1 Şubat 2012 Çarşamba

Tommie Smith ve John Carlos 'un Hikayesi

       Gençlik ve serdeki hafif anarşistlik... 1968 olimpiyatlarında 200 metrede altın ve bronz madalya kazanan Amerikalı iki siyah atletin, Tommie Smith ve John Carlos'un siyah deri eldivenli yumrukları havada, başları önde posteri yıllarca hayal dünyamızı ve asıl oda duvarlarımızı süslemişti. 

İtiraf ediyorum ki, Aynur Çağlı'nın o muhteşem haberini okuyana kadar aynı karede önde duran, gümüş madalyalı Avustralyalı beyaz atlete hiç dikkat etmemişim. Adı Peter Norman imiş... 


İşte bu atlet geçen hafta öldü. Haberin ve konunun tekrar gündeme gelmesinin sebebi budur. 

Gelelim hikayeye... Mexico City'de 200 metre finali koşulmuş. Amerikalı (siyah) atletler Tommie Smith ile John Carlos birinci ve üçüncü gelirken, ikinciliği Avustralyalı (beyaz) Peter Norman kazanmış. 

Madalya töreni için bekledikleri sırada, Carlos, Peter Norman'ın yanına gelerek sormuş:
- İnsan haklarına inanıyor musun?
- Evet, inanıyorum.
- Peki ya Tanrı'ya?
- Bütün kalbimle...

Bunun üzerine, iki siyah atlet kafalarındaki eylem planını açıklamışlar, Norman tereddütsüz katılmış:

- Ben eyleminizi destekleyeceğim, bana ne yapmam gerektiğini söyleyin!

İlk defa, o günler için müthiş bir provokasyon hatta devrim sayılacak bir eylem planlıyor iki genç adam: Amerika'daki ırk ayrımcılığını ve siyahlara reva görülen fakirliği ve ikinci sınıf vatandaşlığı protesto edecekler... Ama nasıl? 

Fikir Norman'dan geliyor: bir çift siyah deri eldiven buluyorlar, sağ tekini Tommie, sol tekini John eline geçiriyor; fakirliği sembolize etmek için çıplak ayakla kürsüye çıkıyorlar, başları kederle öne eğik, sıkılı yumruklarını havaya kaldırıyorlar. Önlerinde duran beyaz atlet Peter Norman da, dayanışmasını göstermek için kalbinin üstüne 'İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi Hareketi'nin kokartını iğneliyor. 

Amerikan milli marşı çalarken plan icra ediliyor ve eylem koyuluyor. Ve tabii (hatırlıyorum) dünya birbirine giriyor. Amerika ayağa kalkıyor. Olimpiyatlar bile gölgede kalıyor, dünya gazeteleri yumrukları havada siyah atletlerin fotoğrafını birinci sayfadan veriyor... 

Amerikan Olimpiyat Komitesi iki siyahın spor kariyerini o saniye bitiriyor. Eylem amacına ulaşmış, Amerika'daki zenci azınlığın durumu dünya gündemine girmiştir. Smith ve Carlos spor hayatlarını (ve buna bağlı olarak geleceklerini) feda etmişler ama dünya tarihine geçmişlerdir. Dünyadaki yüz milyonlarca ezilmiş siyahın ilahı haline gelmişlerdir. 

Peki ya Avustralyalı beyaz Peter Norman? Meslektaşım Aynur'un anlattığına göre, Norman'ın da hayatı kararmış. Tommie Smith diyor ki: "Peter, bir beyazdı. O günlerde siyahların haklarını savunma cesareti gösteren, onurlu ve belkemiği sahibi beyaz çok azdı. Peter, Avustralya'ya döndüğünde kimse yüzüne bakmadığı gibi, herkes tarafından yargılandı. Onun da atletizm kariyeri bitti, spor çevrelerinden dışlandı. Tehditler, işsizlik ve tecrit nedeniyle öyle sıkıntılı günler yaşadık ki, üçümüzün de ilk evliliği sona erdi." 

Avustralya Devleti Norman'ı ölene kadar affetmemiş ama... Norman intikamını mezara götürmüş: 1968 Olimpiyatları finalinde ikinci olurken kırdığı 200 metre Avusturalya rekoru hâlâ, 38 yıl sonra kırılamamış. 
Ölene kadar süren 'eylem kardeşliği' 

İki amerikalı ve bir Avustralyalı 'lanetli' atletin o gün başlayan 'eylem kardeşliği' ve dostlukları ömür boyu sürmüş. Aradan geçen 38 yıl boyunca, yazışmışlar, buluşmuşlar, görüşmüşler. 

Ta, geçen hafta, Peter Norman evinin bahçesinde kalp krizi geçirip 64 yaşında ölene kadar.
Ve şimdi, yumrukları havada olan o gençlerin yanına iliştirilmiş fotoya iyi bakın:

Melbourne'de yapılan cenaze töreni. 'Onurlu beyaz atlet' Peter Norman'ın tabutu, Tommie Smith (solda) ve John Carlos'un omuzlarında! Üç 'eylem kardeşi' son kez omuz omuza...


alıntıdır.

29 Ocak 2012 Pazar

2010'da birinci, 2011'de sonuncu oldu


2010'da birinci, 2011'de sonuncu oldu

TUİK dün 2011’in nüfus sayısını açıkladı. 2010 yılının birincisi Bilecik 2011’de nasıl sonuncu oldu?

TUİK dün 2011’in nüfus sayısını açıkladı. Adrese dayalı nüfus sayımına göre çıkarılan veriler tartışmalara yol açtı. Çukurova Üniversitesi’nden Prof. Dr. Adnan Gümüş, verilerin soru işaretleriyle dolu olduğunu belirterek, “2010 yılında nüfusu en fazla artan il olan Bilecik 2011 yılında nasıl sonuncu oldu?” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2011 yılı adrese dayalı olarak yaptığı sayıma göre Türkiye’nin nüfusu 74 milyon 724 bin 269. TÜİK verilerine göre 2010 yılı sayımına göre Türkiye’de 56 ilin nüfusu arttı. 25 ilin de nüfusu azaldı.

Sonuçlar şüpheli

Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi, sosyolog Prof. Dr. Adnan Gümüş, TÜİK tarafından yapılan açıklamayı, 2007 yılından itibaren açıklanan verilerle karşılaştırdı. Gümüş’ün elde ettiği verilere göre sonuçlarda soru işareti var. Özellikle illere göre karşılaştırma yapıldığında ortaya ilginç sonuçlar çıkıyor. Örneğin 2010 yılında Türkiye’de yüzdelik olarak nüfusu en fazla artan il Bilecek. 2010 yılında Bilecik’in nüfusu 23 bin 320 kişi artıyor. Bir başka ifadeyle nüfusunda yüzde 11’lik bir artış oluyor. Bu artış ile Türkiye birincisi oluyor. 2011 yılına gelindiğinde ise nüfusunda 21 bin 532 kişi yani yaklaşık yüzde 9 azalarak Türkiye sonuncusu oluyor. Tunceli’de ise tam tersi bir durum söz konusu. Nüfusu 85 bin olan Tunceli’de 2010 yılında nüfusunda 6 bin 362 kişi azalıyor. 2011 yılında ise 8 bin 363 kişi artıyor.

Ancak afetle olur

Prof. Dr. Adnan Gümüş ortaya çıkan verileri şöyle yorumluyor: “2010’da en fazla nüfus artışı olan 7 il, 2011 yılında en fazla nüfus kaybeden 7 il olmuş. Bir başka veri ise şu. 2011’de nüfusu azalmış 25 ilden 14’nün bir yıl önce nüfusu artmış. Bu tip değişimlerin olması için deprem, savaş, afet gibi özel sebepler olması gerekir. Aksi halde bu tip verilere rastlanmaz. Bu tablo bize ya sayımda hata olduğunu gösteriyor ya da demografik eğilimler değişti.”

"İstanbul’un nüfusu her yıl artıyor"

Prof. Dr. Gümüş, İstanbul’a ayrı bir parantez açıyor. 2008’de İstanbul’un nüfusu 123 bin artıyor. 2009’da ise artış 218 bin. 2010’a gelindiğinde artış 341 bin oluyor. 2011’de ise artış tam 369 bin. Bu verilere göre İstanbul’un nüfusu hep artıyor
.

Öge Demirkan / Vatan

27 Ocak 2012 Cuma

Her Şerde Bir Hayır Var - kıssadan hisse


HER ŞEYİN HAYIRLISI
Zamanın birinde bir padişah yaşarmış. Padişah avlanmayı çok sever, sık sık avlanırmış. Padişahın aklı-selim, "Her şeyin hayırlısı, her şeyde bir hayır vardır." cümlesini dilinden düşürmeyen bir de veziri varmış. Padişahın başına bir şey gelse vezir hep ; "Padişahım üzülmeyin her şeyde bir hayır vardır." dermiş. Padişah da vezire bu yüzden çok kızarmış.

Yine bir gün padişah vezirine "bugün ava nereye gidelim" diye sormuş, vezir bir yer tarif etmiş. Oraya gitmişler fakat avlanırken padişah elinden yaralanmış, eli kanamış ve elinin yarasını sarmışlar. Padişah vezirine kızmış, "senin yüzünden oldu" demiş. Vezir yine aynı cevabı vermiş ; "Her işte bir hayır vardır padişahım, üzülmeyin." demiş.

Bunun üzerine padişah vezire çok kızıp, ben elimi kesiyorum, sen bana "Her işte bir hayır vardır" diyorsun deyip veziri zindana attırmış. Vezir zindana giderken yine "Her işte bir hayır vardır" deyip gitmiş. Padişah yine öfkelenmiş, "adamı zindana attırıyorum adam yine aynı şeyi söylüyor" demiş.

Padişah avlanmak için az bir adamla başka insan ayağı değmemiş bir yere gitmiş, avlanırken oranın yerlileri bunları faka bastırıp, esir etmişler. Yerliler her gün bir esiri kendi inançları gereği kurban ediyorlarmış, sıra padişaha gelmiş ama onu serbest bırakmışlar. Çünkü yerlilerin inancına göre sakat veya, bir yeri yaralı adamdan kurban olmazmış.

Padişah vezirini düşünüp ona hak vermiş. Hemen ülkesine dönüp vezirini serbest bıraktırmış. Ama yine soruyu sormuş; "Hadi benim elimin kesilmesini anladık, peki senin zindana girmendeki "hayır" nedir demiş.

Vezir de; "bende zindana girmeyip sizinle gelseydim, yerliler şimdi diğerleri gibi beni de kurban etmiş olacaklardı demiş."

Ders alıp, öğüt çıkaranlara ne mutlu…