersizlikler saymakla bitmez” diyor. “Kendi anladığı şeyi Kur’an’a söyletmek” düşüncesiyle hareket eden bazı kişilerin meşhur olmak ve para kazanmak amacıyla en kolay yol olarak meal yazdıklarını savunan Kırbaşoğlu, dini kalitenin yükseltilmesi gerektiği görüşünde. Dr. Sifil ise tartışmanın tekrar başlamasına neden olan İslamoğlu’nun mealinin ilk 60 âyetindeki hataların bile 24 sayfa tuttuğunu söyleyerek Kur’an’a saygı gösterilmesini istiyor. Cübbeli taraftarları ve Furkan dergisince “melun” ilan edilen İslamoğlu ise susmayı tercih ederken piyasadaki meali onun yerine konuşuyor. Meal son zamanların en çok satanı.

Kaynak

Newsweek - Sayı 36
Adem Demir - 28 Haziran 2009

10 Temmuz 2011 Pazar

TOKİ ARACILIĞI İLE NASIL SOYULUYORUZ



TOKİ ARACILIĞI İLE NASIL SOYULUYORUZ


“Körler ülkesinde, tek gözlü baş olur!” demiş eskiler. Neredeyse en hırsız, en soysuz, en şerefsiz olmak büyük paye oldu ülkemizde. Bu nereye kadar gidecek, sonu nereye varacak bilmiyoruz. İşe yaramasa da, sonuç alınamasa da biz yazıp çizmeye devam ediyoruz. Bir gün bunların hesabını soracak birileri çıkar diyerek.
Sabrınıza güvenerek, son 8 yılda tam 6.5 milyar doların “iç edildiği” Başbakanlık Toplu Konut İdaresi’nde dönen dolapları, bilginize sunmak istiyorum. Ülke zaten yoksulmuş, üretim düşüyormuş, işsizlik, sefaletin boyutu her gün katlanarak artıyormuş… hırsızlık, fuhuş, borç batağına düşenler artmış… kimin umurunda? Din tacirlerinin mi? Allah’ı iş ortağı, peygamberi sekreterleri belleyen bu insanları okuyun da görün nasıl soyulduğumuzu…
TOKİ aracılığıyla soygun önceden kararlaştırılmış, tüm hesaplar en ince ayrıntısıyla yapılmıştır. Soygunun ilk adımı olarak TOKİ’nin başına Tayip Erdoğan’ın İstanbul Belediyesi’ndeki ekibi yerleştirilecektir. Ekibin tamamı İstanbul Belediyesi’ne bağlı “Konut İmar Plan Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi” (KİPTAŞ) yöneticilerinden oluşturulmuştur. Ekibin başı pozisyonundaki Erdoğan Bayraktar; inşaat sektörünün Unakıtan’ı olarak ün yapan ve Tayip’in İstanbul Belediye Başkanlığı yaptığı dönemdeki KİPTAŞ Genel Müdürüdür. Başbakanın yakın çalışma arkadaşları olmalarının yanısıra söz konusu çetenin en önemli ve belirleyici özelliği; İstanbul’un bütün rant alanlarını çok iyi bilmeleri, inşaat işlerinde kentsel rant üretimi, bunların kullanımı ve paylaşımı konularında uzmanlaşmış olmalarıdır.    
Bu ekibin işbaşına gelmesiyle birlikte, TOKİ ve Emlak GYO AŞ’ne ait çok değerli arsalar, 2003 yılından itibaren gerçekleştirilen usulsüz ihaleler sonucunda emsallerine göre bariz derecede düşük bedeller üzerinden kamu varlıkları arasından çıkarılacak, bu zenginlikler, haksız ve örtülü kazanç şeklinde büyük inşaat firmalarına ve onların gizli ortaklarına aktarılacaktır. Yani anlayacağınız, hazineye ait çok kıymetli kamu arazileri, değerinin çok altında gösterilerek, aradaki fark iç edilmiştir. Bu dönemde, gerek TOKİ’de gerekse TOKİ tarafından yönetilen Emlak GYO AŞ’nde ihale edilen inşaat işlerinin toplam büyüklüğü 19 katrilyon lirayı aşmaktadır. Bu tutarın 11 katrilyon liralık kısmı arsa temin edilmek suretiyle yüklenicilerle ortaklaşa üstlenilen hasılat paylaşım projelerine, 6  katrilyon liralık kısmı da “konut seferberliği” adı altında ülke çapında girişilen 250 bin konut yapımı için ödenecek kamu kaynaklarına ait bulunmaktadır. Ancak, TOKİ ihaleleriyle ilgili olarak, Yüksek Denetleme Kurulu Raporlarında saptanan konular, devletin teftiş ve denetim birimlerince soruşturulması gereken ciddi hukuk ihlalleri ve çok büyük ölçekte kamu zararlarına yol açan mevzuata aykırı işlemler içerdiğine işaret etmektedir. Normal koşullarda, bu tür hukuk ihlallerine kalkışmaya hiçbir kamu görevlisi cesaret edemeyeceği gibi, ekonomik değeri bu denli büyük ölçekteki inşaat işlerinin tek başına bir bürokrat tarafından yönetilmesi de mümkün değildir. AKP’nin iktidar olmasıyla birlikte, başlangıçta Bayındırlık Bakanlığına bağlanan TOKİ, kısa bir süre sonra doğrudan Başbakanlığa bağlanacaktır. Dolayısıyla, 2003 yılından beri Emlak GYO AŞ ve TOKİ’de inşaat ihaleleriyle ilgili olarak yapılan bütün uygulamalar bizzat Recep Tayip’in bilgisi dahilinde gerçekleştirilmektedir.
Yazımızın sıkıcı olduğunu biliyorum. Ama bu soygunu aktarmak zorundayız. Nasıl soyulduğumuzu, inançlı insanların oyunu almak için Müslümanlık kisvesi altında neler çevrildiğini, en azından tarihe kaydetmekle yükümlü değil miyiz?
Bilen bilir, 2001 yılında tasfiye edilen Emlakbank’ın bankacılık faaliyetleri dışındaki bütün mal varlıkları, iştiraklerindeki hisse payları ve ticari gayrimenkulleri TOKİ’ye devredilmiştir. Ayrıca, 2003 yılından itibaren 2985 sayılı Yasa’da yapılan değişikliklerle; imar planları hazırlanması, arsa üretimi ve “Kentsel Dönüşüm Projeleri”nin uygulanması konularında TOKİ’ye önemli görev ve yetkiler verilmiş, son olarak, Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü’nün bütün malvarlığı da bu İdare’ye devredilmiştir. Böylece, TOKİ ve Emlak GYO AŞ’nin mülkü haline gelen İstanbul Ataköy, Ataşehir, Bahçeşehir bölgelerindeki ticari arsalar ve konutlar ile Ankara Bilkent, İzmir Mavişehir ve ülkenin diğer kentlerindeki çok kıymetli gayrimenkuller anılan bu şebeke tarafından yönetilmeye başlanacaktır.
Ekibin yaptığı ilk iş; konut ihtiyacı ve talebinin yüksek olduğu ve kentsel rantların büyük rakamlara ulaştığı İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropollerde Emlakbank’tan TOKİ’ ye devredilen çok değerli arsa ve araziler üzerinde geliştirilecek inşaat projelerinin, 4734 Sayılı Kamu İhale Yasası’nın dışına çıkarmak olacaktır. Bunu sağlamak için Kamu İhale Kurulu’ndan uygun görüş alınacak ve “bütçeden ödenek harcanmasını gerektirmeyen gelir getirici işler” adı altında “Kaynak Geliştirme Projeleri” ya da daha yaygın kullanımıyla “Hasılat Paylaşım Projeleri”ne ağırlık verilmeye başlanacaktır. Soygunun 2. aşamasında, Kamu İhale Kurumu, söz konusu inşaat ve yapım işlerini de 4734 sayılı Yasa kapsamı dışına çıkaracak, TOKİ çetesinin soygun için önü tümden açılacaktır. Nitekim son 8 yıldır gerçekleştirilen hukuka aykırı ve usulsüz işlemler sonucunda kamu mülkiyetindeki çok değerli varlıklar elden bir bir çıkarılacaktır. Bütçe’deki sınırlı ödeneklerle karşılaştırılmayacak ölçüde değerli olan ve TOKİ ve Emlak GYO AŞ’ne ait hale getirilen arsalar, ihale aşamasında hazırlatılan yanlış, kasıtlı ve yanıltıcı ekspertiz raporlarına dayanılmak suretiyle ya da ihale öncesinde kasıtlı olarak arsa değerlemesi yapılmadan çok düşük bedeller üzerinden kamu varlıkları arasından çıkarılacak ve büyük inşaat firmaları ile onların gizli ortaklarına transfer edileverecektir. 
Yüzlerce somut örnek verebilirim ama size sıkmamak için bir kısmını vereyim şimdilik:
Çok değil, üç yıl önce; umarsızca, arsızca, göstere göstere yapılan yolsuzluğun kokusu her köşeden duyulmaya başlamıştı. Özellikle 5’i İstanbul Ataşehir, ikisi İzmir Mavişehir ve İstanbul Yukarı Dudullu Köyü'ndeki projelerde Emlak GYO'nun arsalarının gerçek değerinin altında gösterildiği, müteahhitler tarafından yüklenilen inşaat maliyetlerinin ise şişirildiği ayan beyan ortada idi. O kadar ki, Ataşehir Doğu Bölgesi 2 bin 230 konut projesinin arsası 31 Aralık 2002'de bir ekspertiz şirketi tarafından 109.1 milyon YTL (trilyon lira) olarak belirlenmişti. Aynı arsa 9 ay sonra, yani ihalenin yapıldığı 20 Eylül 2003'te, TOKİ’nin bulduğu(?) başka bir ekspertiz şirketi tarafından 57.9 milyon YTL olarak değerlendirilecek, ihale de bu fiyattan gerçekleşecekti. Türkiye’de, her nasılsa, ilk kez, ilerleyen süreçte arsanın değeri artacağına tersine düşmüştü. Yani, kamunun malı olan arsa aracılığıyla, dini bütün Müslüman müteahhide 51 milyon YTL. “kıyak” yapılmıştı. Aynı arsa için 27 Nisan 2004'te ilk değerlemeyi yapan ekspertiz şirketi tarafından biçilen değer ise 110.2 milyon YTL idi. Benzer bir durum İzmir Mavişehir Projesi'nde de yaşanacaktı. Aralık 2002'de 15 milyon YTL değer biçilen arsa, aynı ekspertiz şirketi tarafından 31 Aralık 2003'te 5.4 milyon YTL’ ye indirildi. Yani 3’te bir fiyatına düşmüştü bir yıl sonra arsa. 132 konut ve 12 işyeri projesinde de arsanın 31 Aralık 2002'deki değeri 3.52 milyon YTL, ihalenin yapıldığı 29 Eylül 2003'teki değeri 3,5 milyon YTL ve 31 Aralık 2003'teki değeri 8.3 milyon YTL gösterilecekti. Soygun bu kadar açıktı ve acımasızdı. TOKİ yöneticileri cahil ama cesurdu. Soygun için gözleri dönmüştü, arsızca ve hayâsızca işler çeviriyorlardı. Bu konuda belli ki uzmanlaşmış, hesaplarını en ince ayrıntısına kadar yapmışlardı.
Emlak GYO'nun arsalarının gerçek değerinin altında gösterilmesiyle şirketin daha baştan zarara uğratıldığı açıktı. Bölgedeki emsal arsalarda arsa sahibinin payı yüzde 65-70 hatta 80 dolayında olmasına karşın, Emlak GYO'nun payının yüzde 25-30 seviyesinde tutulması da soygunun bir başka parçasıydı. Arsa sahipleri bilir, hani müteahhitle arsa karşılığı ev için anlaşılır ya. Arsanızı verirsiniz, müteahhit de size iki ya da üç daire verir. Daha kıymetli ve büyük arsalarda ise yüzde ile anlaşılır. Müteahhit diyelim ki 100 daire yapacak o arsada. Yüzde 60 ile anlaştınız mı, 100 dairenin 60’ı sizin olur. TOKİ’nin söz konusu arsaları, İzmir ve İstanbul’un en değerli arsalarıdır, yani yüzde 80’liktir aslında. Ama TOKİ, her nedense(!) bulduğu dinci ve hırsız müteahhitlerle yüzde 25’e anlaşıverir. TOKİ’nin pervasızca gerçekleştirdiği arsızlık ve hırsızlıklar bununla da bitmez; söz konusu projelerde yüklenici firmalar tarafından üstlenilen toplam maliyetler hesaplanırken, inşaat işlerinde yüzde 25 oranındaki genel giderler ve müteahhitlik kârının 'mükerrer' olarak hesaplara dahil edildiği de ortaya çıkar. Kısacası devletin/kamunun malı, kendi seçtikleri, kendilerine yakın hırsız müteahhitlere peşkeş çekilmekte, devletten çalınarak müteahhide ikram edilen milyonlarca YTL. Daha sonra aralarında pay edilmektedir. Aslında Emlak GYO'nun 2003 yılı sonu itibarıyla bankalarda 372.2 milyon YTL (trilyon lira) nakdi bulunmaktadır. Bu yüzden söz konusu projeleri kat karşılığı müteahhide vermek yerine kendisinin de kolaylıkla gerçekleştirebileceği açıkken, niye müteahhitlere verildiği açık değil mi? Üstelik bu tür projelerde, ön ödemeli satışlar yoluyla oto finansman olanağı da bulunmaktadır. Nitekim söz konusu müteahhitler, bu yolla inşaat maliyetini daha işin başında çıkardılar.
Bunlar yapılırken, hiçbir devlet kurumu yok mudur ki, bunlara dur desin? Vardır! Nitekim Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nca 02.12.2004 tarihinde hazırlanan Özel İnceleme Raporu’nda; Emlak GYO A.Ş tarafından 2003 ve 2004 yıllarında hasılat paylaşım modeliyle ihale edilen projelerde gerçekleştirilen mevzuata aykırı, usulsüz işlem ve ihmal sonucunda, Şirketin kamusal varlıklarının, emsallerine göre bariz şekilde düşük fiyatlar uygulanmak suretiyle elden çıkarıldığı, bu şekilde Sermaye Piyasası Kanunu’nun 15. maddesi kapsamında şirketin mal varlığında ve kârında azalmaya yol açıldığı saptanacak ve Başbakanlık Teftiş Kurulu ile Sermaye Piyasası Kurulu’nun birlikte yürüteceği bir inceleme ve soruşturma talebinde bulunulacaktır.
Ancak, devletin teftiş ve denetim birimlerinin çalışmalarını olanaksız hale getiren mevcut koşullarda, söz konusu soruşturmaların, siyasi iktidarın baskı ve müdahalelerine maruz kalınmadan selametle sonuçlandırılması mümkün olmayacak ve Başbakanlık Teftiş Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu ve Bayındırlık Bakanlığı müfettişlerince gerçekleştirilen göstermelik bir soruşturma sonucunda, hukuka aykırı işlem ve uygulamalar ile ortaya çıkan kamu zararları örtbas edilmeye çalışılacaktır. Bunun üzerine, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca 2005 yılında hazırlanan göstermelik rapor sonucunda; ulaşılan kanaat ve görüşlere iştirak edilmediği YDK tarafından Başbakanlığa bildirilecektir. Çünkü devlet devlet olalı, bu kadar açık soygun görülmemiş, böylesine soytarı bir teftiş raporu düzenlenmemiştir!
YDK Özel İnceleme Raporunda saptanan, hukuka aykırı ve kamu zararı doğuran işlemleri gizlemek ve sorumlularını kurtarmak amacıyla göstermelik olarak hazırlanan bu Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporu halen gizli tutulmakta ve kamuoyunun bilgisinden saklanmaktadır. Niye acaba? Bu raporun kamuoyunun bilgisine sunulması bile soygunu gözler önüne serecektir. Tabii özellikle bu raporu hazırlayan müfettişlerden de denetim görevini ihmal, istismar ve çarpıtma nedeniyle hesap sormak gerekir. Unutmadan söyleyeyim, bu arada Yüksek Denetleme Kurulu’nda görev yapan ve TOKİ ile Emlak GYO AŞ’deki yolsuzlukları saptayan, yani çıkar tekerine çomak sokan denetim ekibi tümden dağıtılacak, bu yolsuzlukları gizlemek için görevlerini kötüye kullanmayı göze alan Başbakanlık ve Bayındırlık Bakanlığı müfettişleri ise ödüllendirilecektir.
Peki bunlar olurken, ana muhalefet partisi CHP ne yapmaktadır. Haberleri yok mudur bu soygundan? Vardır! Peki ne yapmışlardır? Söz konusu Teftiş Kurulu Raporu’nun TBMM KİT Komisyonunda tartışılmasını sağlamak, basını ve kamuoyunu aydınlatmak amacıyla CHP milletvekilleri (Deniz Baykal döneminde) TOKİ yolsuzlukları konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirilmişlerdir. Ancak komisyonda çıtları bile çıkmamış, dut yemiş bülbül olmuşlardır? Niye mi? Çünkü TBMM KİT Komisyonunda görev yapan CHP milletvekillerinin bu suskunlukları karşılığında TOKİ tarafından konut sahibi yapılmak üzere ödüllendirilmişlerdir. Ankara Çay Yolunda bir kısım AKP ve CHP milletvekilleri ile üst düzey yargı mensupları, Başbakanlık bürokratları ve kimi sözde satılık gazeteciler için kamuoyundan gizlenerek yapılan bu ödül konutların, değeri 550- 600 bin lira alt sınırındadır. (Konuyla ilgili olarak Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde Mülkiyeliler Birliği’nce TOKİ’den bilgi edinilmeye çalışılmış, buradan ev alanların isimleri istenmiş, ancak, zorunlu olmasına karşın  yanıt bile verilmemiştir. TOKİ tarafından bilgi verilmemesi nedeniyle, bu uygulamadan yararlananların şimdiye kadar hangi tutarda ödeme yaptıkları bilinmemekle birlikte, ilgililerin 140-150 milyar lira arasında değişen tutarlarda ödeme yaptıkları, ayrıca bu ödemeler için Vakıfbank’tan çok uygun koşullarla konut kredisi kullandıkları bilinmektedir.)
Söz konusu konutlardan yararlandırılan milletvekili, yargı mensubu, gazeteci ve diğer ilgililere her bir konut için asgari 400 bin YTL tutarında avantaj sağlanmaktadır. Zaten birçok alanda özel ayrıcalıkları bulunan bu kesimlere konut edindirmede sağlanan kolaylık ve avantajlar, tabii ki sade vatandaşlara ve yoksullara tanınmamıştır. Bu çerçevede, AKP’nin yoksullar ile dar gelirlileri kira öder gibi ev sahibi yapma vaadinin nasıl bir yalan ve aldatmaca olduğu o kadar açık ki…Peki kim soracak bunun hesabını?. Sus payı olarak TOKİ’den ballı ev alan CHP mi? Dağıtılan teftiş kurulları mı? Hesabı sorması gereken ve yine ballı evlerden nasiplenen yargı mensupları mı? Rüşvetle rapor yazan müfettişler mi? Rüşvetle susturulan sözde gazeteciler mi? Kim? Böylesi bir çete Türkiye’ye hiç gelmedi. Bilinen çetelerin hiçbiri  bu dinci çetenin eline su dökemez!
Her neyse, özetlersek, TOKİ aracılığıyla, İstanbul Belediyesi’nde stajlarını tamamlamış TOKİ soygun çetesi aracılığıyla, 8 yılda en az 6,5 milyar dolar soyulduk. Bu örgütlü eşkıyanın cebine gitti bu paralar. Gitmeye de devam ediyor. İstanbul Belediye’sinin soygun çetesi, TOKİ’yi; bize ait değerleri, devletin hazinesini soydu ve soyuyor. Kendilerine karşı çıkanları ya rüşvetle susturuyor, susmazsa yaşadığına pişman ediyor. Ve bu Cumhuriyet tarihinin görmediği büyük ölçekli soygun sürerken, kamuya, hepimize ait devlet arazileri çatır çatır elden çıkarılıp paraya tahvil edilirken, TOKİ aracılığı ile cahil cühela insanlara “ne velet yapıyoruz ama…” propagandası yapmıyorlar mı?
Ve 8 yıldır bu organizasyonu, en ince ayrıntısına kadar kurgulayan, yöneten kişi şimdi TBMM’de. Hem böylece ödüllendirildi sahiplerince hem de olası bir yargılamadan kaçırıldı. Acaba o yasama döneminin de sonu gelmez mi? Bunların hesabı bir bir sorulmaz mı?
Hasan Uysal
Odatv.com