rte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2014 Pazar

Türkiye 12 yılda nereden nereye geldi...

Tayyip’le nereden nereye?
Tayyip Erdoğan sık sık nereden nereye der ya, bugün size Türkiye’nin 12 yılda nereden nereye geldiğini başlıklar halinde sunmaya çalışacağım.
Tayyip Erdoğan sık sık nereden nereye der ya, bugün size Türkiye’nin 12 yılda nereden nereye geldiğini başlıklar halinde sunmaya çalışacağım:
1) 12 yıl önce Türkiye’nin ülke borcu 218 milyar dolardı, bugün Türkiye’nin ülke borcu 715 milyar dolar.
2) 12 yıl önce bankalar, limanlar, büyük sanayi kuruluşları, Telekomünikasyon milliydi; bugün tamamına yakını yabancı sermayenin elinde.
3) 12 yıl önce PKK tükenmiş terör örgütüydü, bugün PKK mütareke şartlarını dayatan meşru taraf kimliğinde.
4) 12 yıl önce APO katildi, bugün kahraman!
5) 12 yıl önce Türk Silahlı Kuvvetleri dünyanın en prestiji orduların başındaydı, bugün TSK kendini bile korumaktan aciz durumda.
6) 12 yıl önce MİT devletin istihbarat kurumuydu, bugün MİT Tayyip Erdoğan’ın özel örgütü imajında.
7) 12 yıl önce Türkiye’de bağımsız bir yargı kurumu vardı, bugün bizzat Başbakan’ın beyanı ile yargımız haşhaşi örgütün işgali altında.
8) 12 yıl önce Türkiye, bölgesinin en itibarlı ülkesiydi; bugün Türkiye Kıbrıslı Rumların ve IŞİD’li soytarıların bile takmadığı şamar oğlanı hüviyetinde.
9) 12 yıl önce hırsızlar mahkemede yargılanırdı, bugün iktidarın hırsızları sandık sonuçlarını mahkeme hükmü sayıyor.
10) 12 yıl önce iktidarın hırsızlığını sorgulayan savcılar eller üstündeydi, bugün o tür savcılar tehdit altında.
11) 12 yıl önce medya bağımsızdı, bugün bir kısım medya iktidarın köpekliğini yapıyor.
12) 12 yıl önce Türkiye’nin Kerkük diye bir davası ve kırmızı çizgisi vardı, bugün Kerkük “Kürdistan”ın parçası.
13) 12 yıl önce Barzani aşiret reisiydi, bugün Barzani AKP sayesinde devlet başkanı.
14) 12 yıl önce halk borçsuzdu, bugün bütün ahalinin her şeyi ipotekli.
15) 12 yıl önce Camiler Allahın Eviydi, bugün camiler adeta AKP’nin örgüt evleri.
16) 12 yıl önce İmam Hatipler meslek lisesiydi, bugün İmam Hatipler genel lise.
17) 12 yıl önce polis devletin güvenlik örgütüydü, bugün polis F tipi yapının militan merkezi.
18) 12 yıl önce Türk olmak övünç kaynağıydı, bugün TC ibareleri devletin kurumlarından indiriliyor.
19) 12 yıl önce İslam inançtı, bugün İslam ideoloji.
20) 12 yıl önce Diyanet Müslümanlara hizmet ederdi, bugün AKP’ye hizmet ediyor.
21) 12 yıl önce Üniversiteler özerkti, bugün köle.
22) 12 yıl önce basılmamış kitap bomba muamelesini görmezdi, bugün görüyor.
23) 12 yıl iktidarı protesto etti diye insanlar dövülerek öldürülmezdi, bugün öldürülüyor.
24) 12 yıl önce Başbakanların oğulları ve servetleri konuşulmazdı, bugün konuşuluyor.
25) 12 yıl önce Başbakanlığın 1 uçağı varken, bugün Başbakanlığın 4 uçağı 2 helikopteri ve onlarca lüks aracı var.
26) 21 yıl öncesinin Başbakanları örtülü ödenekten yılda en fazla 50 milyon dolar harcarken, bugünün başbakanı yılda 1 milyar doların üstünde harcıyor.
Kaynak: Aydınlık / Sabahattin Önkibar

1 Mayıs 2014 Perşembe

Saralı Cumhurbaşkanı İster misiniz?




Saralı Cumhurbaşkanı İster misiniz?.. 

Çocukluğumuzdan bu yana hepimiz ‘sara’yı biliriz; kimi zaman kaldırımda bilinçsiz yatan birini göstermişlerdir... Yardım edelim mi?.. Hayır, dokunma, sara... Saranın Frenkçesi epilepsi... Ayıp değil saralı olmak; kimi zaman kişiye yakışır bile... Dostoyevski saralı değil miydi?.. ૽ Ne var ki bir subay saralı özel vurgusuyla ‘olabilemez!..’ Kimi meslek ve makam sarayı kaldırmaz... RTE Başbakan olduğundan bu yana çoğu kişiden Erdoğan’ın saralı olduğunu işitmiştim... Balyozlu macera bu kuşkuyu somut biçimde ve açık seçik gündeme getirdi; oysa devlet hayatında bu gibi konular soru işareti kaldırmaz... İşin şakaya gelir yanı yoktur; devletin belirli noktalarında görevli kişilerin sağlık konularında gizlilik ülkenin aleyhinedir... ૽ Balyozlu kurtarma operasyonundan sonra ayağa kalkarak hayata merhaba diyen Recep Tayyip gazetecilere açıkladı: İyiyim!.. Allah daha da iyilik versin!.. Her krizden sonra saralı iyi olur; ama, işin ciddiyeti rafa kaldırılamaz... Başbakan saralı mı, değil mi?.. Halk gerçeği öğrenmeli!.. ૽ Türkiye’yi olağanüstü bir gerilime sürükleyen Recep Tayyip’in derdi nedir Allahaşkına?.. Takıyyeci mi, değil mi?.. Neden müseccel bir mürteci olduğu kendi yazısıyla sabit Dinçer’i Başbakanlık Müsteşarlığı koltuğunda oturtuyor?.. ‘Minareleri süngü, kubbeleri miğfer, camileri kışla’ yapmayı neden düşünüyor?.. Ülkenin barışa, dostluğa, kardeşliğe ihtiyacı varken nedir bu gerilim, çatışma, kavga ortamının nedeni?.. Yoksa Başbakan gerçekten saralı mı?.. ૽ Recep Tayyip’in cumhurbaşkanlığı olasılığı var... Yüzde 25 oyla Meclis’in yüzde 65 çoğunluğunu ele geçiren AKP bunu yapabilir; RTE Çankaya’ya çıkabilir... AKP’ye takıyyeci deniyor... RTE’ye saralı deniyor... Halka sormalı: Çankaya’da saralı bir cumhurbaşkanı ister misiniz?.. Tayyip Bey’in sağlığı konusundaki tüm soru işaretleri önce bu bakımdan yetkili hekimler tarafından yok edilmeli... Yoksa Türkiye zıvanadan çıkacak... Yazık olacak Cumhuriyetimize...





Cumhuriyet-İLHAN SELÇUK-22.10.2006

24 Mart 2013 Pazar

BİR TÜRK OLARAK KÜRTLERE SORUYORUM

MİTçi Hakan Fidan'ı kastediyor.
BİR TÜRK OLARAK KÜRTLERE SORUYORUM

Bir TÜRK olarak Kürtlere soruyorum; ''Kürtler bu ülkeye ne vermiştir ?'' Kürtlerin, Türkiye'ye bugüne kadar ne katkıları olmuştur? Sosyal, bilimsel ve sanatsal anlamda yaşamımıza neler katmışlardır? Kendilerini etnik kökenlerini ön plana çıkararak tanımlayan ve kendilerine verilmiş en büyük hak olan ''BU GÜZEL ÜLKENİN, TÜRKİYE'NİN VATANDAŞI OLMAK HAKKINI'' bir kenara iterek, etnik köken üzerinden ırkçılık yapmayı tercih eden bu kitle, bu ülkeye ne vermiştir ve bu sapkın anlayışla ne verebilir?

Kürtlere soruyorum; neden terör sizde, beşik kertmesi sizde, kız çocuklarını başlık parası âdetiyle adeta bir eşya gibi alıp-satmak âdeti sizde, her türlü yasadışı işin altından çoğunlukla Kürtler çıkmakta, kapkaç sizde, gasp sizde, ''NAMUS CİNAYETLERİ'' sizde, kaçakçılık sizde, uyuştur ucu ticareti sizde, bu ülkenin vatandaşı olmayı sindirememek hastalığı sizde, vur-kır-gasp et anlayışı sizde, ÖZELEŞTİRİ yapmamak sizde, nedensiz aşağılık kompleksi sizde, başına kuş pislese devleti ve diğer insanları suçlamak sizde, her şeyi devletten beklemek sizde, asimile edildiği yalanını söyleyip, 21. yüzyıl Türkiyesi'nde tek kelime Türkçe bilmeyen milyonlarca insan sizde, emperyalist devletlerin size sahte bir mazi yapıştırması neticesinde Anadolu'da hiçbir zaman var olmayan, sözde gasp edilmiş hayali bir anavatanınız olduğu yalanını yaymak yine sizde.

Bu ülkeye hiçbir şey vermeden, kaba kuvvet ve Vandalizmle, terör ile toprak gasp etmeye çalışma ahlaksızlığı sizde, diyalogu ve insani ilişkileri es geçip, yakıp yıkarak bu ülkeyi bölmeye çalışmak sizde, Avrupa'ya gidip Türkiye Cumhuriyeti ve onun şanlı ordusu Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında her türlü asılsız yalanları söylemek, bana işkence yaptılar, baskı yaptılar, dilimizi konuşamıyoruz, fırsat eşitliği yok gibi mesnetsiz yalanları söyleyerek siyasi mülteci statüsüyle o Avrupa ülkelerine kapağı atmak, bir parazit gibi yaşayıp oralarda da suç işlemek sizde, sizlerde....

Avrupa'da Türkiye'yi şikâyet etmek söz konusu olunca ''ben Kürdüm'' demek, ama cebinde Türkiye Cumhuriyeti kimliği ile Avrupa ülkelerinden herhangi birinde suçüstü yakalandığınızda ''ben Türküm'' demek üçkâğıtçılığı sizde, çapulcu terör örgütüne her türlü desteği verip, demokrasi ve insan haklarından bahsetmek, ''şiddeti kınıyorum'' demek sizde, bu yalanları söyleyip bizleri de enayi zannedip, aptal yerine koymaya çalışmak terbiyesizliği ve alçaklığı sizde, bu ülkede yaşayan onlarca farklı etnik kökenden milyonlarca insan, etnik kökenleriyle ilgili en ufak bir sıkıntı çekmezken, özgürce siyaset yapabilirken, milletvekili ve hatta Başbakan bile olabilirken, verdiğimiz Kurtuluş Savaşı mücadelesi sonucu elde edilmiş Cumhuriyetimizin kazanımlarını içlerine sindiremeyen sömürgeci, etnik soykırımcı, emperyalist devletlerin maşası ve tetikçisi olmak düzenbazlığı NEDEN hep sizde? Lütfen bu sorulara yanıt verin, tabii verebilirseniz. ..

Bu memlekete bugüne kadar ne verdiniz de, ne istiyorsunuz? Eğitim diyorsunuz; öğretmen öldüren terör örgütünün katillerini ve elebaşını lider, siyasi irade kabul ediyorsunuz. Dilimizi konuşamıyoruz diyorsunuz; o halde bugüne kadar Türkiye'nin çeşitli kentlerinde açılmış ''Kürtçe Kursları'' sözde dil öğrenmeye susamış sizlerin ilgisizliği sonucunda neden kapandı? Siyasi platformda temsil hakkı diyorsunuz; siyasetinizi etnik ırkçılığa ve bölücülüğe dayalı söylemler, eylemler ve politikalar üzerine kuruyorsunuz. Yarattığınız terörden 30 bin insan can veriyor....

En ufak bir özeleştiri, en ufak bir günah çıkarma yapmıyorsunuz. Sizlerin canı can da, bu ülkeyi ve içinde yaşayan masum insanları terörden korumak için hayatını hiçe sayıp şehit olan ana kuzularının, evlatlarımızın canı patlıcan mı? İstanbul ' da sokaktaki vatandaşlara saldırmak, Molotof kokteyli atmak, otobüs yakmak, polise ve sade vatandaşlara, kadınlara, ufacık çocuklara ''kaldırım taşları'' atıp kafalarını yarmak neyin protestosu? Hangi köhne düşüncenin, hangi barbar anlayışın dışavurumu? Bugüne kadar hangi ''Kürt kökenli'' Türk vatandaşına; hop! Sen Kürtsün şu şehre giremezsin, şu işi yapamazsın, şu mesleği icra edemezsin denmiş veya denmekte? Bu ülkenin en çok para kazanan insanları çoğunlukla Kürt kökenli şarkıcılar, eğlence yeri sahipleri, işadamları, ticaret erbabı, turistik otel sahipleri, eğlence dünyasında; tv'de, gazinolarda iş yapan isimler (İbrahim Tatlıses, Özcan Deniz, Ceylan, Yılmaz Erdoğan vs.) değil mi? Hani ne oldu ''fırsat eşitsizliği yalanınıza?'' İşin doğrusu, sizin sorununuz bu ülkeyi terör ile, vurarak, kırarak bölmek! Bir oldu-bitti yaratarak bu güzelim memleketi parçalamaktır. Bu kadar basit.

Şu çıplak gerçeği artık ilkokula giden küçücük çocuklar bile anlayabilmektedirler. ''KÜRT'' kökenli vatandaşlarımız, eğer bunca kan ve gözyaşı dökülmesine sebep olan bu BÖLÜCÜ IRKÇI TERÖRİSTLERİ hala destekliyorlarsa, KUSURU DEVLETTE DEĞİL, KENDİLERİNDE ARAMALIDIRLAR! Meydanlarda eller hep zafer işareti, ellerde 30 bin insanımızın katili kanlı terör örgütü PKK'nın afişleri, terörist başı Apo'nun posterleri, yakarız-yıkarız tehditleri ve herkesin malumu ülkemizdeki büyük kentlerde meydana gelen şu terör olayları...

Çapulcu terör örgütünün hazırladığı ''Şemdinli fiyaskosundan'' sonra, ellerine para vererek sokaklara salıp polisimize, güvenlik güçlerimize, halkımıza taş ve Molotof kokteyli attırdığı küçücük çocuklar... Çocuğunu terör örgütünün militan olarak kullanmasına müsaade ediyorsan, bu kaos ve terör yöntemlerinden medet umuyorsan ve bu yolla bu ülkeyi böleriz, sözde ülkemizi de kurarız diye düşünüyorsan, canın yandığında veya meydanlara saldığın, yak-yık-kır-dök evladım dediğin çocuğunu kendi ellerinle ateşe attığında da bunu devlete fatura edemezsin. Hak isteyen, hukuk isteyen önce bu ülkenin bütünlüğüne, bu ülkenin insanlarına, toplum kurallarına SAYGI gösterecek. Ülkesine katkıda bulunacak. İNSAN gibi davranacak, yakmayacak, yıkmayacak.

Kısacası; TERÖRİST ile arasındaki farkı yine bizzat KENDİSİ ortaya koyacak. Bu ülkenin güzel insanlarını kendisine inandıracak. Kürt toplumu yüzyıllardır kendisini sömüren, geri bıraktıran, kulun kula kulluk ettiği ''FEODAL DÜZEN'' denen ilkel sistemden ne zaman vazgeçecek? Ne zaman HANIM FERTLERİNE gereken ''ÖZGÜRLÜĞÜ'' teslim edecek? Ve neden ülkede en yüksek kadın intiharları Batman'da? Neden aile içi şiddet sorununda ve TÖRE CİNAYETİ denen illette ekseriyetle Kürt kökenli insanların yaşadığı iller de başı çekmekte?

Büyük şehirlerde kapkaç ve bu tür illegal suçları işleyip, elde edilen yasadışı geliri Terör örgütüne aktarma suçu neden hep Kürt kökenli çocuk v e gençlerde görülmekte? Neden, neden, neden? Kürdüm diyen sizler, acaba bu KUSURLARINIZI hallettiniz mi ki, TÜRKLERİ pervahsızca eleştiriyorsunuz? Size yer, yaşam hakkı, hak-hukuk vermekten başka ne yapmış bu ülkenin vatandaşları?

Gazeteci HAKAN ÇELİK (posta)

28 Mart 2012 Çarşamba

MHP’Yİ DIŞ GÜÇLER Mİ YÖNETİYOR?




Bu konuda söylenecek her sözün zülf ü yare dokunma ihtimali olduğu için ülkücü kalem erbabı böyle bir riske giremez. Ama tartışmayı “AKP’yi dış güçler mi yönetiyor?” eksenine taşırsak herkes bülbül kesilir, hatta bu konuda, bir haftada bin sayfalık kitap bile yazabilirler...

Bin sayfalık kitabı bir haftada yazacak kalemşörlere “Peki, seçmenin yüzde elli oyunu almış, Cumhuriyet tarihinin en karizmatik başbakanına sahip AKP’yi kontrol edebilen dış güçler muhalefeti boş mu bırakır?.. AKP’nin üstün başarısında(!) muhalefetin de katkısının olması burnunuza yanık kokusu getirmiyor mu?” sorusunu sorsak “hık, mık” sesleri çıkartarak yan çizerler... 

İşte bunun içindir ki Cemil Meriç “Aydın kendi beyniyle düşünebilen, kendi gönlü ile hissedebilen” insandır diyor.

Ülkücü kalem erbabı için de bu konular mayın tarlasıdır...İşte bu bakımdan, eleştiri geleneği olmayan her hareket gibi Ülkücü Hareket de manüplasyonlara karşı dayanıksız ve korumasızdır.

Benim burnuma yanık kokularının geldiği konu sadece “AKP’nin başarısında CHP ve MHP muhalefetinin dış güçlerce kurgulanmış siyasetleri” değildir. Bunları aşağıda bir bir sıralayacağım... 

Bu konuda “somut deliller” talebini de safdillik olarak görüyorum... “Rüşvetin belgesi olmaz”sözünün zirve yaptığı bir ülkede küresel güçlerin manüplasyonlarında belge istemek çok komik geliyor bana!.. Rüşvetçi, kıytırık devlet memurları bile karda yürüyüp izini belli etmezken CIA Türkiye Masası, bizlere sunulmak için imzalı mühürlü belgeler mi bırakacaklar? 

Şimdi gelelim burnumuza gelen yanık kokularına:

Yanık Kokusu 1. 

Tarih 11 Ocak 2000... Yer Osmaniye... MHP Genel Başkanı yaptığı basın açıklamasında “MHP ilkeleri olan bir partidir. Kimse yarın bizi ilkelerimize aykırı karar almaya zorlayamaz”sözleriyle sert bir çıkış yapıyor.

Tarih 12 Ocak 2000... Yer Başbakanlık... Apo ile ilgili liderler zirvesi başlıyor... Zirve tam 7,5 saat sürüyor... Sadece 26 saat önce “MHP ilkeleri olan bir partidir. Kimse yarın bizi ilkelerimize aykırı kararlar almaya zorlayamaz” diyen Sayın Bahçeli’ye Osmaniye’de tükürdükleri bir bir yalatılıyor...

Neden?..

“Bahçeli korkaktır, basiretsizdir” vb sözler bizi gerçeklerden uzaklaştırır...

Sayın Bahçeli 12 Ocak 2000’de küresel güçlerin manüplasyonuna mı uğradı? Bahçeli’yi pes ettiren manüplasyon neydi?

Bu sorularla burnuna yanık kokusu gelmeyen ya nezle olmuştur ya da düşünme melekesini kaybetmiştir.

Yanık Kokusu 2.

Tarih 8 Temmuz 2002... Yer Kocayayla... Bahçeli 3 Kasım’da erken seçim kararını ilan ediyor...

a) Tesadüfe bakın ki bu tarihten sadece 11 ay önce Amerika’dan kursunu görüp Türkiye’ye dönen Tayyip Erdoğan AKP’yi kurup hızla teşkilatlanmasını tamamlıyor. Lacivert takımları ile Erdoğan Başbakanlığa hazır bir edada beklemede... Tesadüfe bakın ki ülkede IMF kaynaklı yapay bir krizle ekonomi felç durumunda... Yine tesadüfe bakın ki AB’den gelen ev ödevleri ile AKP’nin son 10 yıldaki uygulamalarının yasal dayanaklarını 57. Koalisyon tamamlayıp bitirmiş. İşi biten kağıt mendil gibi 57. Koalisyonun ortaklarının çöpe atılma zamanı geldi, çünkü “ABD’nin yeni prensi” yarış atı gibi yerinde sabırsızca eşiniyor...

Ülke yönetiminin AKP’ye teslim edilmesi için birilerinin düğmeye basması gerekli... Tesadüfe bakın ki erken seçim düğmesine MHP Genel Başkanı basıyor...

b) Tesadüfe bakın ki Bahçeli’nin erken seçim kararını paylaştığı tek kişi var MHP de: Oktay Vural... Tesadüfe bakın ki Oktay Vural ülkücü kökenli değil... Üniversite yıllarında lakabı “Kız Oktay”, iyi twistçi... Memuriyet yıllarında sadık bir ANAP bürokratı...Sonradan da devşirme MHP’li... Tesadüfe bakın ki Bahçeli’nin erken seçim kararını açıkladığı 8 Temmuz’dan bir ay önce Oktay Vural’ın bir haftalık Amerika seyahati var.
 
c) Tesadüfe bakın ki MHP Teşkilat Başkanı Şefkat Çetin ve Gurup Başkan Vekili Koray Aydın başta olmak üzere bütün MHP yönetimi erken seçim kararını bizler gibi televizyon ekranlarından öğreniyor. Bu kadar hayati öneme haiz bir karar neden Başkanlık Divanında tartışılmıyor?.. MHP’yi bir devlet kabul edersek Şefkat Çetin’de o devletin Genel Kurmay Başkanıdır... Hangi padişah ordu komutanına“Ordumuz savaşa hazır mı?” diye sormadan başka bir devlete savaş ilan edebilir?..

d) Sayın Bahçeli erken seçim sırrını neden Şefkat Çetin ve Koray Aydın gibi kökten sürme ülkücülerle paylaşmıyor da hayatının hiçbir döneminde ülkücü olmamış Oktay Vural’la paylaşıyor?.. Yoksa erken seçim talimatını Pentagon’dan Bahçeli’ye getiren kişi Oktay Vural olmaya?..Vural’ın ABD seyahati ile erken seçim kararı arasında bir ilişki olmaya?..

e) Bahçeli’nin ülke yönetimini AKP’ye altın tepsiyle sunmasını “siyasi öngörüsüzlük”le geçiştirmek aşırı safdillik olmaz mı? Bu işin içinde küresel güçlerin senaryosunu yok saymak Ağrı Dağı’nın zirvesinde kar’ın varlığını yok saymakla eşdeğerdir.

3 Kasım seçimleri ile AKP iktidarını Türkiye’nin başına bela eden Bahçeli’nin 8 Temmuz 2002 kararının ardındaki şüpheler dağılmadan hiçkimse “MHP bizim siyasi organizasyonumuzdur” dememelidir.

Yanık Kokusu 3.

Haziran 2011 seçimleri öncesinde MHP kaset skandalları ile çalkalanıyor...Bahçeli 15 kişilik Başkanlık Divanı’ndan dokuzunu feda etmek zorunda kalıyor... MHP Genel Başkanı bu işin hesabını sormaktan, hukuk savaşından bahsediyor... Kasetçiler de hukuk savaşı çığlıkları atıyor... Ve aradan geçen zamanda ne Bahçeli hukuk savaşı başlatıyor, ne de kasetçiler...

a) Acaba Bahçeli ne ile susturuldu?.. Suskunluk olsa hadi idare ederiz... Sayın Bahçeli “AKP parçalanırsa ülke koasa gider” diyor... Bahçeli bu demeci ile küresel güçlerin “hizaya giiiiiirrrr!”emrinin gereğini mi yapıyor?...
 
İşin içinde başka iş mi var?

b) MHP teşkilatları 25-30 delege ile ilçe kongresi yapar hale düşmüşler... Ülkücüler kan ağlıyor, “bitti bu iş” umutsuzluğu kanser gibi ülkücü bünyeyi sarmış ama Sayın Bahçeli hiç oralı bile değil... Hatta“Gidin başımdan, dağılın kardeşim, benim vazifem MHP’yi ufalayıp MHP ruhunu yok etmek”der gibi sanki...Ben şahsım adına Bahçeli’nin bu kadar ruhsuz ve siyasi hırsla MHP’yi kötürüm ettiğne inanmıyorum...

İşin içinde başka iş mi var?

c) Ülkü Ocaklarının içi boşaltılarak ülküsüzleştirilmiş... Ülkü Ocakları tasfiye sürecinin son dönemecinde... Türk Milletinin milli dinamiği olan ocaklarımızda milli meselelerde zerrece tepki yok... “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini” Ülkü Ocakları sadece seyrediyor, eskiden balkondan seyrederdik şimdilerde balkona bile çıkamıyoruz... İşte bunun adı tasfiye... Bahçeli Ülkü Ocakları’nı isteyerek mi tasfiye ediyor?.. 

İşin içinde başka iş mi var?

Şüphelerimin hepsini yazmaya kalkarsam bin sayfa da ben yazarım.

Evet işin içinde başka iş var...

Başka iş”in ipuçlarını Deniz Baykal ve MHP Kasetlerinde bulamayanlar “düşünüyorum” demesinler.
 
Sayın Bahçeli şantaj altındadır... 
 
11 Ocak 2000, 8 Temmuz 2002 tarihlerindeki kararlar da şantajla aldırılan kararlar olamaz mı?...

Ülkücüler, “somut delil” kolaycılığa kaçmayıp muhakeme zinciri kurmayı deneseler daha isabetli bir yol seçmiş olacaklardır.

SON SÖZ:

Şüphe insan beyninin en konsantre eylemidir. Teknolojik gelişmelerin, buluşların temelinde bilimsel şüphe yatar. Sadece fen ilimleri değil sosyal ilimler de gelişmesini şüpheye borçludur. Büyük Fransız düşünürü Rene Descartes, “Kesin olan bir şey var. Bir şeyin doğruluğundan şüphe etmek. Şüphe etmek düşünmektir. Düşünmekse var olmaktır. Öyleyse var olduğum şüphesizdir. Düşünüyorum, o halde varım.” sözleriyle şüphenin önemini vurguluyor.

16 Mart 2012 Cuma

Ahmet Necdet Sezer Neden Sevilmedi?






   Batının yüksek liyakat nişanlarına,cesaret madalyalarına,liderlik ödüllerine boğduğu Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan bu kadar sevilirken eski cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer neden bu kadar sevilmedi anlatayım.

Saat,Halı,Kilim,Kalem seti
Gümüş tepsi,Takı,Şifoniyer,Kaftan
Vazo,Madalyon,Heykel,Biblo,Tablo

Hepsini bırakmış Ahmet Necdet Sezer...
Kendisine verilen 1243 parça hediyenin, 1243'ünü de
bırakmış... Götürmemiş.
Bu benim cumhurbaşkanım olamaz...

Zaten, kırmızı ışıkta durmasından belliydi...
Kimse durmuyor ki, o niye duruyor?İsveç mi burası?

Bakıyorum gazetelere...
94 parça gümüş,22 vazo,9 takı,
27 hatıra para,4 tabanca,
83 parça değerli süs eşyası,
55 tablo,86 porselen,
7 madalyon,4 saat...
İnsanın içi gidiyor!
Al, götür di mi... Bırakmış, gidiyor.

Üstelik, liste eksik...
Kendisine tahsis edilen "kafana göre harca" denilen
ödeneği de harcamadı.
Hediyeleri bıraktığı gibi... Papelleri de bıraktı.
46 trilyon liracık! Ye, yemedi... Gez, gezmedi.
O zaman bırak biz yiyelim...
Ona da izin vermedi. "Yetim hakkıdır" dedi, görevi
boyunca tasarruf ettiği 46 trilyonu, Maliye'ye iade etti...
Kemal Abi'ye.

Çocukları hálá memur...
First Lady desen... Bi Atıl Kutoğlu'nu bile tanımıyor...
Belediyeler, bizim paramızla simitçilere Cemil
İpekçi'den köstüm hazırlattı; o hálá kendi cebinden giyiniyor.

Aşçıyı, garsonu azalttı.
"Suyla çalışmıyor bunlar" dedi, 14 makam aracını geri
verdi.
Okluk'taki yazlık köşke hiç gitmedi.
Oğlunu evlendirdi, elektrik parasına kadar cebinden
ödedi.
Eşi düştü, bileğini kırdı; hastaneye sivil araçla götürdü,
röntgen için kuyruğa girdi, sıra bekledi.
Annesi vefat etti, gene sivil plakayla gitti; flap flap flap,
fors yapmadı...
Resmi yemekler hariç, kimseye davet vermedi.
Mutfakta yerli ürün kullandırttı.
Şatafattan uzak durdu.

Yeminini tuttu...
Hukuku üstün kıldı.
E haliyle... Sevilmedi.
Sevilmez.

28 Aralık 2011 Çarşamba

Best of 2011 (part one)


“Ucube.” 

*
Seyrantepe’de Galatasaray’ın bir Allah kuruşu yoktur.”
*
“Ben Müslümanım ama laik değilim, fakat laik ülkenin başbakanıyım, Mısır’a laik anayasa tavsiye ediyorum, laiklikten sakın korkmayın, umarım Mısır laik olacaktır.”
*
“Umutlarınızı asla yitirmeyin, umutlarını asla yitirme Somali...”
*
“Kılıçdaroğlu diye bir şey yoktur, sanaldır, cibiliyetsiz, yüz karası, dik duramayan, çapsız, sığ, geri vitese takan, karikatür muhalefeti, sen ne diyorsun be, amatör şeyhülislam, kıvırıyor...”
*
“Ben bir şeye çok hayret ediyorum, bazı bayanlar ekranlarda kadın erkek eşitliği diyor, eşit haklara falan eyvallah ama, diğeri yaradılışa ters.”
*
“NATO’nun ne işi var Libya’da? Böyle saçmalık olur mu yahu... Bakın biz Türkiye olarak buna kesinlikle karşıyız, konuşulamaz, düşünülemez.”
*
“Bunlar kaz güdemez, bırak davarı, koyun bile güdemez, bunlar keçi güdemez.”
*
“Nükleer santral için riskli diyorlar, o zaman evinize Aygaz tüpü de koymayın, kozmetik dünyada böyle sıkıntılar var.”
*
“Yumurta alacak kadar paranız varsa, omlet yapıp yiyin, orda kalkıyorsun yumurta atıyorsun, bu nasıl özgürlük? Kusura bakmayın, Arapların atasözü vardır, men dakka dukka, olay bu.”
*
Çılgın proce...
*
“Marmaray’ın mimari çizgilerini merhum Abdülmecit dedemiz çizmiş, arşivlerden çıkardık.”
*
“Yok arkeolojik şey, yok çanak çömlek çıktı diyerek, bizi oyalıyorlar.”
*
Ankara uzay başkenti olacak.”
*
“Birileri bozkurtlarıyla dolaşıyor, ben yaradılmışların en şereflisi eşref-i mahlukla dolaşıyorum.”
*
“Şifre meselesinde ÖSYM’yi dinledim, ben tatmin oldum.”
*
“Malatya büyükşehir olmak istiyor. Ancak, nüfusun 750 bin olması lazım. Burada ufak bi açığımız var. 10 bin eksik... Ne yapacaksınız? Hazır mıyız? Bayanların ellerini görüyorum, bazıları üç diyor, bazıları dört diyor. Üç olsa yeter zaten. Ses az geliyor beyler... En geç iki yıl içinde bu 10 bin açığı tamamlamalısınız, ona göre.”
*
“Ahhh benim milletim ahh... İkinci milli şef Demirel gelmiş 87 yaşına, hala ortalığı karıştırıyor, çete kardeşliği yapıyor, ahhh ahhh ne dolaplar dönüyor.”
*
“Et tekrar-u ahsen
velev kane yüzseksen.”
*
“Feysbuk falan, yahu bunlar çirkin, berbat, herkes adına her türlü ahlaksızlık yapılabilir.”
*
“Almanya’da Hans fırsat yakalayacak, Helga fırsat yakalayacak da, benim Ahmetim Mehmetim Ayşem niye yakalamasın, vizyonumuz bu.”
*
“Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’ni kim kurdu? 2007’de biz kurduk. Zonguldak’ta üniversite var mıydı? Yoktu. Kuracağız dedik. Kurduk.”
*
“Hayaldi gerçek oldu.”
*
“Tuvalet bir milyon liraydı be, sayemizde bir liraya gidiyorsun.”
*
“Taksim’de bin kişiyi, iki bin kişiyi yürütmek problem değil. biz de kalkarız onların karşısına 5 bin, 10 bin tane genci koyarız.”
*
“Aynı dağın yeliyiz biz.”
*
“Bizim bölücülerle masaya oturduğumuzu söyleyenler, bu alçakça iftirada bulunanlar, şerefsizdir, müfteridir.”
*
“Amerika’da Hollywood, Hindistan’da Bollywood, Mardin’de Mardinwood olacak.”
*
“Hopa’da bir tanesi de kalp krizi geçirmiş, ölmüş, üzerinde durma gereği duymuyorum.”
*
“Bakıyorum televizyonda, polis panzerine tırmanan bir tane kız mıdır kadın mıdır, bilemem.”
*
“Camiye hakaret ettiler. Allah-u Teala’ya dil uzattılar. İtikadımıza ters konuşuyor. Kendisi Alevi’dir. Haydi ellerinizi göreyim... Maşallah maşallah. İnşallah daha iyi olacak. Elhamdülillah.”
*
Seçim... Yüzde 47.
*
“Kalfalık dönemi bitti.
Ustalık dönemi başlıyor.”
*
“Ne dediler, arkadaşlarımız yemin etmedikçe biz dört yıl da olsa yemin etmeyeceğiz dediler, bu sözü unutmayın, göreceksiniz, tükürdüklerini yalayacaklar.”
*
“Maç başladıktan sonra kural değiştirilmez, gol nasıl olur, penaltı nasıl olur, hepsi önceden belli, dürüst olun, tarafsız olun, yüz yüze bakacağız, birbirimize ayak oyunu, çalım atmayalım.”
*
“Donanmamızı oraya gönderiyoruz, İsrail eskisi gibi Akdeniz’de at oynatamayacak, gerekirse savaşırız.”
*
“Kusura bakma, ben bu tertemiz alnımı, ak alnımı, senin o lekeli dudaklarına sürdürmem, senin ağzın ve dudakların lanetli, senin o kirli öpücüklerine ihtiyacımız yok, başkasına sakla.”
*
“Elbette medyamıza müdahale arzusu içinde değiliz ama, medyamız milli duruş sergilesin.”
*
“Bence bu dönem lüks eve girme, sen en iyisi oturduğun yerde oturmaya devam et.”
*
“Zam diyorlar... Kardeşim, sigara içmezsin, olur biter, alkolü daha az tüketirsin, olur biter, kalkıp da Porşe kullanacağına, Vosvagen’e bin, Fiat’a bin.”
*
“Dersimli Seyid Rıza’nın hikayesi yürek burkucudur.”
*
“Parası olan askerlikten kurtulacak, parası olmayan askere gidecek, benim vatandaşım bu işe sıcak bakmıyor, ben şahsen böyle bir sorumluluğun altına girmem, referandum yaparım.”
*
“Bedelli askerlik benim için önemli ve acil bir konu.”
*
“Bıçak kemiğe dayandı. Bedelini mutlaka ödeyecekler. Allah yar ve yardımcımız olsun.”
*
“Bedeli 30 bin lira.”
*
Ve elbette, yılların klasiği...
“Durmak yok, yola devam.


yılmaz özdil

6 Ağustos 2011 Cumartesi

İşte 8 yıllık AKP İktidarı

İşte 80 yıllık Cumhuriyet, işte 8 yıllık AKP iktidarı. Nereden Nereye?" başlıklı bir çalışma yaptı. Çalışmada, cumhuriyet dönemi ile AKP iktidarındaki ekonomik ve sosyal veriler karşılaştırıldı. Kılıçdaroğlu'nun çalışmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

"-Hükümet 8 yılda 1 trilyon 117 milyar dolar kaynak kullandı.

-8 yılda yatırıma sadece 77.1 milyar dolar ayrıldı.

-80 yılda 242.7 miyar lira borçlanan devlet 8 yılda 253.2 milyar lira borç altına girdi.

-80 yılın sonunda 2.2 bin dolar olan kişi başına kamu borcu, son 8 yılda 2 bin dolar arttı.

-Kişi başına borç 80 yılda 3.7 bin, 8 yılda 2,8 bin lira birikti.

-Hazine 80 yılda 149.9 milyar, son sekiz yılda ise 213 milyar lira borçlandı.

-80 yılda 135 milyar lira olan faiz ödemeleri son 8 yılda 408 milyar lirayı buldu.

-Son sekiz yılda önceki 80 yıldan daha fazla dış borç biriktirildi.

-80 yılda 43 milyar dolar dış borç biriktiren özel sektörün son 8 yıllık dış borç artışı 150.1 milyar doları buldu.

-80 yılda 56.2 milyar lira olan şirketler kesiminin bankalara olan borcu son 8 yılda 425 milyar lira arttı.

-İşsizlik sorunu daha da ağırlaştı, işsiz sayısı rekor kırdı.

-Önceki 80 yılda 57 milyar dolar olan Türkiye'nin cari açığı son 8 yılda 256 milyar doları buldu. Çarklar sıcak parayla dönüyor.

-Sıcak para son 8 yılda Türkiye'de yılda ortalama yüzde 20 dolar faizi, borsada ise dolar bazında yılda ortalama yüzde 27.5 kazandı.

-80 yılda 246 milyar dolar olan dış ticaret açığı AKP döneminde 440 milyar dolar oldu.

-Karşılıksız çekler 2009'da 2 milyona yaklaştı, karşılıksız çeklerin tutarı ise 18 milyar liraya çıktı.

-Protesto edilen senetlerin tutarı 7 kat arttı.

-Vatandaşların bankalara borcu 30 katına çıktı ve borcu gelirinin yüzde 41.2'sine ulaştı.

-Bankalara tüketici kredisi borcu olanların sayısı 7 kat arttı.

-Batık tüketici kredisi ve kredi kartı borçları 70 kat arttı.

-2.2 milyon kişi bankalara borcunu ödeyemez durumda.

-Yıllık icra sayısı 18 milyonu buldu.

-Ekmek fiyatı yüzde 110.9 oranında arttı.

-Akaryakıt pompalarından vergi aktı, benzin fiyatı dolar bazında yüzde 150 zamlandı.

-Motorin fiyatı yüzde 150'ye yakın artış gösterdi.

-Emeklilerin satınalma gücü eridi.

-Cezaevleri dolup taştı, 2002 yılında 59 bin 429 olan tutuklu ve hükümlü sayısı 2010'da ise 122 bin 400 kişi oldu."

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Bunları hiç duydunuz mu ? İşte Şike Depreminin gölgesinde bırakılan önemli gündem maddeleri



Bunları hiç duydunuz mu ? İşte Şike Depreminin gölgesinde bırakılan önemli gündem maddeleri :

---Birkaç ay önce Libya lideri KADDAFİ'den "İnsan Hakları Ödülü" Alan padişahımız tayyip hazretleri, geçenlerde sessiz sedasız baş veziri Davudoğlunu libyaya göndererek Kaddafi'yi tanımadığını, onun yerine "neidüğü belirsiz bir grup atanmışları" RESMEN TANIDIĞINI ve bununla da kalmayıp daha önceden yaptığı 100 milyon doların üstüne birde 200 milyon dolar daha maddi yardım yapmayı taahhüt ettiğini bildirdi. Hemde şakşaklar altında. Tükürdüğünü yalayan, yaladığına tüküren kimmiş muhterem cemaat ? X bir millet gelse doğuda isyan başlatan kürtleri resmen tanıdığını ilan etse ve onlara maddi manevi her türlü desteği sunsa bunun adına ne denir muhterem cemaatı müslümin, bunu bir düşünmeniz gerekiyor!

---Yeni bakanlar kurulu açıklandı.Geçmişte hiç hoş olmayan olaylara karışmış bazı isimlerin ( örnek vermek gerekirse Arena Stadı açılışındaki olayların ardından bütün bir Galatasaray camiasına küfüre varan hakaretler yağdırma cüretini gösteren Suat Kılıç,olayların başlamasına sebep olan ve yine hakaret eden Erdoğan Bayraktar, kömür madeninde ihmaller sonucu ölen insanlar hakkında "güzel öldüler" gibi son derece gayri ciddi ve manidar kelimeler kullanmış ve hakkında intihal yapmaktan YÖK üyeliğinden atılan bir Ömer Dinçer gibi ) BAKAN olarak atanması gerçekten SKANDALdır.
---Bir diğer gündem maddesi ise asıl başladığı yer olan Almanya ayağındaki dava yıllar önce biten fakat Türkiye ayağı her ne hikmetse bir türlü ilerletilmeyen Deniz Feneri eV davasının (yargının tamamen ele geçirilmesinden sonra) görülmesine devam edilmesi ve Zahid Akman dahil kanal 7 yöneticilerinin gözaltına alınması.
---Balyoz Davası adı altında TSKya yapılan tasfiye hareketinin YAŞ ile çakışması sonrasında geçen sene yapılan terfi DONDURMA operasyonunun bu sefer kökünden EMEKLİ ETME şeklinde bağlanması ve olayın üzerinin kapatılması (e ne de olsa yargı ele geçti bir kere tutabilene aşkolsun)
----Son dönemde tekrar başlayan terörist saldırıların arkasından Hakkari'de 2 askerimizin daha sivil halde sokak ortasında başlarına kurşun sıkılarak öldürülmesi (medyada hiç duydunuz yada gördünüz mü?)
---Belki tarihi öneme sahip belki en önemli gündem maddelerinden birisi ise meclisi boykot eden BDPnin gidip Diyarbakır'da yerel meclis-özerk meclis olarak tanımlanabilecek bir yapıyı harekete geçirmesidir. Özerklik-Bölünme yolunda bir başka hayati adımı daha başarıyla ve kimseye çaktırmadan atmışlardır. (duydunuz mu?)
---ÖSYMnin yeni bir skandalı daha KPDS sınavında ortaya çıktı. Yine şifre,yine kişiye özel kitapçık skandalı yani yine binlerce yüzbinlerce gencin hakkı çalındı,yine kendi adamlarını istedikleri üniversitelere yerleştirme operasyonu tereyağından kıl çeker gibi tamamlandı.Devamını KPSSde kesinlikle bekliyoruz .. Haydi şimdi başınızı hangi taşa vurursanız vurun... Bunun yanında ÖSYMnin başka bir SKANDAL kararı ise artık sınavlarda TÜRBANLI fotoğrafın serbest bırakılması oldu.(peki bunu hiç medyada duydunuz mu?)
---Erdoğanın yeğeninin 50 kilogram esrarla yakalandıktan sonra "ben içiciyim" diyerek serbest bırakılmasından hiç bahsetmiyorum zaten bunların arasında sonlarda kalır önem açısından (bunu medyada duydunuz mu?)

14 Haziran 2011 Salı

27 Nisan 2011 Çarşamba

RTE ' nin Çılgın Procesi 'nin İlham Kaynağı



Bu kadar olur dedirten şey işte bu. Şahan Gökbakarın milleti güldürmek için  yaptığı skeçlerin birebir aynısını bir ülkenin başbakanı milyonlara gerçekten yapılabilir birşeymiş gibi anlatıyor. Yorumsuz ...

14 Aralık 2010 Salı

Neden Adnan Menderes'e Sahip Çıkar Recepbey?



CHP milletvekili Kamer Genç'in Adnan Menderesle ilgili sözlerine Başbakan Erdoğan, bütçe görüşmelerinde yanıt verdi. Genç'i eleştiren Başbakan, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'ndan Kamer Genç hakkında işlem yapılmasını istedi.
Başbakan, Kamer Genç’i şu sözlerle eleştirdi:
Milletin tercihiyle işbaşına gelmiş merhum Adnan Menderes'i, anti demokratik yollarla iktidardan indiren, bununla da kalmayıp, düzmece bir mahkemeyle onu idam sehpasına taşıyan zihniyetin bugün hala sürdüğünü görmek, hele hele bu kürsüden, onun şahs-ı ruhanisine pervasızca dil uzatıldığına şahit olmak demokrasimiz adına gerçekten bir talihsizliktir.



Adnan Menderes neyle suçlanmıştı? 1- Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek, 2- 6-7 Eylül Olayları'na önceden haberi olduğu halde müdahale etmemek, 3- Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak, 4- Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak, 5- Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak, 6- Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek 7- Kırşehir'in haksız olarak ilçe yapmak, 8- Yargı bağımsızlığının ihlal etmek, 9- Tahkikat Komisyonu'nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatmak, 10- CHP'nin mallarına "haksız" yere el koydurmak, gibi nedenlerle.Menderes'in başka suçları yok muydu? Aslında Menderes'in suçları mahkemelerde gündeme gelmeyenlerdi. ABD'nin tepkisinden çekinen Gürsel hükümeti aşağıdakileri hiç gündeme getirmedi. 1- 1951 yılında Menderes hükümeti Kore Savaşı'na Amerika için asker gönderdi. Amerikan çıkarları için bine yakın vatan evladı Kore'de yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı. 2- 1952'de NATO'nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesi kurdu. 3- 1954 yılında Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi. 4- Tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için kapatıldı. Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra İsmet İnönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçesiyle kapattı. 5- Cezayir kurtuluş savaşı sırasında Fransa'yı destekledi. 6- 1954-1958 yılları arasında 238 gazeteci iktidara karşı yazılar yazmak suçundan mahkûm ettirdi. 7- "Tahkikat Komisyonu"nu kurdu. 15 DP milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti. Komisyon 5 kişiden fazla yan yana yürümeyi bile yasakladı. 8- İsmet İnönü'ye 12 oturum meclisten men cezası verildi 9- Turan Emeksiz hükümete karşı İstanbul Üniversitesi'nde düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü. Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı. 10- Hukuk'un üstünlüğünü savunan Yargıtay Başkanı Bedri Köker, Yargıtay Başsavcısı Rifat Alabay, Yargıtay 2. Başkanlarından Haydar Yücekök, Yargıtay Üyeleri Melehat Ruacan, Kamil Çoşkunoğlu, Faik Uras ve İlhan Dizdaroğlu 'görülen lüzum üzerine emekliye sevkedildiler. 11-ordu darbe yapacak gerekçesiyle daha 6 Haziran 1950'de, Genelkurmay Başkanı Nafiz Gürman olmak üzere bütün üst komuta kademesi dahil olmak üzere 15 general ve 150 albayı re'sen emekliye sevk etmişti.Peki bunlar idam cezası için yeterli mi?Bu kişiye göre değişir.Peki Menderes idama karşı mıydı? Elbette değil, 1951-1960 yılları arasında Menderes 43 kişinin idam kararına imza attı ve hepsi idam edildi. İdamların en dramatik olanı ise, 14 Nisan 1955'te casusluk suçundan idam edilen Hayati Karaşahin'di. İnfazı, Ankara Samanpazarı'nda halka açık olarak yapıldı. Suçu neydi? Rusya için casusluk yapmak.1950-1960 DP hükümetinin kısa bir değerlendirmesini yapmaya çalıştım meraklısı için kaynak çok.Tarihi ne kadar değiştirmeye kalksanız da yaşanmışları değiştiremezsiniz.


Recepbey ve Adnanbeyin ne kadar çok benzerlikleri ve ortak noktaları olduğuna dikkat ettiniz mi?