alevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2013 Cumartesi

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA







CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, Başbakan Erdoğan’ın yazılı olarak yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi verdi. Soru önergesi tam 40 ayrı maddeden oluştu.


Konu ise; Aleviler’in AKP hükümeti süresince yaşadıkları.


Uzun ama, önemli bir arşiv niteliğinde olan bu soru önergesini sabırla okumanız dileğiyle tam metin yayınlıyoruz:





“TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA


Aşağıdaki sorularımın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.


Hüseyin Aygün


CHP Tunceli Milletvekili


Türkiye’de yürütme organının devlet ile iç içe geçmiş hali, nevi şahsına münhasır bir sistem oluşturarak kendisinin dışında kalan yaşam tarzlarına yönelik “çerçeveler” oluşturmakta ve “çerçevenin” içinde kimin olduğuna veya kimin “çerçevenin” dışında kalacağına karar verebilmektedir. “Nevi şahsına münhasır” olan bu sistem Türkiye’de “zorunlu din derslerinin içeriğini değiştireceğiz” diyerek üç zorunlu seçmeli din dersi daha koymayı başarmış bir yapıdır. Durum öyle bir hal aldı ki insanların Allah’a yönelişin, yakarışın ibadet olmadığına dair karar vermekte ve bununla da yetinmeyip, Allah’a yöneliş biçimini dahi tarif etme yetkisini kendisinde görür olmuştur. Fazıl Say’a verilen 10 ay hapis cezası da, tüm bu yaşanılanların “ileri demokrasi” uygulamalarının yalnızca bir sonucudur.


Ünlü piyanist Fazıl Say’ın twitter hesabında paylaştığı Ömer Hayyam’dan bir dörtlük ve "Bilmem fark ettiniz mi, nerede yavşak, magazinci, hırsız var hepsi allahçı kesiliyor" tweetini retweet ettiği için hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Davayı gören İstanbul 19. Sulh Ceza Mahkemesi, 15.04.2013 tarihli kararında “dini değerleri aşağılama" gerekçesi ile Say’ı 10 ay hapis cezasına çarptırmıştır. Ancak ilgili tweet ve kendisine yapılan ağır eleştiri tweetleri incelendiğinde, düşüncelerine küfür ve hakaretle cevap verenleri retweet ettiği ve o geceki tartışmaya cevaben verilen ve cezaya konu olan tweet'i retweet ettiği anlaşılacaktır.


Bu çerçevede,


1. İçinde bulunduğumuz Nisan ayının ortasında Mersin Gazipaşa Ortaokulu'nda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmeninin “Alevilerin elinden yemek yenmez” dediği öğrenci ve veliler tarafından iddia edilmektedir. Bir kamu görevlisi tarafından ülkedeki belli bir inanç grubuna yönelik böyle bir ifadeyi kullanıyor olmasını Başbakan olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?


2. İçinde bulunduğumuz Nisan ayının başında, Bursa Gemlik Endüstri Meslek Lisesi’nde Felsefe ve Sosyoloji dersleri veren bir öğretmenin ders anlatırken “Alevilik sapık bir mezhep. Mum söndü yapıyorlar. Hz. Ömer’i tanımıyorlar” dediği iddia edilerek hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Söz konusu olayda iddia edildiği üzere failinin bir öğretmen olması dikkate alındığında belli bir inanç grubunun dini değerleri aşağılanmış olmuyor mu?


3. İçinde bulunduğumuz Nisan ayı içinde, Adana’da özellikle “Alevi vatandaşların ev ve işyerlerine cihat çağrısı yapan ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a destek verenlerin başının gövdesinden ayrılacağı” yönünde tehditler içeren Türkçe ve Arapça yazılı bildiriler dağıtıldığı iddia edilmiştir. Söz konusu iddialar ile ilgili açıklama yapan Adana Valisi Avni Çoş, “bildirileri dağıtanların birkaç kişi olduğunu, amacın vatandaşlar arasında huzuru bozmak olduğunu” söyledi. “Bir kaç kişi” hakkında herhangi bir işlem yapıldı mı? “Birkaç kişi” olarak ifade edilen kişiler ne zamandan beri Türkiye sınırları içinde ikamet etmektedirler? Bu kişiler tespit edilebilmiş midir? Tespit edildiler ise haklarında işlem yapılmış mıdır?


4. AKP Ankara Milletvekili Yalçın AKDOĞAN’ın, 12.04.2013 tarihinde Star gazetesinde yayınlanan köşe yazısında, bir inanç grubunun hedef gösterilmesi ve “bir kısım ülke ve odaklar” ile birlikte anılmaya çalışılmasını nasıl görüyorsunuz?


5. Şubat 2013 tarihinde AKP İç Anadolu Bölge Milletvekilleri ile gerçekleştirmiş olduğunuz toplantıda Alevilik ve Aleviler ile ilgili olarak: “Din değil. İslam içinde bir kurum olarak görünüyor. Net bir tanımı yok. Biz geçmişte Ali’yi çok sevenler olarak görürdük ama bunların Hazreti Ali ile alakaları yok yaşam tarzı olarak. Bizim yaşam tarzımıza uygun olan Türk Alevileri. Öbürleri ise tamamen farklı yerde. Cemevleri ibadethane değil. İslam’da tek ibadethane vardır, cami. Cemevleri kültür evleridir. Alevilerin sorunları Kürtlerden fazladır söylemi de doğru değil. Onların sesleri fazla çıkıyor” şeklinde kullandığınız ifadeler basına ve kamuoyuna yansıdı. Bu ifadelerden belli bir inanç grubunu: “aşağılama”, “değerlerine hakaret etme”, “yok sayma”, “rol biçme”, “ibadet yeri ve biçimini tarif etme”, “parçalı bir yapı olarak göstermeye çalışma”, “tehdit etme”, “etnik gruplara ayırmaya çalışma” vb. kategoriler içinde değerlendirmelerin Başbakanlık makamının görev ve sorumlulukları arasında yer aldığını düşünüyor musunuz?


6. Mart 2012’de, Mahkeme’nin Sivas Katliamı davasında "zamanaşımı" kararı vermesi sonrasında yapmış olduğunuz açıklamada “'Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” dediniz. Verilen bu kararın “hayırlı” olduğunu düşünüyor musunuz?


7. Mart 2012’de Almanya seyahatinizi protesto eden gruplara yönelik olarak “Almanya’da PKK ve Ermeni örgütleriyle birlikte, yalnız bunun da altını çiziyorum, isminin başında Alevi sıfatı olan bazı dernek ve federasyonlar işte o gösteriyi birlikte organize ettiler” dediniz. “İsminin başında Alevi sıfatı olan bazı dernek ve federasyonlar” hangi kuruluşlardır?


8. Mayıs 2012’de, Malatya’da Mustafa Kemal Atatürk İlköğretim Okulu’nda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Hasan Hüseyin Çeloğlu’nun Alevilikle ilgili verdiği ödevi, bir ilköğretim öğrencisi Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Malatya Şubesi’nden kaynak alarak hazırladı. Öğrencinin hazırladığı ödeve sert tepki gösteren öğretmen, “İnternet sitesinden böyle sapık sapık şeyleri indirip getiriyorsunuz” şeklinde ifadeler kullandığı iddia edildi. Bu ifadelerden ötürü öğretmene herhangi bir yaptırım uygulanmış mıdır?


9. Mayıs 2012’de partinizin Adana İl Kongresi’nde yapmış olduğunuz konuşmada “Ben dört tane kırmızı çizgimizin olduğunu söyledim. Neydi o dört temel çizgi? Tek millet, tek bayrak, tek din ve tek devlet.” Tek din olarak ifade ettiğiniz hangi dindir?


10. Malatya ili Doğanşehir İlçesi’ne bağlı Sürgü Beldesi’nde 26 Temmuz 2012 Cuma günü gece saat 01.30 sıralarında Ramazan dolayısıyla Evli ailesinin linç edilmeye kalkışılması; daha sonra Evli ailesine yönelik tehdit, baskı, tecrit, tahammülsüzlük ve toplumsal baskı devam etmiştir. Devamında duruşmada faillerin ifadeleri “sehven silindi.” Sonrasında Failler hakkında herhangi bir işlem yapıldı mı? Yoksa yine suçlu olarak mağdur olan Evli ailesi mi “işaret” edildi?


11. Ağustos 2012 tarihinde katılmış olduğunuz bir TV programında Karacaahmet Mezarlığı yanındaki Cemevi ile ilgili olarak “O cemevi bir ucube olarak yapıldı orada. Hala kaçaktır. Ruhsatı yoktur. Karacaahmet Türbesi’nin yanında ucube olarak durur” dediniz. Bu ifadelerinizde bir inanç grubunun ibadet mekânını açık bir şekilde “aşağıladığınızı, hakaret” ettiğinizi düşünüyor musunuz? Bu nedenle aleyhinize dava açılmış mıdır?


12. Eylül 2012’de Manisa İli Merkezinde sarıklı ve cüppeli 5 kişi Alevilerin yoğunluklu olarak yaşadığı mahallelerde kapıları çalıp Alevileri camiye davet ettikleri basına ve kamuoyuna yansıdı. Bu davet kimin adına ve hangi yetki ile yapıldı? Daveti yapan beş kişi hakkında herhangi bir işlem yapıldı mı? Türkiye’de son 10 yılda buna benzer kaç olay olmuştur?


13. Eylül 2012’de, Ankara Altındağ ilçesinde bulunan Battalgazi İlköğretim Okulu’nun İmam Hatibe dönüştürülmesine karşı çıkan velilerin yapmış oldukları basın açıklaması sonrasında Yılmaz ailesinin ev ve işyerine pompalı tüfekle ateş açılmıştır. Ateş açan şahıslar tespit edilmiş midir? Yaşanılan bu olayı kendi çocuklarının temel hak ve özgürlüklerini korumaya çalışan aileye yönelik tehdit olduğunu düşünüyor musunuz?


14. Ekim 2012’de, Adana Yüreğir’de bir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni derste “Aleviler abdestsizdir, yemekleri yenilmez” şeklinde ifadeler kullanması üzerine, Alevi derneklerinin tepkisi sonrasında İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü “Gereğini yapacağız” demiştir. “Gereği yapıldı” mı? Hangi işlem yapılmıştır?


15. Kasım 2012’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Erzincan Şubesi’nin Matem Orucu nedeniyle kitap satışı gerçekleştirmek üzere açtığı çadıra saldırı yapılmıştır. Erzincan Dörtyol’da açılan çadıra yapılan saldırıda derneğin pankart ve flamaları yakılmıştır. Yaşanılan bu olayda bir toplumun kutsal değerlerine açık bir şekilde saldırı yok mudur? Saldıranlar hakkında bir işlem yapılmış mıdır?


16. 2012 Aralık ayında Alevi Bektaşi Federasyonu’nun, 19-24 Aralık 1978 tarihlerinde resmi rakamlara göre 110 insanın katledildiği Maraş katliamıyla ilgili düzenlemek istediği anmaya Maraş Valiliği izin vermedi. Polis, anmaya gelenlere gazlı ve tazyikli su ile saldırdı ve 3 kişi yaralandı. Yaşan bu olayda bir inanç grubuna yönelik olarak saldırı yok mudur? Polis ve güvenlik kuvvetleri hakkında herhangi bir işlem yapılmış mıdır?


17. Aralık 2012’de, basına ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre nüfus cüzdanındaki din hanesine ‘Alevi’ yazılması istemiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) açtığı davayı 3 yıl önce kazanan 51 yaşındaki Sinan Işık’ın kimliği aradan geçen süreye rağmen değiştirilmemiştir. Bu durum bir inanç grubunun adının dahi resmi makamlarda geçmesinin uygun görülmediği anlamına gelmiyor mu? Neden kimlikteki değişiklik halen gerçekleşmemiştir?


18. 2012 yılı içerinde Türkiye’nin çeşitli illerinde Alevi evlerinin işaretlenmesi ile ilgili olarak dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin yaptığı açıklamada Alevi evlerinin işaretlenmesini çocukların yaptığını iddia ederek “‘Counter Strike’ isimli bilgisayar oyunundan etkilenerek yapmışlar” demiştir. Devlet ve ilgili kurumlarının öncelikli görev ve sorumluluğu meydana gelen bu olayların aydınlatılması ve kamuoyunu ikna edecek bir politika izlemesidir. Bunun yerine “suçlu” olarak çocukların işaret edilmesi onları yetişkinler gibi davranmaya zorlamak olmuyor mu?


19. Sivas’ta 2 Temmuz 1993 günü meydana gelen olaylarda 35 kişinin yakılarak öldürüldüğü Madımak Oteli yenilenerek Bilim ve Kültür Merkezi olarak düzenlenmiştir. Kültür Merkezinin girişinde katliamda hayatını kaybedenler ile katliamı yapanlar arasından iki ismin de yer almasını ne kadar adil buluyorsunuz?


20. 2011 ve 2012’de Sivas Valiliği, Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen insanları anmak üzere miting yapılmasına izin vermemiştir. Katliamın 18. ve 19. yıldönümünde valilik, eski otel binası önünde anma programı yapılmasına yasak getirmiştir. Katliam sonucu hayatlarını kaybeden insanları anmaya “yasak” getirmenin meşru kaynağı ya da dayanağı nedir? Neden Aleviler için büyük önem taşıyan anmalar genelde yasaklanmaktadır?


21. 10. sınıf Türk Edebiyatı ders kitabında Kaygusuz Abdal’ın “Nefes” şiirindeki Alevi inancına ait kavramların yer aldığı dizelerin de sansürlendiği ortaya çıkmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı yazarlar komisyonu tarafından 10. sınıflar için hazırlanan Türk Edebiyatı ders kitabında, “Matem ayı”, “Zülfikar”, “Ali”, “Hû” kavramlarının yer aldığı dörtlükler makaslanmıştır. Bu sansür ve makaslanmaya yönelik olarak herhangi bir işlem yapılmış mıdır? Kaygusuz Abdal’ın nefesleri neden Milli Eğitim yazarlar komisyonunu kaygılandırmış olabilir?


22. 21. Yüzyıl’da liselerde okutulan Türk Edebiyatı ders kitaplarından Koca Yunus’un "Cennet cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri, isteyene ver onları, bana seni gerek seni" dörtlüğünün çıkartılıp sansür uygulanması ile 16. yüzyılda aynı dörtlük ile ilgili fetva çıkarılması arasında bir bağıntı olduğunu düşünüyor musunuz? Koca Yunus’u sansürleyen komisyon hakkında adli ya da idari yönde herhangi bir soruşturma başlatılmış mıdır?


23. Referandum mitingleri sırasında 17 Ağustos 2010 tarihinde Çorum’daki konuşmanızda: “Çorum’un yetiştirdiği Şeyhülislam Ebussuud Efendiyle gurur duyuyoruz” dediğiniz ve diğer yandan Koca Yunus’un “Yaradılanı severiz yaratandan ötürü” ifadesini sıkça kullanmaktasınız. Hem Koca Yunus’u sevmek hem de Koca Yunus hakkında fetva çıkaran bir zat ile “gurur duymak” arasında bir tezatlık yok mudur?


24. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın desteğiyle hazırlanan İslam Ansiklopedisi’nin 10. cildinde, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim döneminde Şeyhülislamlık yapan Ebusuud’un, “Kızılbaşların katlinin helal olduğu, Kızılbaş katledenin gazi olacağı, Kızılbaşlarca öldürülenlerin şehit sayılacağı, Kızılbaşların mallarının ve ırzlarının helal olduğu” biçiminde fetvalar veren bir şahsa yönelik olarak övgülerin yer almasını doğru buluyor musunuz? Diyanet neden böyle bir duruma onay vermiş olabilir?


25. Kenan Evren’in resmi arşivinde tutulan mektupta, 12 Eylül döneminin Emniyet Genel Müdürü Refet Küçüktiryaki’nin, “Yavuz Sultan Selim’den sonra en büyük Alevi Kızılbaş düşmanıyım”, “Malatya il merkezindeki 40 bin Alevi’ye kan kusturdum”, “Türkiye’de ilk defa resmi olarak Alevi soykırımını devlet adına başlatan benim” ifadeleri yer almaktadır. Söz konusu ifadeler bir kamu görevlisi tarafından kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu sözlerde açık bir şekilde belli bir inanç grubuna yönelik olarak kin ve nefret duyguları beslenilmiyor mu? Bu konuda neden ‘yargıyı’ göreve davet etmediniz?


26. Nisan 2011’de İstanbul’da Beykoz’da yapmış olduğunuz konuşmada “Bakın biz 81 vilayetten 80’inden milletvekili çıkarıyoruz. Bir tek vekil çıkartmadığımız il Tunceli, o da malum sebeplerden dolayı” dediniz. “Malum sebep” olarak belirtiğiniz nedir?


27. Nisan 2011’de, AKP Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı İ. Melih Gökçek twitter’da, “İskender Çolak’ın CHP’li ve alevi olduğunu bildiğim halde nikâhını kıydım” demiştir. Bu ifade bir insanı inancından dolayı “aşağılandığını”, “dışlandığını”, “ötekileştirdiğini” düşünüyor musunuz? Nikahlar parti ve inançlara göre mi kıyılıyor?


28. Mart 2011 tarihinde, Tüzüğünde “Cemevi ibadethanedir” maddesine yer verdiği için Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği’nin kapatılması amacıyla açılan davada mütalaasını sunan Savcı Ali Özdemir, Aleviliğin bir din, cemevinin de ibadethane olmadığını belirterek, “Bu davada kamu yararı yoktur. Kamuoyunu kaosa sürükleme çabası görülmektedir” dedi. “Kamuoyunu kaosa sürükleme çabası” olarak işaret edilen ya da belirtilen deliller nelerdir? Bir toplumun ibadetlerini yerine getirdiği mekân ile ilgili “Cemevi ibadethane olmadığı” yönünde mütalaa hazırlama meşruiyetini hangi kanunlardan almaktadır? Bir savcının inanç yerlerini tarif etme yetkisi var mıdır?


29. Temmuz 2011’de, Malatya’da bulunan Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi Vakfı’nın, Sosyal Destek Programı (SODES) kapsamında düzenlediği saz kursu ile ilgili afişler, kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından kesilerek indirilmiştir. “Kimliği belirsiz kişi ya da kişiler” tespit edilmiş midir? Haklarında herhangi bir işlem yapılmış mıdır?


30. Ağustos 2011’de, İzmir İl Genel Meclisi, cemevlerinin bakım, onarım, elektrik, su, atık su gibi ihtiyaçlarının karşılanması konusunda karar almıştır. Ancak İzmir Valisi M. Cahit Kıraç, “cemevlerinin ihtiyaçlarının karşılanması konusunun İl Genel Meclisi’nin değil, TBMM’nin işi olduğunu” söylemiştir. Eğer bu sorun TBMM’nin işi ise TBMM bu konuda neden inisiyatif almamaktadır? TBMM’nin inisiyatif almaması kendi varlığının meşruiyetini sorgulanır hale getirmez mi? 2002-2013 tarihleri arasında kaç İl Genel Meclisi karar aldığı halde Valilik veya İçişleri Bakanlığı’ndan onay çıkmamıştır?


31. Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde kalan Bülent Özdemir 13 Nisan 2011 tarihinde, inançları gereği bir ‘Dede’ ile görüşmek üzere başvurmuş ancak yanıt verilmemiştir. Özdemir, aynı öneriyi 30 Nisan 2011’de de tekrarlamış, bunun üzerine “Alevi dedesinin bir resmiyeti olmadığından kaymakamlık görevlendirme yapamıyor” denilmiştir. Bu gerekçede ‘resmiyet’ olarak nitelendirilen nedir? Eğer talep edilen kriter resmiyet ise Dede resmen T.C. yurttaşı değil midir?


32. 04.05.2011 tarihinde, Amasya’da yapmış olduğunuz konuşmada “Eğer Alevilik Hazreti Ali KeremallahüVeche’yi sevmekse, ben Alevilerden daha çok Aleviyim. Ama bunların yaşamında Hazreti Ali var mı? Hazreti Ali gibi yaşamak var mı? Yok. Hazreti Ali nerede, bunlar nerede.” “Bunlar” diyerek kastettikleriniz kimlerdir? Hz. Ali’nin kimin yaşamında olduğunu biliyor musunuz?


33. 29.08.2010 tarihinde Ankara Sincan’da yapmış olduğunuz konuşmada “Artık dedelerden talimat alarak atama yapma dönemi bitiyor” dediğiniz bilinmektedir. “Dedeler” olarak ifade ettikleriniz kimlerdir? “Dedelerden” talimat alan kimdir? Hangi kurumlarda çalışmaktadırlar?


34. 14.10.2010 tarihinde Devlet Bakanı Faruk Çelik yapmış olduğu konuşmada “Çözüme odaklandık, gerçekleştireceğiz. İşin edebiyatı yüzlerce yıl yapılmıştır, ama çözümü konusunda bu ciddiyette, bu ölçekte masanın etrafında hiç oturulmamıştır. Bunun kıymetinin bilinmesini defalarca ifade ettim. Kimseye bir adım yakın değiliz, kimseye bir adım uzak değiliz” dedi. “Odaklanılan çözüm” gerçekleşti mi?


35. İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı 21.09.2009’da yapmış olduğu açıklamada “Cemevlerinin ibadethane sıfatıyla açılması dinen mümkün görülmemektedir. Ancak kültürel bir kurum olarak açılıp açılmayacağı ilgililerin takdirine kalmıştır” demiştir. “Cemevlerinin ibadethane sıfatıyla açılması” hangi dine göre mümkün değildir? Aynı beyanda “ilgililer” olarak tarif edilen kişiler kimlerdir?


36. 23.09.2009 tarihinde Alevi ÇalıştaylarıModeratörü Necdet Subaşı “Biz Alevilerin gerçekte ne istediklerini, bu isteklerin gerçekleştirilmesi için nelere ihtiyaç olduğunu, bu konuda ne yapabileceğimizi öğrenmeye çalışıyoruz” dedi. Sorun Alevilerin ne istedikleri dile getirmeleri mi yoksa Alevilerin temel hakkı olmasına rağmen nelerin verilmek istenmediği midir?


37. 26.06.2008 tarihinde Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren yapmış olduğu açıklamada “Bütün Müslümanların ortak ibadet yeri camidir. İslam tarihinin hiçbir döneminde kendisini İslam içinde görüp de camiye alternatif başka bir ibadethane kuran mezhep ve tarikat olmamıştır. Yine İslam tarihinde, tasavvufi adap ve erkânın yürütüldüğü mekânlar hiçbir zaman caminin alternatifi bir ibadethane olarak algılanmamış ve isimlendirilmemiştir” dedi. Cemevlerinin camilerin alternatifi olduğunu düşünüyor musunuz?


38. AKP Grup Başkan Vekili Nihat Ergün 04.12.2008’de Reuters’e vermiş olduğu demeçte “Din dersleri bireysel talepler temelinde olmalı. Eğer Aleviler Alevi inanışını okullarda öğrenmek istiyorlarsa, biz bunun yolunu açabiliriz. [...] Bu sorunlar [‘Alevi Sorunu’] üzerinde çalışıyoruz ve ön yargısız, içten bir çaba göstermek istiyoruz. Bu sorunun tarihsel kökenleri var. 1000 yıl öncesine kadar gidiyor ve çok karmaşık” şeklinde beyanda bulunmuştur. Aileler kendi çocuklarının ZDD’den muaf kalınması için yapmış oldukları başvurular olumlu bir şekilde sonuçlanıyor mu? Yoksa yapılan başvurular “bireysel talep” olarak değerlendirmeye alınmıyor mu?


39. Egemen Bağış 17.07.2007 tarihinde yapmış olduğu açıklamada “AKP Aleviler’i hiç aldatmadı. AKP tutmayacağı sözü hiçbir zaman vermedi” dedi. AKP’nin düzenlemiş olduğu Alevi Çalıştayları, “Alevi Açılımı” süresinde verdikleri hangi sözler tutulmuştur?


40. AKP Denizli Bekili ilçe Başkanı Mustafa Kırlı 24.01.2005 yılında yapmış olduğu bir açıklamada “Kooperatifi’nin ürettiği şaraplara Hazreti Ali’nin Zülfikarı’nın adı ‘Zülfikar’ı veren, ardından Alevi vatandaşları kastederek“Bu tipler, bu yapıdakiinsanlar, Müslümanlığı zayıf yaşayan kişiler olduğu için şarap müptelası insanlardır” demiştir. “Zayıf yaşanılan Müslümanlık” ile şarap arasında nasıl bir ilişki vardır?”


Odatv.com

21 Kasım 2012 Çarşamba

Muharrem Ayı ve Alevilik-3

MUHARREM SOHBETLERİ-3/ Kerbela haksızlığa uğrayanların sesidir PDFYazdırE-posta
MUHARREM SOHBETLERİ-3/ ‘Kerbela haksızlığa uğrayanların sesidir’

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel “Muharrem Orucu”nu anlatıyor...

 
NECDET SARAÇ/ ALİ YILDIRIM- Muharrem ayı, Aleviler için matem ayıdır. Aleviler her muharrem ayında 14 masum-u pak için 3 gün, Kerbela’da İmam Hüseyin ile birlikte şehit edilen 71 can için de 12 günlük matem orucu tutarlar.

Bu oruçta gösteriş olmaz, şamata yapılmaz, zengin sofralar kurulmaz, eğlence düzenlenmez, kahkaha ile gülünmez, bıçakla soğan dahi kesilmez. Orucumuzun en önemli pratiklerinden biri, suyun kesinlikle içilmemesidir. Aleviler bu ayda mersiye okuyarak, keyif verici her tür şeyden uzaklaşarak, Hz. Hüseyin ve yol arkadaşları için gözyaşı dökerek Kerbela acısını her Muharrem ayında yaşarlar. 

Bunun anlamı şudur: Aleviler, bu oruçla Kerbela olayının üzerinden yüzlerce yıl geçmesine rağmen her seferinde bir tercih yaparlar; bu tercih zalime karşı ezilenin yanında olmak, mazlumları, haksızlığa uğrayanları anlamak, onların sesi olmak ve zalimliğe karşı direnmektir. Kerbela, bize bu bilinci ve duyguyu verir. Bu yüzdendir ki, Aleviler, sadece Kerbela’da değil, şekillendiği coğrafya öncelikli olmak üzere tüm dünyada kim haksızlığa uğramışsa ayrım gözetmeksizin onun yanında yer almayı bir vicdani görev saymıştır. Çünkü, Ehlibeyt, Hz. Muhammed’in bize emanetidir, Hz. Hüseyin mazlumluğun ve direnişin, Yezit de zalimliğin sembolüdür. Matem orucuyla Aleviler, öbür dünyadaki cennete ulaşmaktan ziyade Hz. Hüseyin’in bize bıraktığı değerleri yaşatmayı esas alır. GÖSTERİŞTEN UZAK DURUYORUZ12 İmam orucu, Aleviler açısından en temel olan; dolayısıyla onu var eden inanç pratiklerinden biridir. Bu nedenle, Aleviliğe müdahalelerde bulunmak isteyen çevreler, 12 İmam orucunu yozlaştırmaya, anlamını zaafa uğratmaya çalışmaktadırlar. Özellikle AKP Hükümeti’nin bu konuda agresif müdahaleleri olmuş, hatta adına Alevi açılımı denilen süreç, Ocak 2008’de 5 yıldızlı Bilkent Otel’de verilen ve “Alevi iftarı” olduğu söylenen yemekle başlamıştır.

Böylece Ramazan iftarlarına benzetilmek istenen 12 İmam orucuna şimdi de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın müftülük teşkilatları müdahalelerde bulunmaktadır. Özellikle son iki yılda yoğunlaşan uygulamayla, müftüler, ticaret ve sanayi odaları, AKP teşkilatları Muharrem iftarı yaptıklarını söylemektedirler.

AKP, daha da ileri giderek kurdurduğu yapay Alevi örgütleri aracılığı ile de 12 İmam orucunun temel ritüel ve ilkelerine aykırı uygulamalar yapmaktadır. Böylece, matem orucu yozlaştırılarak Alevilik de asimile edilmek istenmektedir. Aleviler ve onların örgütleri, Aleviliğin içini boşaltarak başkalaştırmak isteyen çevrelere karşı yeterli bilince sahiptir. Bu nedenle Türkiye’de yaygın Alevi örgütlenmesine sahip olan Alevi Bektaşi Federasyonu’muza bağlı kurumların cemevlerinde veya dernek şubelerinde bir araya gelen Aleviler, gösterişten, lüksten uzak bir şekilde Kerbela şehitlerini anmakta ve kutsal değerlerini yaşatmaktadır.


KİTAPLAR OKUNUR, MERSİYELER SÖYLENİR...DEDE, Hüseyin Dedekargınoğlu oruç günlerinde neler yapıldığını şöyle anlatıyor… Oruç günleri süresince evlerde Fuzuli’nin Ermişlerin Bahçesi (Hadikat üs -Süeda), Kerbela Şehitlerinin Destanı, Kumru (Kenzül- Mesaip) ve Hüsniye gibi Kerbela olayını anlatan kitaplar okunur. Bu kitaplardaki mersiyelerin çoğu ezberlenir, mersiyeleri ezbere bilenler, kitaplardaki bazı beyitleri hikâye şeklinde uzun uzun anlatırlar. Eski dönemlerde, özellikle köylerde yaşlılar ya eski yazıyı bilirler, ya
da hiç okuma yazma bilmezlerdi. Bugünkü Latin harfleri ile okuyan kişi sayısı da pek fazla değildi. O zaman ilkokul 4. veya 5. sınıf öğrencileri çağırılır ve kitaplar onlara okutulurdu. Bazen bizler çok uzun okumalardan sıkılıp belli yerlerde 1-2 sayfa atlayıp kitabı çabuk bitirmek istediğimizde
ise kitabı ezbere bilenler “o bölümde şu ifadeler var, galiba orasını atladın” diye hemen müdahale ederlerdi… 

Aleviler İmam Hüseyin ve diğer Kerbela şehitleri için ağlayıp gözyaşı dökerek onların çektikleri acıyı ve zorlukları beyninde, kalbinde ve gönlünde duyarlar. Emevi hükümdarı Yezit ve yandaşlarına lanet okurlar. Aleviler için İmam Hüseyin’in yanında olmak, zalime karşı çıkıp mazlumdan yana olmaktır…


ALEVİLİKTE ‘DEDE’ KİMDİR?DEDE, Alevi toplumunun inançsal önderidir. Her Alevinin bir dedesi vardır. Dede, talipleri eğiten, yol gösterendir. İnanç anlamında her talibin davranışlarından dede sorumludur. Dede aynı zamanda taliplerin bütün düşünsel, manevi sorunlarına çözüm, sorularına cevap getiren kişidir.

Dedelik ise kendine has bir iç yapısı, hiyerarşisi olan bir kurumdur. Örneğin, her dedenin de bir dedesi (mürşidi) vardır. Yani, bu anlamda her dede ayni zamanda başka bir dedenin talibidir. Nasıl ki talip bir yanlışa düştüğünde ya da hata yaptığında dedesine sığınıyorsa, ayni şekilde dede de talibi olduğu dedesine (mürşidine) sığınır. Böylece halkalar gibi birbirine bağımlı özgün bir denetim mekanizması da kurulmuş olur…


KAVRAM: ÜÇLER, BEŞLER, YEDİLER…ALEVİ inancında “üçler, beşler, yediler” kavramı kimler için kullanılır?

Alevi inancında “üçler”; Hak, Muhammed ve Ali’dir.

“Beşler” denilince üçlere, Hasan ve Hüseyin ilave edilir.

“Yediler” denilince ise, peygamberin eşi Hatice ve kızı Fatıma beşlere eklenir.


Benzemez
Yaptığımız Kabedir
Yıktığımız kilise
Şu bizim seyranımız
Bir seyrana benzemez
Süleyman'lar içinde
Ali bir Süleyman'dır
Süleyman'lar bildiler
Bir Süleyman'a benzemez
Abdesttimiz katlanmak
Namazımız sabretmek
Biz bir oruç tutarız
Ramazana benzemez
Kitabımız da kıl var
Dağlar kadar görünür
Biz bir ayet okuruz
Bir Kur'an'a benzemez
Kul Nesimi sen seni
Mana bilir söylersin
Biz bir deniz geçeriz
Bir ummana benzemez
           
               Kul Nesimi

Muharrem Ayı ve Alevilik-2

MUHARREM SOHBETLERİ II Ele bıçak alınmaz, can incitilmez!PDFYazdırE-posta
MUHARREM SOHBETLERİ – II – Ele bıçak alınmaz, can incitilmez!

Güneş batınca orucumuzu açarız!

 
Alevi Dedesi Hüseyin Dedekargınoğlu nasıl oruç tutulduğunu ve oruç döneminde neler yapıldığını şöyle anlatıyor… 
Benim doğup büyüdüğüm ve çocukluğumun geçtiği Büyükcamili Köyü Çorum’un Alaca İlçesine bağlı bir Alevi Türkmen köyüdür. Günümüzden yaklaşık elli yıl kadar önce muharrem ayında yaşananlardan bahsetmek istiyorum: Muharrem ayı yaklaşırken köy halkını bir telaş alır ve muharremin hazırlıkları da başlardı. Muharrem ayına denk gelebilecek şekilde kesinlikle düğün, nişan, sünnet olmazdı. Çünkü bu ay tam anlamıyla bir yas dönemiydi. Yas olunca günlük yaşamda da bir takım kurallar uygulanırdı. Eğlence olmayan bu ayda, hiçbir canlıya kıyılmadığı için, kurban dahi kesilmez. Et yenmez, içinde canlı embriyo olduğu için yumurtada yenmez, sofralarda bıçak bulundurulmaz. Zevk ve sefa içerisinde bulunulmaz. Saç ve sakal tıraşı olunmaz. 


Muharrem Orucu Arabî aylardan ilk ay olan Muharrem ayının birinci günü başlardı. Ancak bazı yerlerde üç gün önceden de oruca başlayanlar oluyordu. Bu üç günlük oruç Masum-Paklar, Müslim Akıyl ve Hür Şehit için tutulan oruçtur. 
Oruç açımında yenilen yemeklerin yanında dahi su içilmez ancak vücudun su ihtiyacı hoşaf, komposto, ayran, çay ve kahve gibi sulu içeceklerden karşılanır… Özellikle Muharremin yedinci gününden itibaren orucun dozu daha da artar. Genç olanlar Kerbela’da susuzluğun tam başladığı gün olan yedinci günü akşamı oruç açmayı yedi üzüm tanesi ile yapar, gece yemek bile yemeden ertesi akşam oruç açmaya kadar orucunu devam ettirir. Buna “uğundurma” denir.

Alevilerde oruç açma Sünnilerin Ramazan ayında tuttukları oruç gibi iftar saati gelince her şeyi imsak saatine kadar rahatlıkla yemek ve içmek şeklinde değildir. Yani belirlenmiş bir iftar vakti yoktur. Oruç açarken top sesi, ezan sesi gibi işaretler beklemezler. Güneş batınca oruçlarını açarlar.

Muharremin yedinci günü, ki bu gün Kerbela’da İmam Hüseyin ve yanındakilerin sularının tamamen tükendiği, Fırat nehrine ulaşmanın imkânsız olduğu yani tam anlamıyla susuzluğun başladığı gündür. İşte bu yedinci günde talipler oruç açma saatlerine yakın bir vakitte köyde bulunan bir Dede ailesinin evine gelerek bir kap ile su alırlar. Gelirken elleri boş olarak gelmez, hangi kap ile su alacaksa o kabın içine imkânları dâhilinde yiyecek, içecek cinsinden bir şeyler koyarak onu dede evine bırakır. Getirdiği kabı da su ile doldurup, dedenin duasını da alarak evine götürür. Evde bulananlar akşam orucunu o suyla açardı...  

* * *

YASAKLAR

“Yasaklarla” ilgili İç Anadolu Bölgesi Alevilerinde orucun son dört günü için şöyle bir söylem vardır: 
Dokuz, don. (Elbise / giysi değiştir)
On, yun. (Banyo yap)
Onbir, traş. (Sakal traşı)
Oniki, aş. (Aşure pişirilmesi)

* * *
 
KAVRAM: BIÇAK VE CANLIYI KESMEK!


Muharrem ayı boyunca, Alevilerde ele bıçak alınmaz, bir canlının canı incitilmez, su içilmez. O ayda köylünün bir hayvanı hastalansa onu kesmez ölürse mundar ölür. Muharrem ayında ağaç bile budanmaz.

Bu konuda araştırmacı Rıza Aydın bir anısını şöyle anlatıyor: “1985 ya da 1986 yılıydı, köyde kalıyordum. Karşımızdaki (Sivas) Alaçayır köyünden kirvelerimizin ağaçlarını budayıp dikme dikecektik. Köydeki gençleri toplayıp gidip ağaçları budadık, traktöre yükleyip Alaçayır’a geldik. Köylüler bize bir garip, bir soğuk bakıyorlardı, kendi kendime ne oldu acaba diye düşünüyordum ki Şıh Baba yanımıza geldi. Şıh Yanımıza gelince eline vardık, Şıh Baba bana döndü ağlamaklı hiddetli bir sesle “Yahu Rızam” dedi ellerini göğe doğru açarak “şu yaptığını beğendin mi, bunu senden ummazdık, bu hiç sana yakışıyor mu” dedi ve Traktörde yüklü olan dikmeleri gösterdi. Ben şaşkınlık içinde “bunlara ne olmuş ki kirvenin haberi var” dedim. Şıh Baba “ben sana Kirvenin haberi yok demedim ki, istersen bütün köyün ağaçlarını götür, bunu senin yüzüne mi geliriz, sen bir kez düşün: Bu ay, hangi ay? Bu ay Muharrem ayı, bu ayda hiçbir canlının canına kıyılır mı, bu ağaçların canı yok muydu, hiç mi insafa gelmediniz, hiç mi düşünmediniz bunu nasıl yaptınız” dedi. Şıh Babanın gözünden yaşlar geliyordu, etrafımızda toplanan köylüler bize bakıyordu, bende ağlamaya başladım.  Hayatımda aldığım bu muharrem dersini hiç unutamam…


* * *

Soru-Cevap: 

Oruç açımından sonra ne yapılır?

Geleneksel olarak Muharrem ayı süresince akşamları oruç açıldıktan sonra evlerde toplanılır. Bu toplanma şekli bugün, özellikle kentlerde cem evlerinde icra edilmektedir. Bilenler oradakilere “Kerbela Vakası”nı anlatılır yada bu konuda kitaplardan okunur. Hz. Hüseyin’e mersiyeler söylenir... 

* * *
Caferiler ve Arap Alevilerinde oruç geleneği?

Anadolu’nun değişik bölgelerinde ve Balkanlarda yaşayan Alevi guruplarının tuttuğu Muharrem Orucu, Caferiler ve Arap Alevileri içinde bazı farklılıklar bulunmaktadır.

Caferiler; Hz. Hüseyin'in şehit edildiği 10 Muharrem gününe kadar oruç tuttuktan sonra 10 Muharrem günü dövünürler. Vücutlarına zincirlerle vurarak, bazı yerlerini keserek kan akıtırlar.  Caferiler orucu “bir gönül ve aşk işi olarak görürler ve kalbinde bu aşkın ateşini yakan bir kimse, değil on-on iki gün gam, keder ve üzüntülü olmak, belki bir ömür hüzünlü olmalı, gülmeyi unutmalıdır” derler.

Anadolu’da yaşayan Arap Alevileri ise, Ramazan ayında 30 gün oruç tutarlar ama Muharrem ayında oruç tutmazlar. Ancak, Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edildiği 10 Muharrem günü, Oniki İmamlar için dua edip, Hz. Muhammed Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’e selavat getirirler ve kurban kesip, hırısi pişirerek adak dağıtılır.

Bulgaristan’da yaşayan Bektaşi gruplarca 12 gün oruç tutarlar ve oruç pratikleri Anadolu Aleviliği ile ortaklık göstermektedir. Oruç süresince saza ve tarik çubuğuna dokunulmamakta, aşure 12. gün yapılmaktadır.

Arnavut Bektaşilerinde Muharrem ayında 10 gün oruç tutulmakta 10.gün tutulan oruç o gün yapılan aşure ile açılmaktadır. Oruç ile ilgili pratikler Anadolu Aleviliği ile ortaklık göstermektedir. Farklı bir uygulama olarak Muharremin yedisinde Hz. Hüseyin için helva kavrulmaktadır.

Anadolu Alevilerince ramazan ayında genel olarak oruç tutulmamakla birlikte, kimi gruplarınca Ramazan ayında yalnızca 19, 20 ve 21. günleri yas günü olarak kabul dilip oruç tutulmaktadır. Bu duruma gerekçe olarak da Hz. Ali’nin Ramazan ayının 19’unda yaralandıktan sonra 21’inde Hakk’a yürümüş olması gösterilmektedir.

Anadolu Alevileri açısından asıl olan Muharrem ayında 12 gün süreyle tutulan oruçtur. Muharrem orucunun öncesinde bazı yol mensuplarınca 3 gün de karşılama adı verilen oruç tutulmaktadır ki bu orucun Hz. Hüseyin’in elçi olarak Kufe’ye gönderdiği ve Yezit kuvvetlerince şehit edilen amcazadesi Müslim Akil ve iki oğlu için tutulduğu ifade edilmektedir.


* * *

Bugün matem günü geldi
Ah Hüseyin vah Hüseyin
Senin derdin bağrım deldi
Ah Hüseyin  vah Hüseyin

Kerbela'nın önü yazı
Yüreğimden çıkmaz sızı
Yezidler mi kırdı sizi
Ah Hüseyin vah Hüseyin

Esti deli poyraz esti
Kafir Mervan bizi astı
Hüseyn'in başın kesti
Ah Hüseyin vah Hüseyin

Kerbela'nın önü düzdür
Geceler bana gündüzdür
Şah Kerbela'da yalnızdır
Ah Hüseyin vah Hüseyin


Bir su verin masum cana
Yezid içti kana kana
Fatma Ana yana yana
Ah Hüseyin vah Hüseyin

Hatayi

Muharrem Ayı ve Alevilik -1

Muharrem Sohbetleri: Mazlumların yası ve KerbelaPDFYazdırE-posta
Muharrem Sohbetleri: Mazlumların yası ve Kerbela

Muharrem Orucu’nu Anadolu ve Rumeli Alevilerine has bir özelliktir. Yaygın bir kanının aksine ‘12 İmam Orucu’ Hz. Ali’ye ve Ehlibeyt’e bağlılıklarıyla bilinen Şii, Caferi ve Arap Nuseyrilerince zorunlu bir oruç olarak görülmez

 
NECDET SARAÇ/ALİ YILDIRIM- Muharrem ayı, bütün Aleviler için yas ayıdır. Aleviler, Muharrem ayında kimi yerlerde 10, kimi yerlerde de 12 gün oruç tutarlar. 10 Ekim 680’de Kerbela’da Yezit tarafından öldürülen İmam Hüseyin ve 71 kişi için tutulan oruç aslında bir yas ibadetidir ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.

Aleviler, Hz. Ali ile Muaviye arasında, sonra onların oğulları olan İmam Hüseyin ile Yezid arasındaki mücadeleye basit bir “iktidar kavgası” olarak bakmazlar. Aleviler için bu mücadele asıl olarak mazlum ile zalimin mücadelesi olduğu gibi, özgürlükle esaretin ayrışmasını da simgeler. Çünkü İmam Hüseyin, haksızlığa tavır almış, canı pahasına Yezit’e biat etmemiştir. Bundan dolayı da, Aleviler için, Hz. Ali ve oğlu İmam Hüseyin mazlumluğun, direnişin ve adaletin, Muaviye ve oğlu Yezid ise zalimliğin sembolleridir. Bilimsel olarak ele alındığında bu oruç insanlığın en kadim matemlerinden biridir. Kökeni Sümer efsanelerine Anadolu’daki Ana tanrıça tapınımlarına kadar da ulaşmaktadır. Yaygın bir kanının aksine “Muharrem Orucu” veya adına “12 İmam Orucu” da denen matem orucu, Hz. Ali’ye ve Ehlibeyt’e bağlılıklarıyla bilinen Şii, Caferi ve Arap Alevilerince zorunlu bir oruç olarak görülmez. Bu durum Muharrem Orucu’nu Anadolu ve Rumeli Alevilerine has bir özelliktir. Nitekim Kul Nesimi bunu “biz bir oruç tutarız, başka birine benzemez” dizeleriyle dile getirmiştir.


***

Anadolu ve Balkanlarda çağlar boyu “kapalı devre” yaşanan bu kutsallık, 1960’lar sonrası Alevilerin kentlere göç etmesi ve dernekler kurarak örgütlenmeleri sonucu  “Muharrem Orucu” olarak bugün Türkiye gündemine de oturmuş, bu nedenle mecliste bile  “Muharrem ayı” ile ilgili yeni bir düzenleme yapılmak zorunda kalınmıştır.

Bir çok kaygıyı ve korkuyu aşarak, 2004 yılında, Tuncay Özkan ve Merdan Yanardağ’ın desteğiyle Kanal Türk televizyonunda yapılan “Muharrem Sohbetleri” ile bir ilk gerçekleştirildi. Böylece hem bir tabu hem de korku yıkıldı. Bugün bazı televizyon kanallarında yapılan benzer programlar o ilk çıkışın sonuçlarıdır.

Bu geleneği oluşturanlar olarak “Muharrem Sohbetleri” başlığıyla, bugünden başlayarak 12 gün boyunca, Muharrem Orucu ile ilgili bilgileri sizlerle paylaşacağız. İnanç önderleri de sizden gelecek soruları yanıtlayacaklar. Siz de sorularınızı, yorumlarınızı ve önerilerinizi lütfen bizimle paylaşınız.


MUHARREM ORUCU NİÇİN TUTULUR?Anadolu Alevi - Bektaşileri 10 Muharrem’i bir matem günü olarak değerlendirirler. Çünkü Hz. Hüseyin 10 Muharrem (18 Ekim) 680’de Yezit orduları tarafından Kerbela’da önce susuz bırakılıp daha sonra da başı kesilmek sureti ile şehit edilmiştir.  Bundan dolayı Muharrem ayının ilk 12 günü yas-ı matem günleridir. On iki gün boyunca oruçla yas tutan Aleviler, böylece Hüseyin’in Kerbela’daki direncini anarken, Yezit’in Hüseyin’e ve ailesine yaptığı vahşeti lanetlerler.
Muharrem’in başlangıcı takvimlerde belirtilmekle beraber, geleneksel olarak Muharrem’e Kurban bayramının son gününden 17 gün sayarak başlanır.

“10 Muharrem – Aşura” diye de anılan bu gün, Muharrem ayının onuncu günü demektir. Nitekim “Aşur” Arap dilinde on, onuncu demektir; bu deyim, bu söyleniş buradan gelir. Kısaca “Âşûrâ”, “Onuncu gün” demektir.

İsa’nın Doğumundan 680 yıl sonra 18 Ekim’de yaşanmış bu vahşetin yasının tutulduğu tarihin her yıl değişmesi Arapların kullandığı ay takviminden kaynaklanır. Hicri veya Kameri de denilen bu ay takviminde bir yıl 354 gün olduğundan dolayı Muharrem ayı her yıl 11 gün önce gelir; “Âşûrâ - On Muharrem günü”de  bu yüzden her yılın değişik zaman dilimlerinde gelir. 


KAVRAM: KERBELAKerbelâ, Irak’ta, Hazreti Peygamber’in kızları Hazret-i Fâtima ile damatları Hazret-i Ali’nin oğulları İmâm Hüseyin’in, Yezîd’in emriyle Kûfe valisi Ziyâd oğlu Ubeydullâh’ın, ashâbtan Sa’d b. Ebu-Vakkas oğlu Ömer’in kumandası altında gönderdiği ordu tarafından sarılıp Hicretin 61.yılı (M.680) Muharrem –ayının- onuncu günü, yanındakilerle –beraber- şehit edildiği ve defnolunduğu, türbelerinin bulunduğu yerin adıdır. Yezid ordusu Kerbelâ’da İmam Hüseyini ve ona uyanları (onun yandaşlarını), ehlibeytini 61.yılının ilk ayı olan Muharrem’in ikinci günü kuşatmış, yedinci günü Fırat nehrinin suyunu onlardan kesmiş, onuncu günüde kendisine uyanları ve kendisini şehîd edip Ehlibeytini esir etmişti. Bu fâcia, İslam âlemini elemlere boğmuş, bu münasebetle de her hangi bir yerde yiyecek-içecek kalmazsa “Burası kerbelaya döndü” deyimiyle bu facia hatırlanır olmuştur.

Ehlibeyt taraftarları, İmam Hüseyin’i ziyaret etmeyi büyük bir sevap ve bir vicdan borcu bilirler. Kerbelâ’ya gidemeyenler de, oldukları yerde ziyaret ederler. “Âşûrâ”, onuncu gün demektir. On iki imamın beşincisi ve İmam Hüseyin’in torunu İmâm Muhammet’ül-Bakır, “Her gün Âşûrâ, he yer Kerbelâ” buyurarak İmam Hüseyin’in her gün ve her yerde ziyaret edilebileceğini (anıla bilineceğini )  bildirmiştir.  (ABDÜLBÂKİ GÖLPINARLI, Tasavvuf’tan Dilimize Gecen Deyimler ve Atasözleri, Sayfa 198)


ORUÇ SÜRESİNCE NELER YAPILMAZ?-Su içilmez (Ancak hoşaf, ayran vb. sulu gıdalar alınabilir ama bardakla, tasla kafaya dikilerek içilmez, kaşık kullanılarak içilir.)
-Çamaşır yıkanmaz.
-Tıraş olunmaz.
-Sigara, içki içilmez.
-Hayvan kesilmez, et yenilmez.-
-Ağaç kesilmez.
-Böcek öldürülmez.
-Kokulu maddeler koklanmaz.
-Cinsel ilişki olmaz. (Oruç açıldıktan sonra da)
-Süslenilmez.
-Aynaya bakılmaz.
-Türkü söylenmez.
-Oyun oynanmaz.
-Düğün olmaz. 
-Cem yapılmaz. (Cemlerin 48 Perşembe yapılmasının nedeni de budur) l Kimi yörelerde oruç tuz yalayarak açılır.

Geleneksel kesimde hala Muharrem ayına özgü uygulamalar olarak varlığını koruyan (banyo yapmama, tıraş olmama, aynaya bakmama, çamaşır yıkamama gibi) kimi pratiklerin çağdaş yaşam içerisindeki uygulama zorluğu nedeni ile uygulamadan kaldırıldığı görülmektedir. (Piri Er)
 
Kaynak-Yurt Gazetesi

22 Ekim 2012 Pazartesi

Aleviler "Savaşa Hayır" Dedi

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu öncülüğünde düzenlenen ‘Türkiye’de ayrımcılığa, asimilasyona, savaş kışkırtıcılığına HAYIR’ mitingi on binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. Aleviler 7 ekim'den sonra bu kez de Fransa'da tek ses, tek yürek olarak eşit yurttaşlık taleplerini haykırdılar.



Sabahın erken saatlerinden itibaren Fransa ve Avrupa’nın dört bir yanından Strasbourg’a akın eden Aleviler öğlen saatleri itibariye Strasbourg Belediyesi önünden Avrupa Parlamentosu’na doğru yürüyüşe geçti.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na bağlı Almanya, İsviçre, Hollanda, Belçika, Danimarka, İngiltere, Romanya, İsveç, Avusturya gibi ülkelerdeki federasyonlardan da ciddi bir katılımın olduğu mitinge Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Turgut Öker, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat,Hollanda Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Muharrem Cengiz, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve  Cemevi Başkanı İsrafil Erbil ve konfederasyon yöneticileri İsmail Ataş ve Ali Ertan Toprak’ın yanı sıra Avrupa’daki Federasyonlardan da çok sayıda temsilci katıldı.
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Engin Gündük de Türkiye’den Fransa’ya gelerek Avrupalı Alevilerin sesine ses kattılar.
CHP Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün, Alevi İnanç Önderleri Cafer Kaplan, Dertli Divani, Hıdır Temel, sanatçılar Emekçi, Ali Asker’de miting alanındaydılar.
Miting Dertli Divani ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Kurulu Başkanı Cafer Kaplan’ın gülbengi ile başladı.
Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya on binlere seslendi. Avrupa’da yaşayan bir milyon Alevinin kalbinin bugün Strasbourg’da attığını söyleyen Kılıçkaya Avrupa’nın Başkentinde Avrupa Parlamentosu önünde cem olduklarını ifade ederek ‘hizmetleriniz kabul ola’ diye kitleyi selamladı.
Kılıçkaya, Türkiye’de yaşayan yirmi milyon Alevi’nin eşit yurttaşlık talepleri hükümet tarafından yok sayılırken Avrupa’nın bir çok ülkesinde Aleviliğin resmi bir inanç olarak tanınmasından örnekler vererek Türkiye Hükümeti’nin bu yok sayan, ayrımcı politikalarını bir kez daha teşhir etti.
Son bir yıl içerisinde AKP hükümetinin Aleviler başta olmak üzere çeşitli inanç gruplarına ve Türkiye’de ezilen halklar ve toplumsal kesimlere karşı uyguladığı ayrımcı, asimilasyoncu, inkarcı politikalardan rahatsızlık duyan ve bu gidişata dur demek isteyen Aleviler olarak bir araya geldiklerini söyleyen Kılıçkaya, Rosa Luxemburg’un ‘cüret etmek gerek’ sözünden alıntılar yaparak bugün burada cüretkar davrandıklarını belirtti. Bundan sonra’da İstanbul’da, Ankara’da, Bochum’da, bugün Stasbourg’da olduğu gibi bundan sonra da Türkiye ve Avrupa’nın dört bir yanında cüretkar davranarak meydanlara ineceklerini ifade etti.
Artık korkularımızı, acılarımızı cocuklarımıza devretmek istemiyoruz diyen Kılıçkaya Alevilerin tarihe geçmek için değil tarih yazmak için mücadele ettiklerini belirtti. Dindar ve kindar nesil yetiştirme projelerine karşı Aleviler olarak umudun, barışın, cesaretin temsilcileri olmak için yola çıktıklarının da altını bir kez daha çizdi. 
 Türkiye’de yaşayan Alevilerin eşit yurttaşlık çığlığına ses katmak ve Alevilerin karşı karşıya kaldıkları ayrımcı ve asimilasyoncu politikaları Avrupa’nın da gündemine taşımak ve duyarlılık oluşturmak için böyle bir miting organize ettiklerini belirten Erdal Kılıçkaya Avrupa medyası, parlamenterleri ve kamuoyuna da “Avrupa’nın gerçekleri görebilmesi için 21. yüzyılda diri diri yakılmamız mı gerekiyor ?” diye seslendi.  Avrupa kamuoyuna bu hak ihlallerine karşı duyarsız kalmama çağrısında bulundu. 
Cemevlerine yasal statü verilmemesi, Alevi köy ve mahallelerine zorla cami yaptırılması, Diyanet İşleri Başkanlığının laiklik ilkesini ihlal etmesi, asimilasyoncu eğitim politikaları ve zorunlu din dersi uygulamaları ve Alevi inancının yasalarca tanınmaması, son bir yıl içinde Türkiye’nin çeşitli illerinde Alevi evlerine konulan işaretler, Malatya Sürgü’de Alevi aileye yönelik katliam girişimi ve hükümetin Suriye politikası gibi sorunlara dikkat çeken Erdal Kılıçkaya tüm bu ayrımcı uygulamaları, Avrupa kamuoyunun gözleri önünde bir kez daha protesto ettiklerini belirtti. 
Türkiye’de bu baskıların sadece Alevilere yönelik olmadığını da belirten Kılıçkaya, ‘Aynı anda bu baskıları, zulmü, asimilasyonu Kürt halkı da görüyor. Ermeniler, Süryaniler, Rumlar,Emekçiler, kadınlar, gençler herkes bu anti demokratik uygulamalardan nasibini alıyor. Biz Aleviler olarak ezilen tüm hakların uğradığı asimilasyon, baskı ve tecrit politikasına karşı mazlumun yanında yer alıyoruz..’ diye konuştu.
Uludere Katliamı, yok sayılan anadilde eğitim talepleri, 12 Eylül tarihinde başlayan ve hızla yayılan 58 cezaevindeki açlık grevleri, tutuklu gazeteciler, milletvekilleri, politikacılar, kirli bir savaş nedeniyle ülkenin dört bir yanından gelen ölüm haberleri, akan kanın durmaması, Suriye’de son bir yılda otuz bine yakın kişi yaşamını yitirmesine rağmen yapılan savaş kışkırtıcılığı ve Hatay’da yaşananlardan duyulan tedirginlik gibi bir dizi yakıcı soruna da dikkat çeken Kılıçkaya bunların tüm sorumlusu olarak da AKP Hükümeti ve Başbakan’ı gösterdi.

Başbakan'a Hoşgörüsüzlük Ödülü
AKP Hükümeti ve Başbakan’a da bu kara tablo karşısında hoşgörüsüzlük ödülü  verdiklerini söyleyen Erdal Kılıçkaya Pazartesi günü de bu ödüllerini Başbakanlığa göndereceklerini belirtti. Erdal Kılıçkaya’nın konuşması sırasında da mitinge katılan on binler ellerindeki kırmızı kartları kaldırarak Başbakan’a kırmızı kart gösterdiler. 
Başbakan’a layık görülen hoşgörüsüzlük ödülleri ise şöyle, kara bir tablo ve bir şişe içerisinde kan renginde kırmızı boyalı su.
Başbakan’a ve Akp hükümetine halklara yaşatmış oldukları ayrımcı, asimilasyoncu politikalardan kaynaklı kara bir tablo takdim ettiklerini söyleyen Kılıçkaya, bu tablonun renklenmesinin ise AKP hükümetinin elinde olduğuna işaret etti. Ancak Alevilere, Kürtlere, Süryanilere, Ermenilere, tüm haklara, emekçilere, kadınlara, gençlere eşit yurttaşlık haklarını vererek AKP hükümetinin bu tabloyu bir renk cümbüşüne dönüştürebileceğini belirten Kılıçkaya, bir şişede kan renginde boyalı su vererek ise Başbakan’a yaptığı savaş kışkırtıcılığını ve durmayan kanı hatırlatmak istediklerini kaydetti. Başbakan’ın bu kan rengi şişeyi gördükçe belki savaş kışkırtıcılığı bırakmak ve akan kanı durdurmak noktasında somut adımlar atabileceğini hatırlatmak istediklerini de kaydetti.
Erdal Kılıçkaya^nın konuşması boyunca onbinler de kırmızı kartlarını gösterip durdular.

Sanatçılardan Mitinge Destek
Kılıçkaya’nın ardından bir deklarasyon yayınlayarak mitingi desteklediklerini duyuran aralarında Arif Sağ, Erdal Erzincan, Dertli Divani, Musa Eroğlu, Vedat Yıldırım, Cahit Berkay, Pınar Aydınlar, Fazıl Say, Yavuz Bingöl, Hilmi Yarayıcı, Edip Akbayram, Ferhat Tunç, Halil Ergün, Tuncel Kurtiz, Selçuk Yöntem, Derya Alabora, Yaşar Kemal, Fikret Başkaya,Erdoğan Aydın, Yaşar Seyman gibi sanatçı ve aydınların isimleri bir bir okundu.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Turgut Öker de on binlere seslenerek Avrupa’nın her yerinde bu tarz protesto gösterileri düzenleyeceklerini duyurdu. Aleviler olarak taleplerini kendileri gibi ayrımcı ve asimilasyoncu politikalara uğrayan Kürtler, emekçiler, sosyalistler, kadınlar, gençler ve tüm ezilen toplumsal kesimlerle yan yana gelerek haykıracaklarını ve birlikte mücadele edeceklerini ifade eden Öker, Ekim ayının sonunda Berlin’e gelecek olan Başbakan Erdoğan’a da Bochum mitinginde olduğu gibi bir karşılama hazırlığında olduklarını duyurdu. 
Turgut Öker’in bu konuşması ise on binlerce kişinin sloganları ve alkışlarıyla son buldu.

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Selahattin Özel de bir konuşma yaptı. Türkiye’de yaşayan Alevilerin sorunları ve taleplerinden bahseden Özel AKP hükümetinin ayrımcı politikalarına bir kez daha dikkat çekti. Türkiye’de yaşamını yitiren askerlerin cemevlerinden kaldırılmak istenen cenazelerine devlet erkanının katılmama durumunu değerlendiren Özel bu cenazelerin AKP hükümetinin sürdürdüğü savaş politikalarının bir sonucu olduğunu belrterek,’ Başbakan Erdoğan cenazelerimize katılmasın, çünkü sorumlusu bizzat kendisi ve AKP hükümetidir.’ Diye konuştu. Neşet Ertaş’ın cenazesinde yaşananlara da dikkat çeken Özel, ‘Başbakan Erdoğan işini gücünü bırakıp imamlığa soyunuyor’ dedi. 
‘Türkiye’de dertliler çok… Aleviler, Kürtler, gençler, kadınlar, emekçiler, eğitimciler, sağlıkçılar herkes uygulanan politikalardan dertli’  diyen Selahattin Özel Dertli Divani’nin ‘Cahiller kendini aklar, kamiller özünü yoklar’ sözünden de alıntı yaparak ‘Kürdün Alevisi olmaz’, ‘Arabın Alevisi olmaz’ gibi kabullerle Alevilerin ayrıştırılmaya çalışıldığına dikkat çekerek biz Türklüğün birliği değiliz, Türkiye ve Avrupa’da yaşayan Alevilerin birliğiyiz, bundan sonra da mücadelemize böyle devam edeceğiz.’ Diye konuştu.
Mitingde gençler ve çocuklar beyaz barış balonlarını gök kubbeye uğurlayarak bir kez daha barış çağrısında bulundular.
Mitingin en ilgi çekici konuşmalarından biri de CHP Dersim milletvekili Hüseyin Aygün’e aitti. Aygün on binlere Türkiye’de ‘bilinmeyen bir dil’ olarak nitelendirilen kendi ana dili Zazaca ile seslendi. Alevilerin ve Türkiye’de yaşayan tüm ezilmiş halk ve kimliklerin sorunlarından  örnekler veren Aygün Türkiye’de Cemevlerinin sayısı ve durumuna ilişkin de istatistiki bilgiler verdi. Mecliste cemevi talebinde bulunmayı sembolik ve AKP hükümetinin Alevilere yönelik bakışını test etmeye yönelik gerçekleştirdiğini belirten Aygün red kararına ilişkin de dava açtığını ve sürecin takipçisi olduğunu söyledi. Mecliste bu tarz taleplerin sembolik olduğunu ve meclisten bu konularda somut adımlar çıkmayacağını söyleyen Aygün ‘siz ancak kavga ederseniz, haklarınız için mücadele ederseniz, sokaklara çıkarsanız , hakkınızı alabilirsiniz’ mesajında bulundu.
Türkiye’de anti demokratik uygulamaların her geçen gün daha da arttığına dikkat çeken Aygün, ‘kavga etmeye hazır olmalıyız, Ben de bu kavganın, mücadelenin bir neferi olacağım’ sözleriyle konuşmasını bitirdi.
Fransa Dışişleri Bakanı ve Parlamenterlerin de mesajlarının okunduğu miting Alevi kurum Başkanları, sanatçılar, aydınlar ve inanç önderlerinin hep birlikte gök kubbeye beyaz barış güvercini salmalarıyla devam etti. ‘Uyur idik uyardılar’, ‘Uzun ince bir yoldayım’, ‘Gelin Canlar Bir Olalım’ gibi eserlerin on binlerin katılımıyla hep birlikte söylenmesinin ardından miting sona erdi.