21 Kasım 2012 Çarşamba

Muharrem Ayı ve Alevilik -1

Muharrem Sohbetleri: Mazlumların yası ve KerbelaPDFYazdırE-posta
Muharrem Sohbetleri: Mazlumların yası ve Kerbela

Muharrem Orucu’nu Anadolu ve Rumeli Alevilerine has bir özelliktir. Yaygın bir kanının aksine ‘12 İmam Orucu’ Hz. Ali’ye ve Ehlibeyt’e bağlılıklarıyla bilinen Şii, Caferi ve Arap Nuseyrilerince zorunlu bir oruç olarak görülmez

 
NECDET SARAÇ/ALİ YILDIRIM- Muharrem ayı, bütün Aleviler için yas ayıdır. Aleviler, Muharrem ayında kimi yerlerde 10, kimi yerlerde de 12 gün oruç tutarlar. 10 Ekim 680’de Kerbela’da Yezit tarafından öldürülen İmam Hüseyin ve 71 kişi için tutulan oruç aslında bir yas ibadetidir ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.

Aleviler, Hz. Ali ile Muaviye arasında, sonra onların oğulları olan İmam Hüseyin ile Yezid arasındaki mücadeleye basit bir “iktidar kavgası” olarak bakmazlar. Aleviler için bu mücadele asıl olarak mazlum ile zalimin mücadelesi olduğu gibi, özgürlükle esaretin ayrışmasını da simgeler. Çünkü İmam Hüseyin, haksızlığa tavır almış, canı pahasına Yezit’e biat etmemiştir. Bundan dolayı da, Aleviler için, Hz. Ali ve oğlu İmam Hüseyin mazlumluğun, direnişin ve adaletin, Muaviye ve oğlu Yezid ise zalimliğin sembolleridir. Bilimsel olarak ele alındığında bu oruç insanlığın en kadim matemlerinden biridir. Kökeni Sümer efsanelerine Anadolu’daki Ana tanrıça tapınımlarına kadar da ulaşmaktadır. Yaygın bir kanının aksine “Muharrem Orucu” veya adına “12 İmam Orucu” da denen matem orucu, Hz. Ali’ye ve Ehlibeyt’e bağlılıklarıyla bilinen Şii, Caferi ve Arap Alevilerince zorunlu bir oruç olarak görülmez. Bu durum Muharrem Orucu’nu Anadolu ve Rumeli Alevilerine has bir özelliktir. Nitekim Kul Nesimi bunu “biz bir oruç tutarız, başka birine benzemez” dizeleriyle dile getirmiştir.


***

Anadolu ve Balkanlarda çağlar boyu “kapalı devre” yaşanan bu kutsallık, 1960’lar sonrası Alevilerin kentlere göç etmesi ve dernekler kurarak örgütlenmeleri sonucu  “Muharrem Orucu” olarak bugün Türkiye gündemine de oturmuş, bu nedenle mecliste bile  “Muharrem ayı” ile ilgili yeni bir düzenleme yapılmak zorunda kalınmıştır.

Bir çok kaygıyı ve korkuyu aşarak, 2004 yılında, Tuncay Özkan ve Merdan Yanardağ’ın desteğiyle Kanal Türk televizyonunda yapılan “Muharrem Sohbetleri” ile bir ilk gerçekleştirildi. Böylece hem bir tabu hem de korku yıkıldı. Bugün bazı televizyon kanallarında yapılan benzer programlar o ilk çıkışın sonuçlarıdır.

Bu geleneği oluşturanlar olarak “Muharrem Sohbetleri” başlığıyla, bugünden başlayarak 12 gün boyunca, Muharrem Orucu ile ilgili bilgileri sizlerle paylaşacağız. İnanç önderleri de sizden gelecek soruları yanıtlayacaklar. Siz de sorularınızı, yorumlarınızı ve önerilerinizi lütfen bizimle paylaşınız.


MUHARREM ORUCU NİÇİN TUTULUR?Anadolu Alevi - Bektaşileri 10 Muharrem’i bir matem günü olarak değerlendirirler. Çünkü Hz. Hüseyin 10 Muharrem (18 Ekim) 680’de Yezit orduları tarafından Kerbela’da önce susuz bırakılıp daha sonra da başı kesilmek sureti ile şehit edilmiştir.  Bundan dolayı Muharrem ayının ilk 12 günü yas-ı matem günleridir. On iki gün boyunca oruçla yas tutan Aleviler, böylece Hüseyin’in Kerbela’daki direncini anarken, Yezit’in Hüseyin’e ve ailesine yaptığı vahşeti lanetlerler.
Muharrem’in başlangıcı takvimlerde belirtilmekle beraber, geleneksel olarak Muharrem’e Kurban bayramının son gününden 17 gün sayarak başlanır.

“10 Muharrem – Aşura” diye de anılan bu gün, Muharrem ayının onuncu günü demektir. Nitekim “Aşur” Arap dilinde on, onuncu demektir; bu deyim, bu söyleniş buradan gelir. Kısaca “Âşûrâ”, “Onuncu gün” demektir.

İsa’nın Doğumundan 680 yıl sonra 18 Ekim’de yaşanmış bu vahşetin yasının tutulduğu tarihin her yıl değişmesi Arapların kullandığı ay takviminden kaynaklanır. Hicri veya Kameri de denilen bu ay takviminde bir yıl 354 gün olduğundan dolayı Muharrem ayı her yıl 11 gün önce gelir; “Âşûrâ - On Muharrem günü”de  bu yüzden her yılın değişik zaman dilimlerinde gelir. 


KAVRAM: KERBELAKerbelâ, Irak’ta, Hazreti Peygamber’in kızları Hazret-i Fâtima ile damatları Hazret-i Ali’nin oğulları İmâm Hüseyin’in, Yezîd’in emriyle Kûfe valisi Ziyâd oğlu Ubeydullâh’ın, ashâbtan Sa’d b. Ebu-Vakkas oğlu Ömer’in kumandası altında gönderdiği ordu tarafından sarılıp Hicretin 61.yılı (M.680) Muharrem –ayının- onuncu günü, yanındakilerle –beraber- şehit edildiği ve defnolunduğu, türbelerinin bulunduğu yerin adıdır. Yezid ordusu Kerbelâ’da İmam Hüseyini ve ona uyanları (onun yandaşlarını), ehlibeytini 61.yılının ilk ayı olan Muharrem’in ikinci günü kuşatmış, yedinci günü Fırat nehrinin suyunu onlardan kesmiş, onuncu günüde kendisine uyanları ve kendisini şehîd edip Ehlibeytini esir etmişti. Bu fâcia, İslam âlemini elemlere boğmuş, bu münasebetle de her hangi bir yerde yiyecek-içecek kalmazsa “Burası kerbelaya döndü” deyimiyle bu facia hatırlanır olmuştur.

Ehlibeyt taraftarları, İmam Hüseyin’i ziyaret etmeyi büyük bir sevap ve bir vicdan borcu bilirler. Kerbelâ’ya gidemeyenler de, oldukları yerde ziyaret ederler. “Âşûrâ”, onuncu gün demektir. On iki imamın beşincisi ve İmam Hüseyin’in torunu İmâm Muhammet’ül-Bakır, “Her gün Âşûrâ, he yer Kerbelâ” buyurarak İmam Hüseyin’in her gün ve her yerde ziyaret edilebileceğini (anıla bilineceğini )  bildirmiştir.  (ABDÜLBÂKİ GÖLPINARLI, Tasavvuf’tan Dilimize Gecen Deyimler ve Atasözleri, Sayfa 198)


ORUÇ SÜRESİNCE NELER YAPILMAZ?-Su içilmez (Ancak hoşaf, ayran vb. sulu gıdalar alınabilir ama bardakla, tasla kafaya dikilerek içilmez, kaşık kullanılarak içilir.)
-Çamaşır yıkanmaz.
-Tıraş olunmaz.
-Sigara, içki içilmez.
-Hayvan kesilmez, et yenilmez.-
-Ağaç kesilmez.
-Böcek öldürülmez.
-Kokulu maddeler koklanmaz.
-Cinsel ilişki olmaz. (Oruç açıldıktan sonra da)
-Süslenilmez.
-Aynaya bakılmaz.
-Türkü söylenmez.
-Oyun oynanmaz.
-Düğün olmaz. 
-Cem yapılmaz. (Cemlerin 48 Perşembe yapılmasının nedeni de budur) l Kimi yörelerde oruç tuz yalayarak açılır.

Geleneksel kesimde hala Muharrem ayına özgü uygulamalar olarak varlığını koruyan (banyo yapmama, tıraş olmama, aynaya bakmama, çamaşır yıkamama gibi) kimi pratiklerin çağdaş yaşam içerisindeki uygulama zorluğu nedeni ile uygulamadan kaldırıldığı görülmektedir. (Piri Er)
 
Kaynak-Yurt Gazetesi

14 Kasım 2012 Çarşamba

Kutuplarda Oruç Meselesi...

Kutuplarda oruç ve namaz saatleri sorununu çözmeye çalışan İÜ İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Abdulaziz Bayındır'dan gece-gündüz oluşumuna ilişkin duyanları şaşkına çeviren açıklamalar geldi. Bayındır'a göre gece ve gündüz güneşe bağlı olmayan varlıklar.

Gece ve gündüzün dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesinden kaynaklandığı ve düny
a dönerken güneş ışınlarını alan yerlerin gündüzü yaşarken alamayan yerlerin ise geceyi yaşadığı çok uzun süredir biliniyor. Ancak kutuplarda oruç ve namaz vakitleri üzerine bir araştırma yaptığını söyleyen İstanbul Üniversitesinden bir ilahiyatçı takvimler 2011'i gösterirken gece ve gündüz oluşumuna yepyeni (!) bir açıklama getirdi. Cüretinin cehaletten mi kaynaklandığı bilinmeyen Bayındır, Kuran'a göre dünyayı güneşin aydınlatmadığını, dünyayı aydınlatanın gündüz denilen varlık olduğunu da söyledi.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi ve Süleymaniye Vakfı Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır, Norveç’in Tromso kentinde yapılan çalışmaların, kutuplarda güneş batmasa da gece, güneş doğmasa da gündüzün olduğunu gösterdiğini söyledi.

Bayındır, Süleymaniye Vakfında yaptığı basın toplantısında, kutup bölgelerinde güneş hareketlerinin namaz ve oruç konusunun tartışılmasına neden olduğunu belirterek, Ocak ayında vakıftan bir heyetin Norveç’e gittiğini ve heyetin buradaki gözlemlerinin ardından, 5 vakit namazın 5’inin de Türkiye’deki derin vadilerde olduğu gibi tespit edilebildiğini kaydetti.

Kutuplarda binlerce Müslüman’ın bulunduğunu ifade eden Bayındır, "Norveç’in Tromso kentinde yaptığımız çalışmalar, bize kutuplarda güneş batmasa da gece, güneş doğmasa da gündüzün olduğunu gösterdi. Kur’an-ı Kerim’e baktığımız zaman da bunu destekleyen ayetler görüyoruz" dedi.

Enbiya Suresi’nin "Geceyi, gündüzü ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzmektedir" mealindeki 33’üncü ayetini hatırlatan Bayındır, gece ve gündüzün güneşe bağlı bir varlık olmadığını, ikisinin de güneşten ayrı bir varlık olarak hareket ettiğini söyledi.

Prof. Dr. Bayındır, şunları kaydetti: "Kur’an-ı Kerim şunu da gösteriyor ki Dünya’yı, Güneş aydınlatmıyor.

Dünya’yı aydınlatan, Güneş ışınlarını aydınlığa çeviren gündüz dediğimiz varlıktır. Gündüz dediğimiz varlık ufkun altında da olsa, bunu aydınlığa çevirmektedir. Karanlığın oluşması, Güneş’in batmasından değil, gece denilen varlığın ortaya çıkmasıdır. Resim ve belgeseller üzerinde yaptığımız çalışmalarda da güneşin tepede olmasına rağmen karanlık olduğunu, Güneş’in yok olmasına rağmen gündüz denilen varlığın ortaya çıktığını görüyoruz. Güneş’ten yansıyan ışınları gündüze çeviriyor." "Kutuplarda namaz vaktinin girmemesi gibi bir şey söz konusu değildir.

Vakitler çıplak gözle bile anlaşılabiliyor" diyen Bayındır, 22-26 Haziran’da Norveç’in Tromso kentinde ikinci bir çalışma yapacaklarını ve bunun kamuoyuna duyurulacağını anlattı.

Bayındır, Kur’an-ı Kerim’de namazın ilk peygamberden son peygambere kadar kesintisiz kılındığının anlatıldığını belirterek, bu vakitlerin herkesi kapsadığını kaydetti.

İÜ Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Adnan Ökten’in bu çalışmalar sonucunda yeni bir takvimin yapılabileceğini söylediğini aktaran Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır, namaz vakitlerinin bölgesel nitelikte hazırlanması gerektiğini söyledi.

Fantastik açıklamalar
Bayındır, daha önce de katıldığı çok sayıda televizyon programında evrenin işleyişi ve dünyanın evrendeki konumuyla ilgili fantastik açıklamalarıyla dikkat çekmişti.

Prof. Dr. Celal Şengör ile yaptığı tartışma ile ünlenen Bayındır, bilimi reddeden görüşler savunmuştu. Bayındır, sıkı bir evrim karşıtı olarak da biliniyor.

(soL-Haber Merkezi)

22 Ekim 2012 Pazartesi

Aleviler "Savaşa Hayır" Dedi

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu öncülüğünde düzenlenen ‘Türkiye’de ayrımcılığa, asimilasyona, savaş kışkırtıcılığına HAYIR’ mitingi on binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. Aleviler 7 ekim'den sonra bu kez de Fransa'da tek ses, tek yürek olarak eşit yurttaşlık taleplerini haykırdılar.



Sabahın erken saatlerinden itibaren Fransa ve Avrupa’nın dört bir yanından Strasbourg’a akın eden Aleviler öğlen saatleri itibariye Strasbourg Belediyesi önünden Avrupa Parlamentosu’na doğru yürüyüşe geçti.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na bağlı Almanya, İsviçre, Hollanda, Belçika, Danimarka, İngiltere, Romanya, İsveç, Avusturya gibi ülkelerdeki federasyonlardan da ciddi bir katılımın olduğu mitinge Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Turgut Öker, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat,Hollanda Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Muharrem Cengiz, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve  Cemevi Başkanı İsrafil Erbil ve konfederasyon yöneticileri İsmail Ataş ve Ali Ertan Toprak’ın yanı sıra Avrupa’daki Federasyonlardan da çok sayıda temsilci katıldı.
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Engin Gündük de Türkiye’den Fransa’ya gelerek Avrupalı Alevilerin sesine ses kattılar.
CHP Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün, Alevi İnanç Önderleri Cafer Kaplan, Dertli Divani, Hıdır Temel, sanatçılar Emekçi, Ali Asker’de miting alanındaydılar.
Miting Dertli Divani ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu İnanç Kurulu Başkanı Cafer Kaplan’ın gülbengi ile başladı.
Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya on binlere seslendi. Avrupa’da yaşayan bir milyon Alevinin kalbinin bugün Strasbourg’da attığını söyleyen Kılıçkaya Avrupa’nın Başkentinde Avrupa Parlamentosu önünde cem olduklarını ifade ederek ‘hizmetleriniz kabul ola’ diye kitleyi selamladı.
Kılıçkaya, Türkiye’de yaşayan yirmi milyon Alevi’nin eşit yurttaşlık talepleri hükümet tarafından yok sayılırken Avrupa’nın bir çok ülkesinde Aleviliğin resmi bir inanç olarak tanınmasından örnekler vererek Türkiye Hükümeti’nin bu yok sayan, ayrımcı politikalarını bir kez daha teşhir etti.
Son bir yıl içerisinde AKP hükümetinin Aleviler başta olmak üzere çeşitli inanç gruplarına ve Türkiye’de ezilen halklar ve toplumsal kesimlere karşı uyguladığı ayrımcı, asimilasyoncu, inkarcı politikalardan rahatsızlık duyan ve bu gidişata dur demek isteyen Aleviler olarak bir araya geldiklerini söyleyen Kılıçkaya, Rosa Luxemburg’un ‘cüret etmek gerek’ sözünden alıntılar yaparak bugün burada cüretkar davrandıklarını belirtti. Bundan sonra’da İstanbul’da, Ankara’da, Bochum’da, bugün Stasbourg’da olduğu gibi bundan sonra da Türkiye ve Avrupa’nın dört bir yanında cüretkar davranarak meydanlara ineceklerini ifade etti.
Artık korkularımızı, acılarımızı cocuklarımıza devretmek istemiyoruz diyen Kılıçkaya Alevilerin tarihe geçmek için değil tarih yazmak için mücadele ettiklerini belirtti. Dindar ve kindar nesil yetiştirme projelerine karşı Aleviler olarak umudun, barışın, cesaretin temsilcileri olmak için yola çıktıklarının da altını bir kez daha çizdi. 
 Türkiye’de yaşayan Alevilerin eşit yurttaşlık çığlığına ses katmak ve Alevilerin karşı karşıya kaldıkları ayrımcı ve asimilasyoncu politikaları Avrupa’nın da gündemine taşımak ve duyarlılık oluşturmak için böyle bir miting organize ettiklerini belirten Erdal Kılıçkaya Avrupa medyası, parlamenterleri ve kamuoyuna da “Avrupa’nın gerçekleri görebilmesi için 21. yüzyılda diri diri yakılmamız mı gerekiyor ?” diye seslendi.  Avrupa kamuoyuna bu hak ihlallerine karşı duyarsız kalmama çağrısında bulundu. 
Cemevlerine yasal statü verilmemesi, Alevi köy ve mahallelerine zorla cami yaptırılması, Diyanet İşleri Başkanlığının laiklik ilkesini ihlal etmesi, asimilasyoncu eğitim politikaları ve zorunlu din dersi uygulamaları ve Alevi inancının yasalarca tanınmaması, son bir yıl içinde Türkiye’nin çeşitli illerinde Alevi evlerine konulan işaretler, Malatya Sürgü’de Alevi aileye yönelik katliam girişimi ve hükümetin Suriye politikası gibi sorunlara dikkat çeken Erdal Kılıçkaya tüm bu ayrımcı uygulamaları, Avrupa kamuoyunun gözleri önünde bir kez daha protesto ettiklerini belirtti. 
Türkiye’de bu baskıların sadece Alevilere yönelik olmadığını da belirten Kılıçkaya, ‘Aynı anda bu baskıları, zulmü, asimilasyonu Kürt halkı da görüyor. Ermeniler, Süryaniler, Rumlar,Emekçiler, kadınlar, gençler herkes bu anti demokratik uygulamalardan nasibini alıyor. Biz Aleviler olarak ezilen tüm hakların uğradığı asimilasyon, baskı ve tecrit politikasına karşı mazlumun yanında yer alıyoruz..’ diye konuştu.
Uludere Katliamı, yok sayılan anadilde eğitim talepleri, 12 Eylül tarihinde başlayan ve hızla yayılan 58 cezaevindeki açlık grevleri, tutuklu gazeteciler, milletvekilleri, politikacılar, kirli bir savaş nedeniyle ülkenin dört bir yanından gelen ölüm haberleri, akan kanın durmaması, Suriye’de son bir yılda otuz bine yakın kişi yaşamını yitirmesine rağmen yapılan savaş kışkırtıcılığı ve Hatay’da yaşananlardan duyulan tedirginlik gibi bir dizi yakıcı soruna da dikkat çeken Kılıçkaya bunların tüm sorumlusu olarak da AKP Hükümeti ve Başbakan’ı gösterdi.

Başbakan'a Hoşgörüsüzlük Ödülü
AKP Hükümeti ve Başbakan’a da bu kara tablo karşısında hoşgörüsüzlük ödülü  verdiklerini söyleyen Erdal Kılıçkaya Pazartesi günü de bu ödüllerini Başbakanlığa göndereceklerini belirtti. Erdal Kılıçkaya’nın konuşması sırasında da mitinge katılan on binler ellerindeki kırmızı kartları kaldırarak Başbakan’a kırmızı kart gösterdiler. 
Başbakan’a layık görülen hoşgörüsüzlük ödülleri ise şöyle, kara bir tablo ve bir şişe içerisinde kan renginde kırmızı boyalı su.
Başbakan’a ve Akp hükümetine halklara yaşatmış oldukları ayrımcı, asimilasyoncu politikalardan kaynaklı kara bir tablo takdim ettiklerini söyleyen Kılıçkaya, bu tablonun renklenmesinin ise AKP hükümetinin elinde olduğuna işaret etti. Ancak Alevilere, Kürtlere, Süryanilere, Ermenilere, tüm haklara, emekçilere, kadınlara, gençlere eşit yurttaşlık haklarını vererek AKP hükümetinin bu tabloyu bir renk cümbüşüne dönüştürebileceğini belirten Kılıçkaya, bir şişede kan renginde boyalı su vererek ise Başbakan’a yaptığı savaş kışkırtıcılığını ve durmayan kanı hatırlatmak istediklerini kaydetti. Başbakan’ın bu kan rengi şişeyi gördükçe belki savaş kışkırtıcılığı bırakmak ve akan kanı durdurmak noktasında somut adımlar atabileceğini hatırlatmak istediklerini de kaydetti.
Erdal Kılıçkaya^nın konuşması boyunca onbinler de kırmızı kartlarını gösterip durdular.

Sanatçılardan Mitinge Destek
Kılıçkaya’nın ardından bir deklarasyon yayınlayarak mitingi desteklediklerini duyuran aralarında Arif Sağ, Erdal Erzincan, Dertli Divani, Musa Eroğlu, Vedat Yıldırım, Cahit Berkay, Pınar Aydınlar, Fazıl Say, Yavuz Bingöl, Hilmi Yarayıcı, Edip Akbayram, Ferhat Tunç, Halil Ergün, Tuncel Kurtiz, Selçuk Yöntem, Derya Alabora, Yaşar Kemal, Fikret Başkaya,Erdoğan Aydın, Yaşar Seyman gibi sanatçı ve aydınların isimleri bir bir okundu.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Turgut Öker de on binlere seslenerek Avrupa’nın her yerinde bu tarz protesto gösterileri düzenleyeceklerini duyurdu. Aleviler olarak taleplerini kendileri gibi ayrımcı ve asimilasyoncu politikalara uğrayan Kürtler, emekçiler, sosyalistler, kadınlar, gençler ve tüm ezilen toplumsal kesimlerle yan yana gelerek haykıracaklarını ve birlikte mücadele edeceklerini ifade eden Öker, Ekim ayının sonunda Berlin’e gelecek olan Başbakan Erdoğan’a da Bochum mitinginde olduğu gibi bir karşılama hazırlığında olduklarını duyurdu. 
Turgut Öker’in bu konuşması ise on binlerce kişinin sloganları ve alkışlarıyla son buldu.

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Selahattin Özel de bir konuşma yaptı. Türkiye’de yaşayan Alevilerin sorunları ve taleplerinden bahseden Özel AKP hükümetinin ayrımcı politikalarına bir kez daha dikkat çekti. Türkiye’de yaşamını yitiren askerlerin cemevlerinden kaldırılmak istenen cenazelerine devlet erkanının katılmama durumunu değerlendiren Özel bu cenazelerin AKP hükümetinin sürdürdüğü savaş politikalarının bir sonucu olduğunu belrterek,’ Başbakan Erdoğan cenazelerimize katılmasın, çünkü sorumlusu bizzat kendisi ve AKP hükümetidir.’ Diye konuştu. Neşet Ertaş’ın cenazesinde yaşananlara da dikkat çeken Özel, ‘Başbakan Erdoğan işini gücünü bırakıp imamlığa soyunuyor’ dedi. 
‘Türkiye’de dertliler çok… Aleviler, Kürtler, gençler, kadınlar, emekçiler, eğitimciler, sağlıkçılar herkes uygulanan politikalardan dertli’  diyen Selahattin Özel Dertli Divani’nin ‘Cahiller kendini aklar, kamiller özünü yoklar’ sözünden de alıntı yaparak ‘Kürdün Alevisi olmaz’, ‘Arabın Alevisi olmaz’ gibi kabullerle Alevilerin ayrıştırılmaya çalışıldığına dikkat çekerek biz Türklüğün birliği değiliz, Türkiye ve Avrupa’da yaşayan Alevilerin birliğiyiz, bundan sonra da mücadelemize böyle devam edeceğiz.’ Diye konuştu.
Mitingde gençler ve çocuklar beyaz barış balonlarını gök kubbeye uğurlayarak bir kez daha barış çağrısında bulundular.
Mitingin en ilgi çekici konuşmalarından biri de CHP Dersim milletvekili Hüseyin Aygün’e aitti. Aygün on binlere Türkiye’de ‘bilinmeyen bir dil’ olarak nitelendirilen kendi ana dili Zazaca ile seslendi. Alevilerin ve Türkiye’de yaşayan tüm ezilmiş halk ve kimliklerin sorunlarından  örnekler veren Aygün Türkiye’de Cemevlerinin sayısı ve durumuna ilişkin de istatistiki bilgiler verdi. Mecliste cemevi talebinde bulunmayı sembolik ve AKP hükümetinin Alevilere yönelik bakışını test etmeye yönelik gerçekleştirdiğini belirten Aygün red kararına ilişkin de dava açtığını ve sürecin takipçisi olduğunu söyledi. Mecliste bu tarz taleplerin sembolik olduğunu ve meclisten bu konularda somut adımlar çıkmayacağını söyleyen Aygün ‘siz ancak kavga ederseniz, haklarınız için mücadele ederseniz, sokaklara çıkarsanız , hakkınızı alabilirsiniz’ mesajında bulundu.
Türkiye’de anti demokratik uygulamaların her geçen gün daha da arttığına dikkat çeken Aygün, ‘kavga etmeye hazır olmalıyız, Ben de bu kavganın, mücadelenin bir neferi olacağım’ sözleriyle konuşmasını bitirdi.
Fransa Dışişleri Bakanı ve Parlamenterlerin de mesajlarının okunduğu miting Alevi kurum Başkanları, sanatçılar, aydınlar ve inanç önderlerinin hep birlikte gök kubbeye beyaz barış güvercini salmalarıyla devam etti. ‘Uyur idik uyardılar’, ‘Uzun ince bir yoldayım’, ‘Gelin Canlar Bir Olalım’ gibi eserlerin on binlerin katılımıyla hep birlikte söylenmesinin ardından miting sona erdi.