drogba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
drogba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Mayıs 2013 Perşembe
Maymun Kardeş
Gönderen
THEGODISNOWHERE
zaman:
16:55
Son derbide kafes arkasından sana sataşan maymunları gördüm. Onlara kim attıysa, ellerindeki muzları homurdanarak sana sallıyorlardı.
İma ettikleri şeyi, harikulade bir olgunlukla cevapladın.
“Bana ‘maymun’ diyorsunuz ama karşı takımdaki ‘maymun’ kardeşimin attığı golde sevinçten zıpladınız“ cümlen mükemmeldi.
Hem çifte standartlarını yüzlerine vurdun, hem ikiyüzlülüklerini...
“Bizde ırkçılık yoktur“ diye böbürlenenler, muz kabuğuna basmış gibi gümlemiştir okuyunca...
* * *
Aslında “Bu toplum özünde ırkçı değildir“ tezi, kısmen doğrudur. Senin Fildişi Sahilleri’ni bilmem; ama biz, çok kültürlü bir maziden geliyoruz. Farklı olanla bir arada yaşamayı bilirdik.
“Yaratılanı, Yaratan’dan ötürü sevdiğimizi” söylerdik.
Siyahilere “çikolata renkli“ derdik.
Lakin öyle uzun dönem ırkçılıkla aşılandık ki, “evrim“imizi tamamlayamadan, insanları rengine, mezhebine, etnik kökenine göre tasnif etmeyi, dışlayıp lanetlemeyi öğrendik.
Kendi ezikliğimizi, başkalarına üstünlük taslayarak örttük.
Sonuç, işte o kafes ardındaki, eli muzlu, öfke dolu yüzler oldu.
* * *
Biliyorsun ki, bunu ilk yapan onlar değil; ilk yüzleşen de sen değilsin.
Batı statlarında başladı bu iğrenç adet... Hızla yayıldı.
Ama Batı, çabuk uyandı, yükselen ırkçılığı ağır cezalarla bastırmaya çalıştı.
İngiltere’de Totenhamlı Gareth Bale‘ye muz atan bir taraftar, 3 yıl stada sokulmadı.
Fransız Evra‘ya ırkçı tacizde bulunan Liverpoollu Suarez, 8 maçtan men edildi.
İspanya milli takımının hocası Aragones’in bir oyuncusunu motive ederken kullandığı ırkçı söylem, günlerce lanetlendi.
* * *
Eminim ki bizim muzcular, “kafadaş” olduklarını fark etmeden, Almanya’daki ırkçıların Türk oyunculara yaptığına çok kızıyordur.
Onlar da topu bizimkiler aldığında, Türklerin alışveriş yaptığı ucuz mağazalara ait poşetleri sallayarak kafa buluyor.
Hatta bazıları başta, Alman ırkından değil diye Mesut Özil’in milli takımda oynamasını protesto ediyordu.
Ne oldu?
Mesut, aldırmayıp oyununa bakarak Almanya’nın gözbebeği oldu.
* * *
Ama sana “Aldırma“ dediğim sanılmasın Eboue...
Tersine, takımın onlara gereken tepkiyi vermiyorsa, FİFA, UEFA hak ettikleri cezayı kesmiyorsa, tribünler dışlamıyorsa, spor basını kararlılıkla ve topyekün karşı çıkmıyorsa, bence bir daha benzer bir şey olursa, sen de Barcelona’nın Camerunlu forveti Samuel Eto‘nun yaptığını yapmalısın.
O nasıl topu aldığında tribünlerin topluca maymun sesi çıkarmasını protesto için oyunu kesip sahayı terk ettiyse, sen de aynısını yaparak tepkini göstermelisin.
Seyircinin densizliğine seyirci kalmanın da bir bedeli olduğunu herkese öğretmelisin.
* * *
Ben yine de kafes arkasındaki eli muzluların nefretini, ırkçılıktan ziyade cehalete bağlıyorum. Öyle olmasa sana muz sallarken, kendi siyahi oyuncularına alkış tutarlar mıydı?
Buna rağmen, bu toplumun bir mensubu olarak, üzüntümü bildiriyor, olgunluğun ve cesaretin için kutluyorum.
Irkçılığa karşı çıkışında yanındayız.
Bu belanın stada girmesine, “evrim“i tersine çevirmesine izin vermeyelim.
Can Dündar
13 Mayıs 2013 Pazartesi
Bir Kadıköy Klasiği - Kadıköy Hatırası 2
Gönderen
THEGODISNOWHERE
zaman:
16:05
| Burak Yılmaz'ın kafasında patlayan ses bombası |
![]() |
| Sahaya atılan viski şişesi |
![]() |
| Drogba'nın Volkan'a manalı bakışı.. |
![]() |
| Sahaya Muz Atan "Taraftar" |
Maç bu havada devam ederken Cüneyt Çakır'ın Galatasaray'lı oyunculara yapılan faulleri görmemesi ve sonrasında Fenerbahçe'nin bulduğu zorlama gollerle skor bir anda 2-1 'e gelmişti.. Bundan sonra ise Galatasaray tarafında zaten formalite olarak gelinmiş bir maç havası ve "bitse de gitsek" tavrı maç bitene kadar sürdü.. Çok fazla teknik ve taktik yoruma gerek olmayan bu maçta asıl konuşulması gereken Fenerbahçe'nin Galatasaray'a karşı taraftarı,yönetimi ve futbolcularıylabir bütün olarak sergiledikleri artık gelenekselleşmiş olan bu sporla ve centilmenlikle alakası olmayan, vahşice ve düşmanca refleksidir.
![]() |
| Volkan'ın Sabri'yi dostça kucaklaması (!') |
Malesef bütün bu Kadıköy Klasiğinden sonra geriye kalan şey Drogba'nın kendisine yapılan bu Irkçı davranışı ve Vahşice Düşmanlığı'nı cümle aleme duyurması ve Türkiye'nin adının yine kötü anılması olmuş oldu.. Drogba'nın Fenerbahçe Stadındaki ırkçılığı ve düşmanlığı şu cümlelerle kınadı :
Elbette bugün Fenerbahçe ağırlıklı spor medyası bu olumsuz tablonun hemen hiç birini gündeme getirmeyecek ve Fenerbahçe'nin nasıl kazandığını ballandıra ballandıra anlatacak ve utanmasa dostluk ve kardeşlik içinde geçen bir mücadele cümlesini de laf arasına sokacaktır. Hatta Emre Belözoüğlu'nun da bir röpörtajda belirttiği gibi Fenerbahçe taraftarını misafirperverlikle ün kazanmış bir taraftar olarak bile yazabilirler.. Zaten bütün bu olaylardan sonra Fenerbahçenin Saha kapatma cezası dahil bir çok cezalar alması gerektiğinden, bahsetmek şöyle dursun Fenerasyon lakaplı Yıldırım Demirören federasyonunun sahada bir tek hakemi dövmediği kalan Volkan Demirel'in utanmadan talep ettiği kendisine ceza vermemesi ve Türkiye Kupası Finalinde oynaması için izin verilmesini dahi konuşan bir basın bulacağız..Maçın önüne geçen Volkan Demirel bir de utanmadan Galatasaray'lıları provokasyon yapmakla suçlayıp "Amaçları farklıydı" diye demeç verdi. Tıpkı Aykut Kocaman'ın maçtan sonra sanki yapılanların bir savunmasıymış gibi "ne var canım telekom'da da aynısı oldu onu konuşmadınız bunu da konuşmayın" diye yüzsüzce kendini savundu...İşte bütün bunlar yüzünden, bu Azizler,Yıldırımlar bu işten elini çekmedikçe Türkiye'de futbol asla bir yere gelmedi gelmeyecek de...
![]() |
| Kadıköy Klasiği Şampiyonluk Kutlaması 2 |
![]() |
| Sabri atılıp kenara gelirken Meireles'in Tombalası |
![]() |
| Kadıköy Hatırası 2 |
@offluhoca
11 Mart 2013 Pazartesi
6 Mart 2013 Çarşamba
Didier Drogba
Gönderen
THEGODISNOWHERE
zaman:
03:28
Dile kolay, sekiz senede kazanılmış üç Premier Lig şampiyonluğu, dört Federasyon Kupası, iki Carling Kupası, hepsinden önemlisi geçen sezon sonunda kazanılan Şampiyonlar Ligi… Premier Lig’de iki kez “Altın Ayakkabı” ödülü kazanmış, takımda iki kez sezonun en iyi futbolcusu seçilmiş, forma giydiği 341 maçta 157 gol kaydetmiş olan acar forvet, Şampiyonlar Ligi finalinde Chelsea formasıyla son kez sahaya çıktı ve kupayı getiren penaltı sonrası son kez Chelsea tribünlerine koşmuştu.
***
REKOR TRANSFERLE GELMİŞTİ
2004 senesinin Ağustos ayında Chelsea formasıyla Manchester United karşısında ilk kez sahaya çıktığında, o dönemin rekor transfer ücreti 24 milyon Sterlin karşılığında Marsilya’dan gelmiş; o sezonun sonunda batı Londra takımı 50 sene aradan sonra Premier şampiyonluğunu kazanmıştı.
Sevmişti onu Chelsea taraftarları, “Who Let The Drog Out /Who! Who! / Who! Who!” tezahüratı kısa sürede Stamford Bridge tribünlerinde yayılmıştı. İlk sezonunda forma giydiği 40 maçta 16 gol atarken, bu gollerin 10’u Premier Lig maçlarında geliyor; Şampiyonlar Ligi'nde ise 5 gol kaydediyordu. Liverpool’a karşı Millennium Stadı’nda kazanılan Lig Kupası finalinin uzatma dakikalarında attığı gol takımını kupaya taşımıştı.
2005-2006 sezon açılışında, “Community Shield” kupasında Arsenal’e attığı iki gol ile başladı. O sezon, ligin bitmesine iki hafta kala Chelsea bir kez daha şampiyonluğu yakalıyor; Premier Lig tarihinde arka arkaya şampiyonluk kupasını kaldıran ilk takım olarak tarihe geçiyordu. Drogba o sezon 12 gol kaydederken, kimi zaman “artistik düşüşleri” nedeniyle eleştiriliyor; eleştirilere önce, "Sometimes i dive, sometimes i stand," (Bazen kendimi atarım, bazen ayakta kalırım!) şeklinde cevap veriyor; hatasını anladığı zaman, "I don't dive, I play my game" (kendimi atmam, oyunumu oynarım!) cümlesiyle durumu düzeltiyordu. Kim ne derse desin Chelsea taraftarı sevmişti Fildişili golcüsünü…
2006-2007 sezonunda, 20’si ligde olmak üzere attığı 33 golle “Altın Ayakkabı” ödülünü kazanıyor; 80’li yılların unutulmaz golcüsü Kerry Dixon’un 1984-85 sezonunda Chelsea formasıyla yakaladığı 30 gol barajını aşıyordu. 2007 senesinin Ocak ayında Samuel Eto'o ve Michael Essien’nin önünde “Yılın Afrikalı futbolcusu” seçilirken, o sezon Premier Lig’in en iyileri arasında yerini alıyordu.
2007-2008 sezonunun başında José Mourinho’nun takımdan ayrılması onu kötü etkilemişti. O dönemde France Football Magazine ile yaptığı söyleşide, artık Chelsea’de kalmak istemediğini, hocasının zamansız gidişini kabullenemediğini dile getiriyordu. Bu açıklama üzerine Barcelona, Real Madrid, Milan, Inter onu kadrolarında görmek istediklerini açıkladılar. Kısa süre sonra söylediklerinden pişman olduğunu açıklayan ünlü forvet, Chelsea’de kalmak istediğini, Londra’yı çok sevdiğini söylüyor; Şampiyonlar Ligi'nde Schalke 04’e, lig maçında Manchester City’e attığı gollerle taraftarın gönlünü alıyordu. Chelsea o sezonun sonunda oynanan Şampiyonlar Ligi finalini penaltılar sonunda kaybetti. O sezon futbolun en görkemli kupası ellerinin arasından kayıp gitmişti.
***
2008-2009 sezonuna kötü başlayan Drogba, sakatlığı nedeniyle Kasım ayına kadar forma giyemiyor; daha sonra Burnley karşısında oynanan kupa maçında rakip takım taraftarlarıyla atışması nedeniyle üç maç ceza alıyordu. O sezonun Şampiyonlar Ligi yarı finalinde Barcelona karşısında alınan “haksız mağlubiyeti” kabullenemiyor, maçtan sonra o maçın hakemine dair söylediği "It's a fucking disgrace” kibarca “Bu acayip bir rezalet!” cümlesi televizyon ekranlarında duyuluyordu. Aslında çok da haksız sayılmazdı Fildişili futbolcu. Çünkü hakem son derece kötü bir final maçı yönetmiş ve sonucu etkilemişti. Velhasıl, Şampiyonlar Ligi kupası bir sezon daha batı Londra’ya uğramayacaktı.
2009-2010 sezonunun sonunda Chelsea bir kez daha şampiyon oluyor; Drogba takımda 3. şampiyonluğunu yaşıyordu. O sezon Chelsea, Federasyon Kupası'nı da kazanırken oynadığı 6 finalde de gol atarak yeni bir rekora imza atmıştı.
Drogba, 2010-2011 sezonunun açılışında Manchester United’a karşı kaybeden Chelsea’nin kadrosunda yer almıyor; ancak Premier Lig’de gollerine geçen sezon bıraktığı yerden devam ediyordu. Chelsea’nin West Brom’u 6 golle devirdiği maçta hat-trick yaparken, bir sonraki Wigan Athletic maçında üç asistle maçın adamı seçiliyordu. Premier Lig'de 100. golünü 2011-2012 sezonunun Mart ayında kaydederken, bu başarıyı elde eden ilk Afrikalı futbolcu unvanını kazandı.
34 yaşına bastığı günlerde, Şampiyonlar Ligi kariyerinin 34. golünü atıp, takımını nicedir beklenen o kupaya taşıyordu. Oynadığı dokuz kupa finalinde de gol atmış olan futbolcuyu Chelsea’nin unutulmaz futbolcusu Gianfranco Zola şöyle anlatıyordu: “Takımının oynadığı bütün büyük maçlarda onun damgası vardı, büyük futbolcular büyük maçları kazanmayı bilenlerdir.”
Takvimler 22 Mayıs 2012’yi gösterirken, Chelsea kulübü Premier Lig tarihinin en önemli futbolcularından biri olan Drogba’nın takımdan ayrılacağını duyuruyordu. Çin kulübü Shanghai Shenhua, Fildişili futbolcuyu 2,5 senelik sözleşmeyle renklerine bağlarken, Drogba bu transferden haftada 200 bin Sterlin kazanacaktı. Real Madrid dâhil Avrupa devlerinin peşinde koştuğu futbolcu kararını vermişti…
***
Ülkesinde öncülük yaptığı yardım faaliyetleri ile tanınan, doğup büyüdüğü şehri Abidjan’da bir hastanenin yapımı için 3 milyon Sterlin bağışta bulunan, “United Nations Development Programme” tarafından “Goodwill Ambassador” (iyi niyet elçisi) görevine layık görülen futbolcu ülkesinde çok seviliyor. Öyle bir sevgi ki, Chelsea’nin maçlarında Abidjan şehrinin sokakları boşalıyor. Şehir onu izlemek için televizyon ekranlarına kilitleniyor. Adına yazılmış şarkıların yanında, "Drogbas” adında, çok bilinen bir bira markası ona duyulan sevgiyi anlatıyor. İç savaş nedeniyle bir zamanlar parçalanma noktasına gelmiş olan ülkede Drogba adı insanları bir araya getirmeye yetiyor…
Batı Londra’da ise ona duyulan sevgiyi, iki genç kadının Kings Road’da Şampiyonlar Ligi kutlamaları esnasında açtığı buram buram aşk kokan o ilginç pankart özetliyor:
“Drogba, marry us, or at least f*** us!” (Drogba bizle evlen ya da en azından bizimle yat!)" (Ziya Adnan/ BirGün)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













