osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
osmanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2013 Pazar

OSMANLI'DA TÜRK KAVRAMINA BAKIŞ AÇISI










Osmanlı özellikle 15. yüzyıldan sonra Türk devleti olma niteliğini tümüyle yitirmekle kalmamış, Türklüğe açıkça hakaret eder, söver duruma gelmiştir. Bu durumda Enderun mektepleri, harem ve devşirme uygulamaları son derece etkin rol oynamıştır. Bütün bunları bilerek Osmanlı'da Osmanlı diye tutturanlar bir yana bu yazı bütün bunları henüz bilmeyenler için hazırlanmıştır.

* İbn-i Bibi, Türkler’den, “cahil Türkler”, “müfsid - - Türkmenler”, “çarıklı Türkmenler” diye bahsediyor.

* Kerimüddin Mahmud Aksaraylı Türkleri “Gözün karalığından daha kara olan Türk...”, “Türklerin... o dinsiz zümrenin...”, “mel’un Türkler” ifadeleriyle anıyor.

* Amasyalı Hüseyin b. Ali Fatih, “Tariku’l Edep” adlı çalışmasında “Türk” ve “Türkmen” i iki ayrı etnik grup gibi gösterip bölüyor.

* Şair Baki “Türk ehlinin ey hace biraz başı kabadır.” diye hakaret ediyor.

* Nef’i “Türk’e Hak, çeşmi irfanı haram etmiştir.” diye aşağılıyor.

* Türkleri “çoban köpeği” ne benzeten tarihçi Mustafa Naima Efendi ayrıca “nadan Türk, idraksiz Türk, çirkin suratlı Türk, mel’un Türk” olarak niteliyor.

* Gelibolululu Mustafa Ali, Mevaidü’n Nefais’te “Anadolu, Karaman ve Rum ülkesi adlarını alan pasaklılar halkı elbette kır adamıdırlar. Bunlar, aralarında güzel ve sevimli olanı az görünen, çeşit biçimde çirkin kimselerdir.” diyor.

* “Etrak-ı Bî-idrak” lafının mucidi Hoca Sadettin “hilebaz Türk”, “akılsız Türk”, “aptal Türk”, “kudurmuş kurt”, “aşağılık türediler”, “sırtlan”, “anlayışsız kaltaban” diye nefret kusuyor.

* “Baban da olsa Türk’ü öldür.” diyen Kadimi mahlaslı Hafız Hamdi Çelebi, Hz. Muhammed’in “Türk’ü öldürün kanı helaldir.” dediği iftirasını yayıyor.

* İzvornikli Arnavut Taşlıcalı Yahya karakteri, “Soyu kuruyasıca Türk” diye mısralar düzüyor.

* 1797-1802 yılları arasında Paris’te daimi elçiliğimizi yapan Moralı Seyyid Ali Efendi Çuhadır Ahmet’e “Türk-ü sutür” yani “Hayvan Türk” yakıştırması yapıyor.

* Tokatlı Aşık Nuri Türk’ü hayvana benzeterek şöyle diyor:
“Türk’ün dilberidir gayetle inat
Şehir dili bilmez lisanı kubat
Kelamında eder Türklüğün isbat
Hayvan gibi gözün diker samana”

* 1912’de Sebilürreşat dergisinde çıkan bir yazıda “Türk” kelimesinin kullanılması, dinsizlik, kafirlik sayılıyor.

* 1913 tarihli “Mecmua-i Ebuzziya” dergisinin 94. sayısında, “Bizim Türklüğümüz sembolizmden başka bir şey değildir... Türk falan değil sadece Müslümanız.” deniliyor.

* Bugün “Milli Eğitim Sistemi” ni “milliyetçilik” ten arındıranlar(!), dindar fakat “milli şuur yoksunu” nesiller yetiştirmeye girişenler gibi Prof. Ahmed Naim 1913 yılında yazdığı “İslamda Dava-i Kavmiye” adlı kitabında Türk’e karşı savaş açıp, “Türk’ün geçmişini bilmesine, öğrenmesine lüzum ve ihtiyaç yok, gerekli olan şeriatı öğrenmektir.” diyor.

* 1919-1920 yıllarında şeyhülislamlık yapan ve AKP iktidarında adına vakıf kurulan Mustafa Sabri Efendi, Türk’e Türklük benliğini vermek isteyenlere “soysuzlar” yakıştırmasında bulunuyor. Dahası, tiksintiyle söz ettiği Türklüğünden istifa ediyor:
“Yalnız Müslüman ve insan
Olarak kalmak üzere, Türklükten,
Şeref ve izzetimle istifa
Ediyorum Allah’ın huzurunda
(...)
Tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme
Beni Türk Milletinden addetme!”

ATASEN
Ata Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası

3 Aralık 2012 Pazartesi

Darbe Yiyen Padişahlar






   Muhterem cemaat, biliyorsunuz ki uzun süredir bir darbe edebiyatıdır almış gidiyor.Nereden çıktığı belli olmayan çok gizli tanıklar, yine nereden geldiği belli olmayan çok gizli delillerle yüzlerce insanı zan altında bırakıp, silivrilere hasdallara mahkum ettirdiler.
   Darbe yaptılar, darbe yapacaklardı, darbe yapmayı düşündüler, tasarladılar,tutmasaydık darbe yapmışlardı gibisinden komik suçlamalarla halkın karşısına çıkıp bir de çok mühim birşey yapıyormuş, edasında, adalet ve demokrasi savunuculuğuna geçmiyorlar mı akıl mantık işi değil...
   Başbakan en son Muhteşem Yüzyıl dizisi hakkında göya ecdadımızı savunucu mühim laflar etti.. Ecdadımız ondan soruluyor artık bunu herkes açık ve net biliyor. Kendisi  tarihimizin darbelerden en çok çekmiş en ezilmiş kesiminin lideridir de aynı zamanda. Bu yüzden darbe araştırmalarına çok önem verir. Şimdi ecdadımızın başına neler gelmiş kısaca bir göz atalım.. 


1- Yıl 1402 Osmanlı tahtında I. Beyazıt var; 4. Padişah…..


Ankara Savaşı’nda Timur’a oğlu Mustafa ile tutsak düşmüş tahtında da indirilmiştir böylece…


2- Yıl 1512. Osmanlı tahtında II.Beyazıt var; 8. Padişah….


Oğlu I.Selim tarafından tahtından indirilmiş ve sürüldüğü Demetoka’ya giderken yolda öldürülmüştür. Zehirlenerek öldürülmüş olduğu da söylenir.


3- Yıl 1618. Osmanlı tahtında I.Mustafa var; 15. Padişah…


Akıl hastası olduğu için, Kapıkulu tarafından tahtından indirilmiştir. 1622’de bir kez daha tahta çıkarılmış ve aynı gerekçeyle tekrar indirilmiştir.


4- Yıl 1622. Osmanlı tahtında II.Osman var; 16. Padişah….


Askeri darbeyle tahtından indirilmiş ve ırzına geçilip linç edilerek öldürülmüştür. Orduyu yeniden düzenlemek istediği için başına gelmiştir bunlar…


5- Yıl 1648. Osmanlı tahtında I. İbrahim var; 18. Padişah…


Askeri bir darbeyle tahtından indirilmiş ve boğularak öldürülmüştür….


6- Yıl 1687. Osmanlı tahtında IV. Mehmet var; 19. Padişah…


Kapıkulu tarafından tahtından indirilmiştir…


7- Yıl 1703. Osmanlı tahtında II.Mustafa var; 22. Padişah…


Askeri bir darbeyle tahtından indirilmiştir….


8- Yıl 1703. Osmanlı tahtında III.Ahmet var; 23. Padişah…


Patrona Halil öncülüğünde şeriat isteyenlerin ayaklanmasıyla tahtından indirilmiştir….


9- Yıl 1807. Osmanlı tahtında III. Selim var; 28. Padişah…


Kabakçı Mustafa öncülüğünde şeriat isteyenlerin ayaklanmasıyla tahtından indirilmiştir… Sonrada öldürülmüştür.


10- Yıl 1808. Osmanlı tahtında IV. Mustafa var; 29. Padişah…


Alemdar Mustafa Paşa tarafından askeri bir darbeyle tahtından indirilmiş ve yerine geçen küçük kardeşi II. Mahmut tarafından boğdurulmuştur…


11- Yıl 1876. Osmanlı tahtında Abdülaziz var; 32. Padişah…


Medrese öğrencilerinin ayaklanması sonucu, değişen “Vükela Heyeti”nin kararıyla tahtından indirilmiştir.


12- Yıl 1876. Osmanlı tahtında V.Murat var; 33. Padişah…


Tahta çıkmasından sonra 3 ay içinde akıl hastası olduğunun anlaşılması üstüne “Vükela Heyeti” tarafından indirilmiştir.


13- Yıl 1909. Osmanlı tahtında II. Abdülhamit var; 34. Padişah…


“Mebusan ve Ayan Meclisleri” kararıyla tahtından indirilmiştir…


14- Yıl 1922. Osmanlı tahtında Mehmet Vahdettin var; 36. Padişah…


Büyük Millet Meclisi’nin saltanatı kaldırma kararıyla, kendiliğinden tahtından indirilmiş oldu…






TBMM'nin derhal yeni bir darbe araştırma komisyonu kurarak ecdadımızın zamanında düşürüldüğü bu durumları araştırması gerekmektedir. 


@offluhoca

29 Kasım 2012 Perşembe

Muhteşem Yüzyıl Muhteşem Cehalet


Bu toplumun hemen hiçbir degeri kalmadi: Tek deger, kisilerin ve/veya
gruplarin hak etmedikleri seylere uzanmak için olabilen her yolu
denemesinin en makbul marifet sayilmasidir.


Türkiye rüsvet ve hirsizlikta Avrupa birincisi, dünya dördüncüsüdür.
Dünya ülkeleri arasinda cahillik düzeyiyle en ön saflarda yer aliyor,
dünya üniversiteleri arasinda adi anilabilecek ilk 500 arasinda hiçbir
üniversitesi yoktur.


Basta Cumhurbaskani ve Basbakan olmak üzere devleti yönetenlerin
hakkinda bulunan suç dosyalari nedeniyle dünya birincisidir (Kemal
Baytas, Sözcü 13 Subat 2011).


Içeri atilan gazetecilerin sayisiyla dile gelen aykiri fikre
tahammülde, nihayet Iran ve Çin'in bile gerisine düserek sondan
birinciligi kapti.


Gün geçmiyor ki irzina geçilen kadin, cinsiyet nedeniyle veya töre
denen ahlaksizliklar yüzünden öldürülen kiz ve kadin haberleri
gazetelerimizde, televizyonlarimizda yer almasin.


En son ögrencilerimizi hatta devlete ait kurumlar ve devletin
memurlari eliyle harcamak, onlarin hayatlarini karartmak siradan olay
oldu, bunlari yapan ve kötü niyetleri artik her gün dile gelen akil ve
beceri fakirleri devletin ve hükümetin güvencesi altina alindi.


MHP Grup Baskanvekili Oktay Vural Bey bu konuda devlet
görevlilerinin<> sözlerinde suç ortakliginin dile
geldigini televizyonlardan haykirdi.


Tüm bunlar ne zaman oluyor? Muhafazakâr degerlerimizin sahlandigi,
Atatürk'ün getirdigi akilciliktan hizla uzaklastigimiz bir
dönemde;Türkiye halki tamamen keçileri kaçirdi mi, yoksa bu
ahlaksizliklar zümresi onun gerçek degerlerini mi yansitiyor?


Bence ne biri ne digeri. Halk o kadar cahillesti ki, yaptigi seylerin
veya kendisine yapilanlarin çogunun ahlaksizlik oldugunu, bu
ahlaksizliklarin er veya geç kendisini zarara ugratacagini,
çoluk-çocugunu süründürecegini göremez hale geldi, safsatayla
uyutulmayi tercih eder oldu.


Türkiye halki kravat takar, lüks otomobillerde dolasir, bikinili
hatunlari sosyetik plajlari doldurur veya sehirlerini sekilsiz
gökdelenlerle doldurup oralari <> ederek yasanmaz hale
getirir, ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, sehirlisiyle köylüsüyle
zir cahildir. Kendi tarihinden habersizdir. Aslinda ne dilini, ne
dinini bilir, negeleneklerini tanir, ne de toplumsal degerlerinin
evriminden haberdardir.


Muhtesem Yüzyil diye televizyonlarda alkisladigi dönemde, devletinde
Amerika'dan gelen gümüsün ilk enflâsyonu baslattigini bilmez (çünkü
Avrupali <> dünyayi kesfederken, muhtesem [!] padisahlari
hareminde gönül eglendirmekte, dünyayi ögrenelim diyen Pirî Reis'in
kafasini vurdurmaktadir).


Muhtesem (!) yüzyilda Anadolu'da medrese o kadar ayaga düsmüstür ki,
ögrenci haydutluga baslamistir (buna softa sekâveti denir).


Avrupa'da ilk yenilgimizi Muhtesem (!) Süleyman devrinde aldigimiz
gibi (I.Viyana bozgunu: 1529), Hint Okyanusuna her çikisimizda mini
mini Portekiz'den sopayi yiyip Kizildeniz'e veya Basra Körfezi'ne
tikilisimiz da bu büyük (!) padisah efendimizin devrindedir. Gene onun
zamaninda dünya kesfedilirken, Hint Okyanusu'na kadirga denen
sandallarla açilan ve 1554'te Hindistan'da karaya vuran büyük (!) bir
amiralimiz, yürüyerek üç senede Hindistan'dan Edirne'ye gelmis ve
meshur bir kitap (Mirât-ül Memâlik) yazmisti.


El alemin dünyayi ögrendigi bu dönemde Seydî Ali Reis gazel söyleyip,
eglence partilerini anlatmaktan baska tek bir detayli cografya bilgisi
toplamayi gerekli bulmamisti.


Büyük (!) Sultanimiz Süleyman'in Fransa krali I. François'yi hapisten
bir mektupla kurtardigini okurduk mektepte. O François'nin kurdugu
Collège de France bugün dünyanin en önemli arastirma kurumlarindan
biridir. Bizimkinin hangi kurumu ayakta kaldi? Hangi kurumunun
insanliga bes paralik bir faydasi oldu? Tek becerdigi kalici sey, akli
basinda öz oglu Sehzade Mustafa'yi Hürrem ugruna katlettirip, devleti
bir ayyasa teslim ederek halkinin gelecegini karartmak oldu.


Artik yeter! Bu ve benzeri rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten,
buna karsilik bize bütün dünyada sayginlik kazandiran, aklimizi
kullanip onurlu insanlar olmamizi saglayan Atatürk'ü asagilayan âlim
pozlu, ukala tavirli zir cahilleri her gün halkin karsisina diken
televizyon kanallarindan ve gazetelerden gina geldi. Yükselen
ahlaksizlik grafigimiz kimin eseridir saniyorsunuz? Cehalet tüm
fenaliklarin anasidir. Biz de o anayi besleyip duruyor, onun
tosuncuklarina oylar veriyoruz. Artik yeter! Memleketimde her elimi
attigim yerde cehalet çirkefine bulasmaktan biktim.



Celal Sengör, Bilim Teknoloji (Cumhuriyet) sayi:1258