akp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2014 Pazar

Kıssa'dan Hisse: Tayyibin Ordusu...




bir gün hz. ali'nin taraftarlarının yoğun olduğu küfe'den, bir arap, devesiyle şam'a gelmiş. şam sokaklarında dolaşırken biri ona yanaşmış:
- ver o dişi deveyi bana! demiş. tartışma büyümüş, küfe'den gelen adam, "bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir" diye itiraz etmişse de anlaşamamışlar. konu muaviye'ye yansımış.
halk meydanda toplanmış... muaviye, küfe'den gelenle şam'da deveye sahip çıkan yerliyi dinledikten sonra, kararını açıklamış:
- bu dişi deve şamlınındır!
sonra toplananlara dönmüş ve sormuş:
- ey cemaat, bu dişi deve kimindir?
cemaat hep birlikte bağırmış:
- şamlınındır!
küfeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, muaviye onu yanına çağırmış:
- ey küfeli, dinle! sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil, erkektir. ama sen küfe'ye dönünce gördüklerini ali'ye anlat ve de ki: "ey ali, muaviye'nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyeno ne derse evet diyen 10 bin adamı var! ayağını denk al!"

Kaynak: Ekşi Sözlük

Türkiye 12 yılda nereden nereye geldi...

Tayyip’le nereden nereye?
Tayyip Erdoğan sık sık nereden nereye der ya, bugün size Türkiye’nin 12 yılda nereden nereye geldiğini başlıklar halinde sunmaya çalışacağım.
Tayyip Erdoğan sık sık nereden nereye der ya, bugün size Türkiye’nin 12 yılda nereden nereye geldiğini başlıklar halinde sunmaya çalışacağım:
1) 12 yıl önce Türkiye’nin ülke borcu 218 milyar dolardı, bugün Türkiye’nin ülke borcu 715 milyar dolar.
2) 12 yıl önce bankalar, limanlar, büyük sanayi kuruluşları, Telekomünikasyon milliydi; bugün tamamına yakını yabancı sermayenin elinde.
3) 12 yıl önce PKK tükenmiş terör örgütüydü, bugün PKK mütareke şartlarını dayatan meşru taraf kimliğinde.
4) 12 yıl önce APO katildi, bugün kahraman!
5) 12 yıl önce Türk Silahlı Kuvvetleri dünyanın en prestiji orduların başındaydı, bugün TSK kendini bile korumaktan aciz durumda.
6) 12 yıl önce MİT devletin istihbarat kurumuydu, bugün MİT Tayyip Erdoğan’ın özel örgütü imajında.
7) 12 yıl önce Türkiye’de bağımsız bir yargı kurumu vardı, bugün bizzat Başbakan’ın beyanı ile yargımız haşhaşi örgütün işgali altında.
8) 12 yıl önce Türkiye, bölgesinin en itibarlı ülkesiydi; bugün Türkiye Kıbrıslı Rumların ve IŞİD’li soytarıların bile takmadığı şamar oğlanı hüviyetinde.
9) 12 yıl önce hırsızlar mahkemede yargılanırdı, bugün iktidarın hırsızları sandık sonuçlarını mahkeme hükmü sayıyor.
10) 12 yıl önce iktidarın hırsızlığını sorgulayan savcılar eller üstündeydi, bugün o tür savcılar tehdit altında.
11) 12 yıl önce medya bağımsızdı, bugün bir kısım medya iktidarın köpekliğini yapıyor.
12) 12 yıl önce Türkiye’nin Kerkük diye bir davası ve kırmızı çizgisi vardı, bugün Kerkük “Kürdistan”ın parçası.
13) 12 yıl önce Barzani aşiret reisiydi, bugün Barzani AKP sayesinde devlet başkanı.
14) 12 yıl önce halk borçsuzdu, bugün bütün ahalinin her şeyi ipotekli.
15) 12 yıl önce Camiler Allahın Eviydi, bugün camiler adeta AKP’nin örgüt evleri.
16) 12 yıl önce İmam Hatipler meslek lisesiydi, bugün İmam Hatipler genel lise.
17) 12 yıl önce polis devletin güvenlik örgütüydü, bugün polis F tipi yapının militan merkezi.
18) 12 yıl önce Türk olmak övünç kaynağıydı, bugün TC ibareleri devletin kurumlarından indiriliyor.
19) 12 yıl önce İslam inançtı, bugün İslam ideoloji.
20) 12 yıl önce Diyanet Müslümanlara hizmet ederdi, bugün AKP’ye hizmet ediyor.
21) 12 yıl önce Üniversiteler özerkti, bugün köle.
22) 12 yıl önce basılmamış kitap bomba muamelesini görmezdi, bugün görüyor.
23) 12 yıl iktidarı protesto etti diye insanlar dövülerek öldürülmezdi, bugün öldürülüyor.
24) 12 yıl önce Başbakanların oğulları ve servetleri konuşulmazdı, bugün konuşuluyor.
25) 12 yıl önce Başbakanlığın 1 uçağı varken, bugün Başbakanlığın 4 uçağı 2 helikopteri ve onlarca lüks aracı var.
26) 21 yıl öncesinin Başbakanları örtülü ödenekten yılda en fazla 50 milyon dolar harcarken, bugünün başbakanı yılda 1 milyar doların üstünde harcıyor.
Kaynak: Aydınlık / Sabahattin Önkibar

29 Haziran 2014 Pazar

Geldi Ya Şehr-i Ramazan Geldi Ayar Vakti



Malum ramazan ayı geldi çattı oruç başladı. Tutan var tutmayan var ama ülkede artık öyle bir mahalle baskısı kuruldu ki tutmayanın vay haline! Hele ki tutmadığını açıkca belli ediyorsan yani yiyip içiyorsan bittin! Linç etseler yine de doymayacak gibiler bu muhterem oruç tutan müslüman geçinen zevat...Yahu kardeşim senin inancın sana Allahın 50 derece sıcağında günde 16 saat yiyip içme diyorsa bu senin sorunun.Yiyip içene niye karışıyorsun?

 Şimdi bir kaç soru soralım:
-Dinde zorlama var mı ?
-Hayır
-Peki oruç tutmazsam tutana zararı var mı?
-Hayır
-Vebali günahı benim boynuma mı?
-Evet.
-Sana giren çıkan var mı?
-Yok.


Peki o zaman ne bok yemeye benim yediğim yemeğe içtiğim içkiye karışıyorsun? Bu hakkı nereden kimden alıyorsun?
Kuran'da "oruç tutmayanı vurun öldürün" mü diyor?
-Hayır.
Kuran'da "oruç tutmayanlar tutanların yanında yiyip içemez yasak " mı diyor?
-Hayır
O zaman ne sikime millete karışıp müdahale etme en azından laf çakma isteği duyuyorsun? Artisliğin kime? Gücünü Tayyip'den mi alıyorsun yoksa!

Ben eğer senin oruç tutmana karışmıyorsam sen de benim tutmamama karışamazsın. Ben sana nasıl ki "niye oruç tutuyorsun ulan, yesene yemeğini itoğlu it!"  Demiyorsam sen de bana "neden yiyorsun" diyemezsin!
Burası özgür bir ülkeyse ben istediğim yerde istediğimi yer içerim kimse de sikimde olmaz. Sen ister oruç tut istersen başka bi bok tut beni bağlamaz. Benim yediğim içtiğim senin tuttuğun orucu bozmadığına göre, beni yerken görünce zoruna gidiyorsa o zaman tutma orucunu yavşak!

Bir lafım da devlet dairesinde, işyerinde,okulda şurda burda amir memur konumunda olup altında çalıştırdığı elemanlara oruç tut, namaz kıl baskısı uygulayanlara... Sizin ben gelmişinizi geçmişinizi tuttuğunuz orucu kıldığınız namazı .....


Hadi Allah kabul etsin...

@offluhoca

11 Haziran 2014 Çarşamba

Yılmaz Özdil'in Bayrak Yazısı

Yazmıyorum.
İlla ısrar ediliyor...
“Bayrağı yaz!”

*

Nesini yazayım birader... PKK’nın tanık, TSK’nın sanık olmasına şaşmadınız da, bayrağımızın indirilmesine mi şaştınız?
Habur’da havayi fişekle karşılamalarını, UEFA kupası kazanmış gibi otobüsün üstünde tur attırmalarını yadırgamadınız da, bayrağın indirilmesini mi yadırgadınız?
Diyarbakır’a karışırız diyen Barzani’yi AKP kongresinde onur konuğu yapıp, Türkiye seninle gurur duyuyor diye alkışlamalarından rencide olmadınız da, bayrağın indirilmesinden mi rencide oldunuz?

*

Saçılıma karşı çıkanlara “iki cihanda lekeli” demediler mi?
Türkülerinde “barutun kokusu düştü burnuma, dört bir yana istiyorum dibinden patlatayım, adamlar gibi dağlara düşeyim, tutmak istiyorum Kürdistanımı” diyen Şivan Perver’e, barış güverciniymiş gibi, düet yaptırmadılar mı?

*

DEP kongresinde, HADEP kongresinde, DEHAP kongresinde, DTP kongresinde, BDP kongresinde, Ankara’nın göbeğinde, bayrağımız indirilmedi mi?
BDP milletvekilleri, kameralar önünde, göstere göstere, Kalaşnikoflu teröristlerle sarılıp kucaklaşmadı mı?
Tayyip Erdoğan’ın akıl hocalarından olan AKP milletvekili “PKK’nın zulme karşı mücadele ettiğini” söylemedi mi?
AKP yöneticisi “Türk yoktur” demedi mi?
“Ulus devlet Allah’ın belasıdır” diyeni, “Türk üst kimliği bölücüdür” diyeni, “devletten yana değil, dağdakiyle birlikte yaşamak isterim” diyeni, “Türk bayrağı demeyelim, Türkiye bayrağı diyelim” diyeni... “Akil adam” yapmadılar mı?

*

“PKK’yla masaya oturduğumuzu iddia edenler şerefsizdir” diyen Tayyip Erdoğan, kiminle masaya oturdu?
Apo’ya Diyarbakır meydanında “Ulusa Sesleniş” konuşması yaptırmadılar mı?
“TSK cami bombalayacaktı” iftirasını aylarca manşet yaparlarken, “isteklerim yerine getirilmezse 50 bin kişiyle halk savaşı olur, bundan önce yaşananlar devede kulak kalır” diyen Apo’nun, İmralı tutanaklarını sansürlemediler mi?
Apo açık açık “AKP’yle ittifaka gireceklerini, kendi isteklerinin yerine getirilmesi karşılığında Tayyip Erdoğan’ın başkanlığını destekleyeceklerini” söylemedi mi?
Bizim yalaka basın, koşa koşa gidip, Kandil’deki basın toplantısını naklen yayınlamadı mı?
Devletin valisi “Abdullah Öcalan’ı takdirle karşılıyorum” demedi mi?

*

Apo posteri taşımak suç olmaktan çıkarılırken, otomobiline Atatürk posteri yapıştıranlara trafik cezası kesilmedi mi?
19 Mayıs yasaklanırken, TC kaldırılırken, PKK bayrağı serbest bırakılmadı mı? PKK bayrağıyla alakalı suç duyurusunu inceleyen savcılık, “sarı kırmızı yeşil renkler, PKK sembolü manasına gelmez, Senegal’in Gana’nın Kamerun’un bayrağı da yeşil kırmızı sarıdır” deyip, takipsizlik vermedi mi?

*

PKK kurşunuyla tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuş, şeref madalyalı subayımız, PKK itirafçısının yalanlarıyla intihar ettirilmedi mi?
Oslo kepazeliği yüzünden MİT Müsteşarı’nı ifadeye çağıran savcı, anında uçurulmadı mı?

*

İsmet İnönü’ye “Hitler” denmedi mi?
Sabiha Gökçen’e “soykırımcı” denmedi mi?
Şehitlere “kelle” Apo’ya “sayın” denmedi mi?
Şehitlere kelle dediği için Tayyip Erdoğan’ı “üç kuruş” tazminata mahkûm ettiren avukatı, Silivri’ye göndermediler mi? Bu tarihi kararı veren kadın hâkimi, adalet bakanının talimatıyla yargılamaya kalkmadılar mı?
Gazilere haciz gelmedi mi?
Şehit babasının kapısına icra dayanmadı mı?
10 şehidimizin toprağa verildiği gün, Tayyip Erdoğan şarkıcılarla beraber Somali’ye gitmedi mi? 8 şehidimizin toprağa verildiği gün, dışişleri bakanımız, başbakanımızın eşi ve kızıyla beraber Myanmar’a gidip, Myanmarlılara ağlamadı mı? 15 şehidimiz varken, AKP milletvekili stadyumda sünnet düğünü yapmadı mı, bakanlar kirve olmadı mı? 25 şehidimiz varken, AKP’nin valisi AKP’nin Necdet beyine sucuk hediye etmedi mi?

*

Libyalıları, Filistinlileri, Yemenlileri, Mısırlıları, Suriyelileri ambulans uçaklarla Türkiye’ye getirip, özel hastanelerde ücretsiz tedavi ederken, Cumhurbaşkanına hediye edilen beygiri bile özel uçakla Ankara’ya getirirken... Şehitlerimizin tabutlarını kamyonet kasasında taşıyıp, gazilerimizi şehirlerarası otobüsle göndermediler mi? Gaziler, otobüs biletlerini bile kendi cebinden ödemedi mi?

*

“Parası olan var, olmayan var, parası olan bastıracak parayı, askerlikten kurtulacak, parası olmayan askerlik yapacak, ben şahsen Tayyip Erdoğan olarak böyle bir sorumluluğun altına girmem, referandum yaparım, çünkü biz kimsesizlerin kimiyiz” dedikten sonra, şak diye, bedelli çıkarmadılar mı?
“Ensesi kalınsa, canı sağ olsun, garibansa, vatan sağ olsun” demediler mi? Analar ağlamasın ayağıyla, kaçanın anası ağlamaz’a getirmediler mi?

*

Anayasa Mahkemesi önündeki “adalet nöbeti”nden tek kelime yayın yapmayan şerefli(!) basınımız, Diyarbakır belediyesi önündeki anneler nöbetinden 7 gün gün 24 saat canlı yayın yapmıyor mu? Diyarbakır’daki anneler anne de, Ankara’dakiler kelaynak sürüsü mü? Diyarbakır’daki annelerin evlatları PKK’nın elinde esirken, subay annelerinin evlatları kendi ordusunun elinde esir değil mi?

*

Hukuku eğip büküp, İmralı’yı Kandil’i meşru hale getirirlerken... Anayasa Mahkemesi gayrimilli ilan edilmedi mi?

*

TÜSİAD’a vatan haini diyenlerin, PKK’ya vatan haini dediğini duydunuz mu?

*

PKK cirit atarken, ömrünü terörle mücadeleye adamış Genelkurmay Başkanı terörist suçlamasıyla müebbet hapse mahkûm edilmedi mi? “Bayrağı korumaya yeminli” kuvvet komutanlarımız, pırıl pırıl subaylarımız hapse tıkılırken, AKP’nin cankuşu Hilmi efendi “kasaptaki ete soğan doğramam” demedi mi?

*

İmralı’yla muhabbete gıkını çıkarmayan Necdet bey, Hasdal’da söyledikleri afişe edildi diye CHP’yi mahkemeye vermedi mi? İmralı legal de, Hasdal illegal mi?

*

Kışlaya molotof atıp, askeri üsteki bayrağımızı indirdiklerinde, Necdet bey’in sabrı taşmazken... Aynı Necdet bey, sessiz çığlık eylemine katıldı diye, emekli tümgeneralin eşi Derya Beştepe’ye “orduevine giriş yasağı” koymadı mı?

*

Ve, hâlâ diyorsunuz ki, indirilen bayrağımızı yaz... Neyini yazayım birader? Sıkmayın canınızı, Hindistan’da Pakistan’da olur böyle şeyler mi diyeyim?

*

Bayrak düşerse...
Vatan düşer.

*

Saklı gizli yok, her şey gözünün önünde cereyan ediyor... Bir daha oy ver, Türk bayrağını indirdikleri askeri üsse Kürdistan bayrağı diksinler mi diyeyim?

1 Mayıs 2014 Perşembe

Saralı Cumhurbaşkanı İster misiniz?




Saralı Cumhurbaşkanı İster misiniz?.. 

Çocukluğumuzdan bu yana hepimiz ‘sara’yı biliriz; kimi zaman kaldırımda bilinçsiz yatan birini göstermişlerdir... Yardım edelim mi?.. Hayır, dokunma, sara... Saranın Frenkçesi epilepsi... Ayıp değil saralı olmak; kimi zaman kişiye yakışır bile... Dostoyevski saralı değil miydi?.. ૽ Ne var ki bir subay saralı özel vurgusuyla ‘olabilemez!..’ Kimi meslek ve makam sarayı kaldırmaz... RTE Başbakan olduğundan bu yana çoğu kişiden Erdoğan’ın saralı olduğunu işitmiştim... Balyozlu macera bu kuşkuyu somut biçimde ve açık seçik gündeme getirdi; oysa devlet hayatında bu gibi konular soru işareti kaldırmaz... İşin şakaya gelir yanı yoktur; devletin belirli noktalarında görevli kişilerin sağlık konularında gizlilik ülkenin aleyhinedir... ૽ Balyozlu kurtarma operasyonundan sonra ayağa kalkarak hayata merhaba diyen Recep Tayyip gazetecilere açıkladı: İyiyim!.. Allah daha da iyilik versin!.. Her krizden sonra saralı iyi olur; ama, işin ciddiyeti rafa kaldırılamaz... Başbakan saralı mı, değil mi?.. Halk gerçeği öğrenmeli!.. ૽ Türkiye’yi olağanüstü bir gerilime sürükleyen Recep Tayyip’in derdi nedir Allahaşkına?.. Takıyyeci mi, değil mi?.. Neden müseccel bir mürteci olduğu kendi yazısıyla sabit Dinçer’i Başbakanlık Müsteşarlığı koltuğunda oturtuyor?.. ‘Minareleri süngü, kubbeleri miğfer, camileri kışla’ yapmayı neden düşünüyor?.. Ülkenin barışa, dostluğa, kardeşliğe ihtiyacı varken nedir bu gerilim, çatışma, kavga ortamının nedeni?.. Yoksa Başbakan gerçekten saralı mı?.. ૽ Recep Tayyip’in cumhurbaşkanlığı olasılığı var... Yüzde 25 oyla Meclis’in yüzde 65 çoğunluğunu ele geçiren AKP bunu yapabilir; RTE Çankaya’ya çıkabilir... AKP’ye takıyyeci deniyor... RTE’ye saralı deniyor... Halka sormalı: Çankaya’da saralı bir cumhurbaşkanı ister misiniz?.. Tayyip Bey’in sağlığı konusundaki tüm soru işaretleri önce bu bakımdan yetkili hekimler tarafından yok edilmeli... Yoksa Türkiye zıvanadan çıkacak... Yazık olacak Cumhuriyetimize...





Cumhuriyet-İLHAN SELÇUK-22.10.2006

22 Eylül 2013 Pazar

Aziz Başkan, RTE Şampiyon!


Biri Fenerbahçe Cumhuriyeti’nin Başkanı, diğeri doksan yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı!
Yangından mal kaçırır gibi değiştirilmeye çalışılan yeni devlet tabelâlarında ise ’Türkiye’nin çiçeği burnunda Başkan adayı.
Biri on beş yıldır başında Fenerbahçe’nin, diğeri on yıldır hükümetin başında!
Biri kendini Türk Futbolu için velinimet olarak görürken, diğeri Türkiye Cumhuriyeti için velinimet olarak görüyor kendini..
Biri kulüp idarecilerinin, teknik heyeti ve futbolcuların sâhibi gibi algılarken kendisini; diğeri memleketin, vatandaşın ve Türk gençliğinin sâhibi olarak algılıyor!
Biri sahada kazanmak için her yolu deniyor, diğeri seçimlerde.
Haklarını yememek gerek!
Biri Fenerbahçe’ye amatör sporlarda tarihinde elde edemediği başarılar kazandırırken başkanlığı döneminde, diğeri elektriği olmayan köylere bile beyaz eşya gönderecek kadar ince fikirli bir başbakan!..
Biri meşhur şike dâvâsıyla dünyaya tanıtırken Fenerbahçe’yi, diğerinin ismi terör örgütlerine destek vermekle anılıyor dünya üzerinde...
Fenerbahçe başkanı olan, doğru yahut yanlış kendisini desteklemeyen herkesi ihânetle suçlarken Fenerbahçe’ye, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan, memleketin yüzde ellisini düşman ilân ediyor meydanlarda haykırarak!
Birinin peşine takılanlar için bir Fenerbahçe takımı var Türkiye’de bir de diğerleri; diğerine peşine takılanlar için bir AKP var memlekette, bir de diğerleri...
Biri yaptığı şikeden dolayı bile rakiplerini suçlayacak kadar gaddar, diğeri delik deşik ettiği sınırın dibindeki Reyhanlı’da meydana gelen patlamadan bile CHP’yi sorumlu tutacak kadar kindar!
Milyar doları bulan servetleri olduğu söyleniyor her ikisinin de!
Biri atadan, dayıdan zengin, ama diğerinin 15-20 yılda nasıl olup da böyle bir zenginliğe ulaştığı bilinemiyor yargılanamadığından...
Birinin işi hakemlerle, devre arasında neticeyi değiştirmek üzere inilmiş hakem odalarında; diğerinin işi ise hâkimlerle, yargıçlarla, kimi zaman pazarlık ederken milyon dolarlar üzerine otel odalarında!
Biri mahkeme mahkeme dolaşır da suçsuz olduğunu inandıracak makam bulamaz; diğeri kendinin, çoluk çocuğunun, eşinin, dostunun, akrabasının edindiği serveti izah edecek vicdan bulamaz..
Birine göre Fenerbahçe’yi yönetmeye talip olan kim varsa kendisinin kuyusunu kazmaya çalışan şer odakları, diğeri ezelî ve ebedî mağduru bu ülkenin ve kendisini herhangi bir sebepten dolayı memleketin başında görmek istemeyenler dışarıdan beslenen vatan hainleri...
Biri rakip Anadolu takımlarının yöneticileriyle, oyuncularıyla, kalecileriyle kurduğu münâsebetlerle yapmış en büyük açılımını, diğeri yıllardır terörle Türk Milleti’nin kanını, Türk gencinin istikbâlini sömüren cânilerle..
İkisi de demokrasi sevdalısı! İkisi için de seçim sandığı kutsal! Ve ne yazık ki ikisi için de kazanmak için istismar da dâhil olmak üzere her yol mübah!
İkisinin de eleştiriye hiç tahammülü yok!
Birinin vekili devr-i iktidarlarında engelli vatandaşların insan yerine, adam konulduğunu ve bu vatandaşların ailelerinin daha önceleri “ölse de kurtulalım” diye gördüklerini, şimdi devletten aldıkları para için kurtarıcı olarak algıladığını iddia edecek kadar nasiplenmiş insanlıktan!..
Biri vefât etmiş evlâdıyla ilgili sorulan soruyu cevaplarken kelimeleri boğazına düğümlenen, gözyaşları içerisinde kalan bir adamı evlât acısını istismar etmekle itham edecek kadar nasiplenmiş insanlıktan!
İki adet fenomeni var Türkiye’nin..
Biri Fenerbahçe Cumhuriyeti’nin başkanı, diğeri Türkiye’nin başbakanı!
Aziz Başkan, RTE Şampiyon!

6 Haziran 2013 Perşembe

Bu direnişin lideri kim?

"bu direnişin lideri kim?
bunu bulmaya çalışıyorlar.
adını bir koyabilseler rahatlayacaklar.
öyle ya, kendilerini yöneten birileri vardı. liderleri ne derse o. bir sözüyle milyon (koyunu) sokağa dökerim diyordu...
bir örgüt bir lider olmalıydı.
Ergenekon Silivri’de. bir zamanların lider gazetecileri, bilim adamları, asker ve subayları Silivri’de.
CHP’ye attılar suçu, kimse yemedi.
sonra "bir kaç çapulcu" dediler, dediklerine pişman oldular.
evet ÇAPULCULAR.

bu yazı iktidara ve yardımcı olmak için hazırlandı.
ihanet ediyorum ve direnişin liderini açıklıyorum;
 kardeşlerimden özür dilerim.

bdp başkanı Selahattin Demirtaş dedi ki "bizim tabanımız ne yaptığını bilir, ırkçılarla, ulusalcılarla beraber eylem yapmaz." dedi ve sıyrıldı olaydan... iyi ki de sıyrılmış. Şimdi bir yerlerde ağlıyordur kahrından.

desteğe herkesten önce İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder geldi. partisinden bağımsız bir birey olarak. kepçenin önünde durdu, yerlerde sürüklendi.
bu direnişin lideri odur.

*

bahçeli "polisi suçlamayın" falan filan diye geveledi. mhp’nin kuruluşunun hesabını yapıyordu.
bu esnada gezi parkı’nda direnen ülkücüler namaz kılarken, direnişin geri kalanı onları polisten koruyordu.
bu direnişin lideri onlardır.

*

kılıçdaroğlu cumartesi günü yapacağı parti mitingini iptal etti; milletvekilleriyle birlikte bayraksız, rozetsiz gezi parkına direnişe katıldılar. "biz bu eyleme parti olarak değil birey olarak katılıyoruz, bu örgütsüz bir eylemdir" dedi.
bu direnişin lideridirler.

gümüşsuyu askeri hastanesi’nde bir er gördük.
polis mezaliminden yürüyecek hali kalmayan direnişçilere gaz maskesi dağıtıyordu,
ve aynı erler polisin, tomanın dönmesi için açılmasını istedikleri hastane kapısını açmıyorlardı.
bu direnişin lideri onlardır.
ve direniş askeridir.

*

Mersin, İzmir, Ankara, Ordu, Antalya, Eskişehir, Kayseri, Gaziantep, Londra, Berlin, Teksas, Seattle, Toronto, Bern, Canberra, Manisa, Amasya,  New York, Atina, Moskova, Milano… hemen her şehirde, her sokakta, her sıçan deliğinde:
"her yer taksim, her yer direniş" diyenleri gördük.
direnişin baş müsebbibidirler.

*

insanları boğulmaya terk eden 
rixos’u, güllüoğlu’nu, ttnet’i, burger king’i,starbucks’ı, alkım kitapevi’ni gördük. ama onlar bizi bir daha dükkanlarının içinde göremeyecekler.

ve mado’yu gördük, bizlere su bile vermeyen ama polise çay servisi yapan mado’yu.

hürriyet’i, milliyet’i, sabah‘ı, cnntürk’ü, ntv’yi, habertürk’ü gördük; "nasıl haber kanalı olunmaz nasıl gazete olunmaz’ın kitabını yazdılar.

ve 
Halk TV’yi, Ulusal KanalıSözcü Gazetesi’ni gördük. İmkânsızlıklar içinde "haber vermeye" çalıştılar.
bu direnişin lideri onlardır.

Okan Bayülgen’i, Mehmet Ali Alabora’yı, Erdal Beşikçioğlu’nu, Halit Ergenç’i ve daha nicelerini yanımızda gördük.
bir daha bu sistemden iş alabilir miyiz diye düşünmediler.
gaz maskelerini taktılar; ve maske, onların gerçek kimliğini saklamak şöyle dursun, iyice ortaya çıkardı;
ünlü değil, halk oldular.
bu direnişin lideri onlardır.

*
bir TV kanalının yarışma programında az da olsa sorduğu sorular ve cevapları ile bihaber Türkiye’ye olan biteni duyurmaya çalışan Ali Ihsan Varol.
bu direnişin lideri odur.
*
provokatörleri gördük:
"direnişçiler başörtülü katılımcılara saldırıp dövüyorlar" diyorlardı.
ilk cevap "devrimci Müslümanlar"dan geldi: "polis dışında kimse kimseye saldırmıyor, biz kardeşlerimizle, kardeşçe direniyoruz!"
bu direnişin lideridirler.

*

yemekler yapıp yataklar hazırlayarak, direnişçilere evlerini açan anneler, anneneler, babaneler gördük.
giriş katındaki camlarının pervazından çiçekleri kaldırdılar;
yerlerine sirke, süt, limon ve su koydular.
direnişin lideri oldular.

iki gün önce birbirinin boğazına sarılan taraftar gruplarını gördük.
çarşı grubu‘nun Beşiktaş’ta polis işkencesi çektiğini duyan Fenerbahçe ve Galatasaray‘ın taraftar grupları Beşiktaş’a girdi.
hep bir ağızdan "Beşiktaş sen bizim her şeyimizsin!" diye bağırıyorlardı.
bu direnişin lideri onlardır.

*

Osmanbey’de bir halk otobüsü şoförü gördük,
velinimetini, cehennem gibi olan caddenin ortasına yan park ederek polis tomalarının girmesini önledi.
adı mı? adını bilmiyoruz.
ama bu direnişin lideri odur.

her sokaktan, her mahalleden, her şehirden yüz binleri gördük.
ellerinde tavalar, kepçeler, düdükler;
daha güzel bir Türkiye’ye inananların "gayrık yeter!" deyişini gördük.
bir insan, ömründe bundan daha güzel çok az şey görebilir.
bu direnişin tek lideri onlardır.

*

Bağdat Caddesi’nde, 70’lerinde ve elindeki destekle zar zor yürüyen bir kadın gördük.
etrafındakilere "taksim’e kadar yürüyeceğiz değil mi?" diye soruyordu.
provokatör, marjinal grup, çapulcu odur.
bu direnişin lideri odur.

*

ve Ataşehir’de küçük bir market gördük.
içeri genç bir kız girdi. Taksim’i temizleyen direnişçiler için çöp torbası alıyordu; çantasının ucundan Türk bayrağı göründü. marketin sahibi sordu: "taksim’e mi?"
"evet"
"araban var mı?"
"var"
"bekle biraz" dedi.
faraş, kova, eldiven, çöp poşetleri, içecekler.
bir güzel paketlendi.

"bunları da götürür müsün çocuklara? çünkü ben gidemiyorum" dedi.

adını bilmiyoruz; ama bu direnişin lideri odur...

4 haziran gecesi, Antakya direnişinde polis tarafından öldürüldüğü haberi geçen 22 yaşındaki genç.
 Abdullah Cömert.
sonsuza dek bizimle yaşayacaksın. rahat uyu. Deniz, Mahir, Hüseyin, Taylan abilerinle beraber anılacak adın.
bu direnişin lideri odur


1 haziran gecesi Ankara’da polisin gerçek mermisiyle yaralanmış, Ostim İşçisi Ethem Sarısülükhala yaşam savaşı veriyor.
bu direnişin lideri odur"

~~~~~~  kaynak – Via ~ www.eksisozluk.com sitesinden derlenmistir.   ~~~~~~

Beğenmediniz mi ? bakin genç bir dostumuz neler yazmışeksisozluk.com’da ?


gaz atana çiçekle giden bu kadındır.

birbirlerinin seçimlerine saygı duyan şu 
kadınlardır.

tanımadığı insanlarına koşan şu 
kadındır.

anlamayana, sabrını göstererek anlatmaya çalışan şu 
kadındır.

mesleklerine ve ülke insanlarına aşık şu 
kadınlardır.
cesaretiyle herkesi yüreklendiren, şu 
kadındır.

çocuklarını doyuran şu 
kadındır.

kendi bedeni, kendi kararı olan şu 
kadındır.

direnişe giden yolda "yürüyen" şu 
kadındır.

yüzündeki gülümsemeyi tüm ülkeye yayan şu cesaretli 
kadındır. 

annemiz, ablamız, komşumuz olan şu 
kadındır.

en az üç çocuğu doğuracak olan şu 
kadındır.

teorik olan insana, pratikte de insanlık öğreten şu 
kadındır.

gözyaşlarını tutamayan anneannemiz, babaannemiz, komşu teyzemiz şu 
kadındır.

direnişe çok ötelerden dahil olan şu 
insanlardır.

her şeyin konuşmak olmadığını gösteren şu 
adamdır.

her şeyin sevmekle başlayacağını bilen şu
 gençlerdir.

renk ayrımı yapmadan da insanları sevebileceğimi gösteren şu 
adamlardır.

belki de evinde ışık sö
ndüren ben,
belki de twitter
'da yardım rt'leri yapan onlar,
belki de evde yandaş kanalları izlemeyen annen, baban, kardeşindir.

belki de bu direnişin lideri, sensindir be güzel kardeşim!
 
cilekli turta
06.06.2013 12:50

www.eksisozluk.com sitesinden alinmistir.

29 Nisan 2013 Pazartesi

Menderes neden idam edildi?





Menderes neden idam edildi?
Adnan Menderes İmralı Adası'nda 17 Eylül 1961'de sağlık muayenesini yapan doktor heyetinden sağlam raporu alındıktan sonra öğlen 13:21'de idam edildi.

Adnan Menderes neyle suçlanmıştı?
1- Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek,
2- 6-7 Eylül Olayları'na önceden haberi olduğu halde müdahale etmemek,
3- Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak,
4- Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak,
5- Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak,
6- Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek
7- Kırşehir'i haksız olarak ilçe yapmak,
8- Yargı bağımsızlığının ihlal etmek,
9- Tahkikat Komisyonu'nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatmak,
10- CHP'nin mallarına "haksız" yere el koydurmak, gibi nedenlerle.

Bu suçlar size de biryerlerden tanıdık gelmedi mi?
Peki bunlar idam cezası için yeterli mi?

Bence hiçbir suçun cezası idam olamaz, idama tamamen karşıyım. Fakat Menderes de idama karşı mıydı?
Elbette değil, 1951-1960 yılları arasında Menderes 43 kişinin idam kararına imza attı ve hepsi idam edildi. İdamların en dramatik olanı ise, 14 Nisan 1955'te casusluk suçundan idam edilen Hayati Karaşahin'di. İnfazı, Ankara Samanpazarı'nda halka açık olarak yapıldı.

Suçu neydi?
Rusya için casusluk yapmak.

Menderes'in başka suçları yok muydu?
Aslında Menderes'in suçları mahkemelerde gündeme gelmeyenlerdi.
ABD'nin tepkisinden çekinen Gürsel hükümeti aşağıdakileri hiç gündeme getirmedi.
1- 1951 yılında Menderes hükümeti Kore Savaşı'na Amerika için asker gönderdi.
Amerikan çıkarları için bine yakın vatan evladı Kore'de yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı.
2- 1952'de NATO'nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesi kurdu.
3- 1954 yılında Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi.
4- Tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için kapatıldı. Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra İsmet İnönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapattı.
5- Cezayir kurtuluş savaşı sırasında Fransa'yı destekledi.
6- 1954-1958 yılları arasında 238 gazeteci iktidara karşı yazılar yazmak suçundan mahkûm ettirdi.
7- "Tahkikat Komisyonu"nu kurdu. 15 DP milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti. Komisyon 5 kişiden fazla yan yana yürümeyi bile yasakladı.
8- İsmet İnönü'ye 12 oturum meclisten men cezası verildi.
9- Turan Emeksiz hükümete karşı İstanbul Üniversitesi'nde düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü. Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı.
10- Hukuk'un üstünlüğünü savunan Yargıtay Başkanı Bedri Köker, Yargıtay Başsavcısı Rifat Alabay, Yargıtay 2. Başkanlarından Haydar Yücekök, Yargıtay Üyeleri Melahat Ruacan, Kamil Çoşkunoğlu, Faik Uras ve İlhan Dizdaroğlu “görülen lüzum”üzerine emekliye sevkedildi.

ALINTIDIR

19 Nisan 2013 Cuma

Bir Torpil Hikayesi



Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve Oğlu Can Yücel Arasında Geçen Bu Olayı Yorumlarınıza Sunuyoruz...




Yıllar önce bir Milli Eğitim Bakanının odasının kapısı çalındı. İçeriden kararlı ve tok bir ses " girin" diye seslendi.




Oldukça mütevazi döşenmiş odaya iki tane lise talebesi girdi. Tombul yanaklı olan Milli Eğitim Bakanının yanına yanaşarak " Babacığım merhaba. Elini öpmeye geldik Gazi ile beraber" diyerek arkadaşını gösterdi.

Mezun olmuşlardı iki samimi arkadaş liseden. Gazi ve Can. Bakanın elini öptükten sonra masanın karşısındaki koltuklara oturdular.

Tombul yanaklı çocuk söz aldı, Babacığım biliyorsun okulumuzu her ikimiz de başarı ile bitirdik. Ve bir yıldır para biriktiriyorduk. Eğer senin de iznin olursa Bakanlığın bursundan yararlanıp Amerika'ya okumaya gitmek istiyoruz." Bakan küçük bir sessizlikten sonra " Oğlum biraz dışarı çıkar mısın? Bizi arkadaşınla bir iki dakika yanlız bırak" dedi.

Oğlu dışarı çıktıktan sonra uzun boylu çocuğa şöyle dedi. Bak evladım,ben sizler gibi başarılı öğrencilerin yurt dışında öğrenim görmesini her zaman desteklerim. Fakat bir bakan olarak oğlumu Amerika'ya gönderirsem, bunu başkaları farklı değerlendireceklerdir. Bu yüzden sadece sana burs vereceğim. Gerekli işlemlerin yapılması için talimatı veririm az sonra. Hayırlı olsun deyip dışarı çıkmasını söyledi talebenin.
Heyecan içinde kapının önünde bekleyen bakanın oğluna sarıldı çocuk. " Can sana bir iyi, bir kötü haberim var. Baban bana burs verdi ama senin gitmeni onaylamıyor.
Tombul yanaklı çocuk elini cebine atıp bir mendil çıkarttı. İçi para dolu olan mendili arkadaşına verip, "al bunları Gazi. Nasıl olsa bana lazım değil bu para artık" dedi, bir yıldır biriktirdiği parayı arkadaşına uzattı.

Oğlunun geleceğini bile ülkesinden sonra düşünen onurlu Milli Egitim Bakanımızı Sayın Hasan Ali Yücel Bey'i saygıyla anıyoruz.

Oğlu Can büyük edebiyatçı Can Yücel'dir.
Onun lise arkadaşı Gazi ise dünyanın en ünlü beyin cerrahlarından Prof.Dr. Gazi Yaşargil'dir.

Kaynak : www.ForumPaylas.net Bir Anı:Hasan Ali Yücel,Can Yücel,Gazi Yaşargil