29 Kasım 2011 Salı

TAYYİP ERDOĞAN’IN “BİRADERLER ÖRGÜTÜ”




Türkiye’deki partinin adını biliyorsunuz:
Adalet ve Kalkınma Partisi.
Mısır’daki Müslüman Kardeşlerin partisinin adını biliyorsunuz:
Hürriyet ve Adalet Partisi.
Fas’ta seçimi kazanan İslamcı partinin adını biliyorsunuz:
Adalet ve Kalkınma Partisi.
Tunus’ta seçimi kazanan İslamcı partinin adını biliyorsunuz:
Ennahda Partisi
Bakalım Libya’daki partinin adı ne olacak? Partilerin amblemleri bile benzer; kiminde elektirik lambası kiminde gaz lambası!
Tesadüf mü:
Hiç olur mu?
Üstelik ortak noktaları o kadar çok ki:
Hepsi Vahabi İslam’cı... Sufilikle savaş içindedirler.
Devlet ve siyasetin islamlaştırılmasından yanalar. “Demokrasi”yi aldatma amacıyla dillerinden düşürmüyorlar. Zaten demokrasiden anladıkları sadece sandık!
Neoliberal-kapitalist küreselleşmeden yanalar. Devletçiliğe, ulusalcılığa karşılar. Dışa bağımlı, serbest piyasası ve özelleştirmeden yanalar. Toplumsal örgütlenmelere, ifade özgürlüklerine karşıdırlar.
ABD ile stratejik ortaklık taraftarısdır hepsi.
Yani...
Hepsi, Büyük Ortadoğu Projesi’nin “Ilımlı İslam” taraftarı partileri.
Türkiye, Tunus, Fas tamam. Şimdi sıra Mısır’da...
Bu nedenle son 10 gündür Tahrir Meydanı’ndaki gençlere, solculara, demokratlara Müslüman Kardeşler destek vermiyor. Biliyorlar ki halkın desteğiyle bir hafta sonraki seçimlerde hükümet olacaklar. Yani “Ilımlı İslam”ın sözümüz ona “demokrat-özgürlükçü” bir partisi daha iktidar olacak!
Bu nedenl: Nasıl Müslüman Kardeşler Tahrir Meydanı’na destek vermiyorsa küresel iletişim devleri de eylemleri görmek istemiyor. Proje’nin bozulmasını istemiyorlar.
Sonra Libya’da “özgür” seçimler yapılacak.
Sonra sıra Suriye’ye gelecek...
Sonra sıra İran’a gelecek...
Sonra ABD dünyanın en büyük enerji patronu olacak... Dermişiz... Gelecek her daim şaşırtıcıdır...
NOT: Bu arada kimi gazeteler Fas’taki seçimi kazanan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kendisine Türkiye’deki AKP’yi örnek aldığını yazdılar. Pes doğrusu, Fas AKP’si 1997’de kuruldu. Türkiye AKP’si ise o yıllarda sadece okyanus ötesinin kafasındaydı! Daha kurulmamıştı yani...
Odatv.com

21 Kasım 2011 Pazartesi

Dinimizden, mezhebimizden olmayan kişilerin kitaplarını niye okuturlar ki?


MEB Urgan'ı 'sakıncalı' buldu!

"Dinimizden, mezhebimizden olmayan kişilerin kitaplarını niye okuturlar ki?"

Edebiyat profesörü ve dünya edebiyatının başyapıtlarını Türkçe'ye kazandıran Mina Urgan'ın anı kitabı, MEB tarafından lise öğrencileri için sakıncalı bulundu. MEB görevlisi "Dinimizden, mezhebimizden olmayan kişilerin kitaplarını niye okuturlar ki?" diye sordu. İdarenin soruşturma konusu yapmak üzere başlattığı incelemenin gerekçesi ise kitabın küfür içermesi, Allah inancı hakkında kuşku yaratması ve içkiye özendirmesi!


BirGün gazetesinden Ünal Özmen'in haberi şöyle:

Edebiyat profesörü ve dünya edebiyatının başyapıtlarını Türkçe'ye kazandıran Mina Urgan’ın Bir Dinozorun Anıları adlı kitabı lise öğrencileri için sakıncalı bulundu. Ankara Yenimahalle İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, kitabı “Kişisel Hayatı Konu Alan Metin Türleri” konusuna örnek olarak 9'uncu sınıf öğrencilerine öneren Batıkent semtindeki Mobil Anadolu Lisesi edebiyat öğretmeni Suna Kayabaştar hakkında inceleme başlattı. İdarenin soruşturma konusu yapmak üzere başlattığı incelemenin gerekçesi ise kitabın küfür içermesi, Allah inancı hakkında kuşku yaratması ve içkiye özendirmesi.

İnceleme yapmakla görevlendirilen Batıkent Endüstri ve Meslek Lisesi Müdürü Adem Öksüz 15 öğrencinin ifadesine başvurdu. Ancak suçlama konusunu tarafsız olarak incelemesi gereken muhakkikin, ifadesine başvurduğu öğrencileri yönlendirip kendi yazdığı ifade metnini imzalatması, sonucu belli soruşturmanın kasta dayandığı izlenimi veriyor. İfadesine başvurulan öğrencilerden edinilen bilgiye göre muhakkik, kendi yargısını içeren öğretmeni suçlayıcı ifade metnini öğrencilere imzalamaya zorladı.

'Dinimizden olmayanları okumayın'

Mobilye (kendi ifadesiyle) ve İç Mekan Tasarımı öğretmeni olan muhakkik, öğrencilerden, kendilerine önerilen başka kitapların adını da öğrenmek istedi. Bir öğrencinin Anton Çehov’un bir kitabının da önerildiğini belirtmesi üzerime muhakkik “Şu tişörtlerde resmi bulunan teröristin kitabı mı?” diyerek tepki gösterdi. Öğrencinin Çehov ile Che Guevara’nın farklı kişiler olduğunu belirtmesi üzerine okul müdürlüğü de yapan muhakkik “Bunlar dinimizden değil, mezhebimizden değil niye kitaplarını size okutuyorlar ki!” diyerek tepki gösterdi.

Eğitim-Sen: Takipçisi olacağız
Konuyla ilgili olarak bilgisine başvurduğumuz Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, soruşturma konusunun İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gönderilen bir e-postaya dayandığını, “Konusu küfür, Allaha inanmama, içkiye özendirme olan bir kitabı 28 öğrenciye zorla aldırma” olduğunu belirtti. Yıldız, öğretmenin ders konusuna uygun olarak Türk edebiyatının seçkin örneklerini öğrencilere önermiş olduğunu, Bir Dinozorun Anıları kitabını da öğretmenin programın “hatıra, gezi, biyografi, mektup, günlük” türünün önemli yapıtlarından biri olduğu için önerdiğini belirterek “İdarenin tutumuna anlam veremedim” açıklamasında bulundu.

Veliler Cumhuriyet Savcılığa şikayet edecek

Öğrenci velileri, çocuklarına baskı uygulayarak yalan beyanda bulunmaya zorladığı gerekçesiyle muhakkik hakkında cuma günü Ankara Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundular. Diğer velilerin ise dilekçelerini hazırladığı ve pazartesi günü savcılığa gidecekleri öğrenildi.

Dersin amacına en uygun kitap

Bir Dinozorun Anıları, Türk Edebiyatı dersinin “Kişisel Hayatı Konu Alan Metin Türleri” konusuna en uygun kitaplardan biri: Yayımlandığı 1998 yılında en çok okunan kitaplar arasına giren Bir Dinozorun Anıları’nı okuyanlar sadece Mina Urgan’ın öz yaşamı hakkında değil, tanınmış birçok yazarın biyografisi hakkında da bilgi sahibi oluyor. Halide Edip Adıvar, Abidin Dino, Necip Fazıl, Sait Faik Abasıyanık, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Orhan Veli bunlardan sadece birkaçı… Bu bakımdan kitap, edebiyat derslerinin anı, öz yaşam ve öyküleyici anlatım konuları için en uygun kitaplardan biri olma özelliği taşıyor.

Ortaöğretimde anı türü zorunlu

Ortaöğretim 9, 10, 11 ve 12. sınıflarda okutulan Türk Edebiyatı Dersi Öğretim Programının tümünde Öğretici Metinler başlıklı ünitelerde “Kişisel Hayatı Konu Alan Metin Türleri”ne (Hatıra, Gezi, Biyografi, Mektup, Günlük) yer verilmesi zorunlu.

Aynı şekilde ortaöğretim 9, 10, 11 ve 12. sınıflarda okutulan Dil ve Anlatım dersi öğretim programının anlatım türleri başlıklı 3. ünitesinin Öyküleyici Anlatım konusunun Öyküleyici anlatımda bulunan ögeleri belirler davranışı için önerilen etkinliklerden biri şöyle: Öğrenciler, tarihî bir olayı anlatan metni, tanınmış bir kişinin hatırasını, kısa bir öyküyü, bir masalı veya bir romanın özetini okur.

Öğretmenler, Dil ve Anlatım dersi programının “öğretmen, amaçları gerçekleştirmek üzere öğrencileri kazanımlar doğrultusunda metinlere yönlendirmelidir” talimatı uyarınca öğrencilerini edebî metinlere yönlendirip metinlerin “zihniyet, yapı, tema, dil ve anlatım bakımlarından incelemelerini ve yorumlamalarını” isteyebiliyor.


Mina Urgan (1915 - 2000) kimdir?

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Filolojisi bölümünü bitirdi. İ.Ü. İngiliz filolojisi bölümünde doktorasını yapan Urgan, doçentlik unvanını "Elizabeth Devri Tiyatrosunda Soytarılar" isimli çalışmasıyla aldı (1949). 1960’da profesör olan Mina Urgan öğretim üyesi olarak görev yaptığı İstanbul Üniversitesinden 1977'de emekli oldu.

Mina Urgan, öğretim üyesi olmasının ötesinde aynı zamanda bir edebiyat kuramcısıydı: İngiliz Edebiyatı Tarihi, Edebiyatta Ütopya Kavramı ve Thomas More adlı çalışmasına ek olarak Shakespeare ve Virginia Woolf üzerine incelemeler yaptı. Batı edebiyatının Thomas Malory, Henry Fielding, Balzac, Aldous Huxley, Graham Greene, William Golding, John Galsworthy ve Shakespeare gibi önemli yazarlarının yapıtlarını Türkçeye çevirdi.

Entelektüel kapasitesi Mina Urgan’ı, Cumhuriyet döneminin önemli edebiyat, sanat ve siyaset insanlarının dostluk kurduğu bir kişilik yaptı. Yaşadığı dönemin kısa bir tarihi olarak görülen Bir Dinozorun Anıları kitabı Urgan’ın dost çevresiyle zenginleşen anılarından oluşuyor. Yazarın Bir Dinozorun Gezileri adlı kitabı da çok okunan kitaplar arasındaki yerini almıştı.


kaynak:http://www.gercekgundem.com/?p=417943

20 Kasım 2011 Pazar

11 Eylül’ün kahramanı neden Müslüman oldu?



11 Eylül’ün kahramanı neden Müslüman oldu?
11 Eylül’ün kahramanı William Rodrigez, olaydan 6 yıl sonra Müslüman olduğunu belirterek, ’11 Eylül saldırıları Amerika’nın Irak’a girmesini haklı göstermek için yapıldı. Saldırının Müslümanlara atılmaya çalışılmasına dayanamıyorum. Daha uçaklar binalara çarpmadan içerde patlamalar oldu’ dedi.
Dünya, William Rodrigez adını ilk kez Amerika'daki Dünya Ticaret Merkezinin 11 Eylül 2001'de yıkılmasında duydu. İkiz kulelerde temizlik elemanı olarak çalışan Rodrigez, hayatını hiçe sayarak, çok sayıda insanı kurtardı. Gösterdiği cesaret nedeniyle ulusal kahraman ilan edilen Rodrigez, bir anda Amerika'nın en ünlü ismi oldu. Sinema ve siyaset dünyasından aldığı teklifleri, “hayatını kaybeden insanların üzerinden para kazanmayı kendime yakıştıramıyorum” diyerek, reddetti.
Saldırının bir komplo olduğunu iddia etmesinin yarattığı şaşkınlık atılamamışken Rodrigez'in, Müslüman olduğunu açıklaması onu bir kez daha ülkesinin ve dünyanın gündemine taşıdı.
Amerika'da 'Hero-kahraman” ilan edilen William Rodrigez, eşi Elizabeth ile birlikte ilk kez geldiği Türkiye'de,  11 Eylül'de yaşadıklarını ve hayatının nasıl değiştiğini anlattı.
Rodrigez, Porto Riko'da doğduğunu, iyi bir sihirbaz olmak için 20'li yaşlarda Amerika'ya gittiğini söyledi.
Umduğu gibi sihirbaz olamayınca, kendini Dünya Ticaret Merkezinde temizlik elamanı olarak bulduğunu kaydeden Rodrigez, 11 Eylül 2001 sabahı yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Güneşli bir gündü. Havayı bu kadar güzel görünce içimden işe gitmek gelmedi. Şefimi arayıp hasta olduğumu, işe gelemeyeceğimi söyledim. Çok kızdı ve izin vermedi. İstemeyerek saat 08.30 da işe gittim. Saat 08.46 gibi zemin 2. kattan bir patlama sesi geldi. Ben ve 14 arkadaşım bu sırada zemin 1. kattaydık. Jeneratör patladı sandık, herkes panik oldu etrafa koşuşturmaya başladı. Aradan 7 dakika geçtikten sonra yukarıda bir patlama daha oldu. Bu patlamanın aslında binanın tepesine çarpan uçaktan kaynakladığını o sırada hiçbirimiz anlayamadık. Yani uçağın çarpmasından önce zemin katta bir patlama meydana geldi.
Biz kuzey kuledeydik, Güneye geçmek isterken bir patlama daha oldu. Bu çok daha kuvvetliydi. Duvarlar yıkılmaya başladı. O panik haliyle içeri mi girsek, dışarı mı çıksak bilemedik. Alttan patlamalar devam ediyordu, deprem zannettik. Herkes lobiye çıkmak istiyordu. Ama bir arkadaşımız yüzü gözü kan içinde 'bomba' diye bağırarak, lobiden yanımıza gelince oraya gitmekten de vazgeçtik. Bütün binayı çok iyi bildiğim için etrafımda toplanan 14 kişiyi binadan çıkarmayı başardım. Bu sırada dışarda ambulansları gördüm yaralıları ambulansa kadar taşıdım. Dışarı çıkınca binaya uçak çarptığını söylediler. O zamana kadar ne olduğunu bilmiyorduk.”
“CAMLARDAN ATLAYAN İNSANLARIN PARÇALANMIŞ CESETLERİNİ GÖRDÜM”
Rodrigez, dışarının toz duman içinde olduğunu görünce şaşkınlığının daha da arttığını vurgulayarak, “İlk başta çöp olduklarını düşündüğüm, camlardan atlayan insanların parçalanmış cesetleriymiş gördüklerim. İnsanlar paramparça olmuşlardı. En üst kat olan 106. katta restoran vardı. Orada kahvaltı yapan insanlar aşağıya atlıyordu. Eğer ben de işe geç gelmeseydim onlar gibi kahvaltı yapmak için 106. katta olacaktım” diye konuştu.
Arkadaşlarını kurtarmak için tekrar içeri girdiğini ifade eden Rodrigez, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şefim içeri girmeme izin vermese de güney kulesine gittim. Güney kulede gördüğüm güvenlik görevlisini dışarı çıkardım. Sonra tekrar binaya döndüm herkes bana bağırıyor 'binaya dönme öleceksin' diyordu. Tekrar kuzeydeki kuleye döndüm. Her taraf su içindeydi. Asansörlerden 'yardım edin' diye sesler geliyordu. Bana en yakın olan asansörde sıkışıp kalan 2 kişiyi dışarı çıkarıp, ambulansa götürdüm. Sonra tekrar içeri döndüm, herkes 'deli misin gitme' diye bağırıyordu arkamdan.”
Rodrigez, kendisinde binadaki bütün kapıları açan bir mastır anahtar olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
“Bu anahtardan benim dışımda 4 kişi de daha vardı ki, onlar böyle bir anda insanların kurtulması için kapıları açması gereken görevlilerdi. Ama gördüm ki, bu kişiler herkesten önce kaçıp gitmiş. Lobiye çıktığımda itfaiyecileri gördüm. Lobiden 106. kata doğru çıkmaya başladık. Katlardaki insanları dışarı çıkardık. Cam kenarında oturan insanların yüzlerine camlar saplanmıştı.”
“11 EYLÜL'DEN SONRA UZUN BİR SÜRE ASANSÖRE BİNEMEDİM”
Rodrigez, 33. kata kadar tek başına çıktığını anlatarak, şöyle konuştu:
“Orada bir polis iki itfaiyeci daha bana yetişti. Öbür binadan büyük bir patlama sesi daha geldi. Sonradan öğrendik ki, ikinci binaya çarpan uçaktan kaynaklanmış bu patlama. Polis 'William artık dönmeliyiz bunun için sana para vermeyecekler' dedi oysa ben para için değil, arkadaşlarımı kurtarmak için yapıyordum. Tekerlekli sandalyede birini gördük. İtfaiyecilerin yardımıyla dışarı çıkardık. Bu sırada asansörlerde sıkışıp kalan insanların sesini duyuyor ama çıkaramıyorduk. O yüzden 11 Eylül'den sonra uzun bir süre asansöre binemedim. Adamı, ambulansa taşımak için dışarı çıktığımda bina tamamen çöktü enkazın altında kaldım. İki saat sonra çıkarıldım. Ambulansta gözümü açtığımda bir muhabir '30 saniye sonra canlı yayındasınız' diye mikrofonu uzattı. Sadece dizim yırtılmıştı başka da bir şey olmadı” şeklinde konuştu.
Rodrigez, olaydan sonra 11 Eylül kurbanları için bir dernek kurduğunu belirterek, “Bir anda kahraman haline geldim. Sokakta herkes beni tanıyordu. Bu nedenle politikacılar bir merdiven temizleyicisi olmama rağmen partilerine katmak için para teklif ettiler, liderlik eğitimlerine gönderdiler. Bu sırada işimi de kaybetmiştim, evsiz kaldım. Bir süre arabada ve köprü altlarında yaşadım. Buna rağmen siyasete girmedim, film tekliflerini kabul etmedim. 200'den fazla arkadaşımı kaybettim, toplam 4 binden fazla insan öldü. Onların üzerinden pirim yapmak istemedim” diye konuştu.
“MALEZYA'YA GİTME, MÜSLÜMANLAR SENİ ÖLDÜRÜR” DENDİ
11 Eylül'den sonra yaşadıklarını anlatmak için dünyanın dört bir yanından davet aldığını belirten Rodrigez, şunları kaydetti:
“Malezya Başbakanından davet aldığımda 'Malezya'ya gitme Müslümanlar seni öldürür' dendi. New York'ta da Müslüman arkadaşlarım vardı ama ilk defa İslamiyetle orada yakın temas kurdum. Malezya'da İslam'a duyduğum samimiyetten sonra Londra'da Şeyh Yusuf Estes ile tanıştım. Ondan sonra şahadet ettim ve 2006'da Müslüman oldum. Müslüman olduktan sonra herkes bana saldırdı ama ben Allah'ın dostluğunu kazandım. Hükümetle daha fazla problem yaşamaya başladım. Ulusal bir kahramandım, onlar benim siyasetçi olmamı istiyorlardı. Onların duymak istediklerini değil, doğru olanları söyledim. 11 Eylül'ün üzeri örtülmeye çalışıldı. Monica Lewinski davası için bile 35 milyon dolar harcanırken, 11 Eylül için 15 milyon dolar harcandı. 11 Eylül saldırıları Amerika'nın Irak'a girmesini haklı göstermek için yapıldı. Saldırının Müslümanlara atılmaya çalışılmasına dayanamıyorum. Daha uçaklar binalara çarpmadan içerde patlamalar oldu. Bu bir komploydu.
Kurbanlar üzerinden bir siyaset yapıldı. Ama Amerikan halkı bunu biliyor artık. Ancak Amerikalılar koltuklarında oturur, 'bu kötü' der değiştirmek için bir şey yapmaz. Bugünün gençleri daha farklı. Wall Street olaylarında gördüğünüz gibi. Haksızlığa sessiz kalmıyor. Şimdi de İran'a karşı çok güçlü bir propaganda yapılıyor. Önümüzde seçim var bu da seçim için kullanılıyor. Ama benim umudum var sonunda gerçekler ortaya çıkacak. 11 Eylül'ün unutulmaması için bu konuyu gündemde tutmaya devam edeceğim.”
“ÖNEMLİ OLAN İSİM DEĞİL, YAPTIĞIN İBADETTİR”
William Rodrigez, kendisine sürekli adını neden değiştirip, Müslüman ismi almadığının sorulduğunu vurgulayarak, “Dünya beni William Rodrigez olarak tanıyor ve değiştirmek istemedim. Önemli olan isim değil, yaptığın ibadettir. Annem Müslüman olduğumu öğrendiğinde şok oldu çünkü kendisi koyu bir Katoliktir. Ben kimseye inançları konusunda baskı yapmıyorum, örnek olmaya çalışıyorum” dedi.
11 Eylül'ün hayatını tamamen değiştirdiğini ifade eden Rodrigez, “ Eşim Elizabeth de bir gazeteci. Benimle röportaj yaptığında tanıştık. O sırada nişanlıydı ama ilk görüşte aşık olduk. Nişanlısından ayrılarak, benimle evlendi” dedi.
Rodrigez, eşiyle birlikte Türkiye'ye ilk kez tatil için geldiğini, Van'daki depremi duyunca orayı da ziyaret etmeye karar verdiğini söyledi.
Bir kahramanın eşi olmanın onurunu taşıdığını belirten Elizabeth Rodrgiez ise bir kahramanla yaşamanın zaman zaman zor olduğunu, hayranlarıyla eşini paylaşmak durumunda kaldığını ifade etti.
Eşinin İslam'ı seçerek Müslüman olmasını saygıyla karşıladığını ifade eden Elizabeth Rodrigez, “Ben Katolik'im. Ama ikimizde birbirimize inançlarımız konusunda bir baskı yapmıyoruz. Kocam İslam inancına göre orucunu tutuyor ve namazını kılıyor. Ben de kendi inancımın gereklerini yerine getiriyorum” dedi.